Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi 1962 yılında kuruldu. Aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Bölümüne Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları adına Araştırma Görevlisi Doktor alındı. Burada eğitimlerini tamamlayan Atatürk Üniversitesi öğretim elemanları 1966 yılında Erzurum’a gelerek Erzurum Numune Hastanesinde göreve başladı. 01 Ocak 1978’e kadar Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Erzurum Numune Hastanesi Binasında eğitim, öğretim ve hasta bakımını sürdürdü. 01 Ocak 1978’de hastane şimdiki hizmet verdiği Yakutiye Araştırma Hastanesine taşındı.

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalına bağlı olarak Hematoloji Bilim Dalı, Onkoloji Bilim Dalı, Nefroloji Bilim Dalı, Gastroenteroloji Bilim Dalı, Endokrinoloji Bilim Dalı, Geriatri Bilim Dalı ve Palyatif Bakım Kliniği bulunmaktadır. Ayrıca kliniğimize bağlı Yoğun Bakım Ünitesi, Endoskopi Laboratuarı, Kan Merkezi, Diyaliz Ünitesi, Kemik İliği Nakil Merkezi ve Ayaktan Kemoterapi Ünitesi bulunmaktadır.

       Öğretim Üyeleri

  1. Prof.Dr. Fuat ERDEM (Anabilim Dalı Başkanı)
  2. Prof.Dr. Güngör AKÇAY
  3. Prof.Dr. Salim Başol TEKİN
  4. Prof.Dr. İlyas ÇAPOĞLU
  5. Prof.Dr. İlhami KİKİ
  6. Prof.Dr. Ömer YILMAZ
  7. Prof.Dr. Habib BİLEN
  8. Prof.Dr. Hakan DURSUN
  9. Prof.Dr. Fatih ALBAYRAK
  10. Prof.Dr. Abdullah UYANIK
  11. Prof.Dr. Mehmet BİLİCİ
  12. Doç.Dr. Erdem ÇANKAYA
  13. Doç.Dr. Pınar TOSUN TAŞAR
  14. Dr.Öğr.Üyesi Arzu BİLEN
  15. Dr.Öğr.Üyesi Bülent ALBAYRAK
  16. Doç.Dr. Can SEVİNÇ
  17. Dr.Öğr.Üyesi Gülden SİNCAN
  18. Dr.Öğr.Üyesi Özlem KUDAŞ

 

      Asistan Doktorlar

Arş. Gör. Dr. Aysu TİMUROĞLU
Arş. Gör. Dr. Hacer AYDIN FERAH
Arş. Gör. Dr. Zeynep TÜZÜN
Arş. Gör. Dr. Zekeriya HANNARİCİ
Arş. Gör. Dr. Muhammed Recai AKDOĞAN
Arş. Gör. Dr. Yunus ÇETİN
Arş. Gör. Dr. Aykut TURHAN
Arş. Gör. Dr. Murat ALTUNOK
Arş. Gör. Dr. Esra GÜNGÖR ALBAYRAK
Arş. Gör. Dr. Büşra AKPINAR
Arş. Gör. Dr. Alperen Akansel ÇAĞLAR
Arş. Gör. Dr. Mehmet Emin BÜYÜKBAYRAM
Arş. Gör. Dr. Tuğçe Nur ALPAĞUT
Arş. Gör. Dr. Murat Furkan VURAL
Arş. Gör. Dr. Şeyma TOPAL
Arş. Gör. Dr. Enes YÜKSEL
Arş. Gör. Dr. Nurullah ÇOMAKLI
Arş. Gör. Dr. Mevlüt ÜNEŞ
Arş. Gör. Dr. Ahmet İsa CANATAN
Arş. Gör. Dr. Hüsnü Serdar KIZILTUNÇ
Arş. Gör. Dr. Abuzer ÇEKİCİ
Arş. Gör. Dr. Simay SEYHAN
Arş. Gör. Dr. Eşref Serhat ELGÜN
Arş. Gör. Dr. Mehmet Batuhan DUMAN
Arş. Gör. Dr. Emre EKEN
Arş. Gör. Dr. Mediha Nur KARAKÖSE
Arş. Gör. Dr. Esra ALTINTAŞ KUŞKAPAN
Arş. Gör. Dr. Emel AYVAZ
Arş. Gör. Dr. Hakan ERTAN
Arş. Gör. Dr. Aynur DAŞDAN
Arş. Gör. Dr. Taha Burak URVASIZOĞLU
Arş. Gör. Dr. Burcu BİNİCİ
Arş. Gör. Dr. Canan DİNAR AYMAN
Arş. Gör. Dr. Muhammet Furkan TOPALOĞLU
Arş. Gör. Dr. Muhammed Emin SOYDAN
Arş. Gör. Dr. Selçuk USTA
Arş. Gör. Dr. Betül KUZEYLİ
Arş. Gör. Dr. Elif CEYLAN
Arş. Gör. Dr. Şeyma ÇAKMAK
Arş. Gör. Dr. Ufuk TUTUCU
Arş. Gör. Dr. Hümeyra AKYÜZ AMİL
Arş. Gör. Dr. Onur ERCAN
Arş. Gör. Dr. Kübra NAKTİYOK
Arş. Gör. Dr. Yusıf KERIMOV
Arş. Gör. Dr. Abdulkadir FIRAT
Arş. Gör. Dr. Gamze DOĞANAY
Arş. Gör. Dr. Göktuğ CEYLAN
Arş. Gör. Dr. Furkan BAL
Arş. Gör. Dr. Javidan IBRAHIMOV

 

  1. Bölgemizdeki Hematolojik Hastalıkların (anemi, lenfoma, lösemi…) tanı, tedavisi ile ilgili; kemik iliği nakil merkezi, ayaktan tedavi ünitesi, klinik ve poliklinikleriyle hastalarımıza hizmet verilmektedir.
  2. Bölgemizdeki Onkolojik Hastalıkların (akciğer, meme, mide, prostat kanserleri…) tanı, tedavisi ile ilgili; ayaktan tedavi ünitesi, klinik ve poliklinikleriyle hastalarımıza hizmet verilmektedir.
  3. Bölgemizdeki Endokrinolojik Hastalıkların (diyabetes mellitus, tiroid hastalıkları, hipofiz hastalıkları…) tanı, tedavisi ile ilgili; diyabet eğitim odası, klinik ve poliklinikleriyle hastalarımıza hizmet verilmektedir.
  4. Bölgemizdeki Nefrolojik Hastalıkların (akut ve kronik böbrek yetmezlikleri, glomerulonefritler, renal transplant hazırlık…) tanı, tedavisi ile ilgili; diyaliz ünitesi, klinik ve poliklinikleriyle hastalarımıza hizmet verilmektedir.
  5. Bölgemizdeki Gastroenterolojik Hastalıkların (mide, safra kesesi ve karaciğer hastalıkları, hepatitler…) tanı, tedavisi ile ilgili; endoskopi, kolonoskopi, ERCP, EUS gibi girişimsel işlemlerin yapıldığı endoskopi ünitesi, klinik ve poliklinikleriyle hastalarımıza hizmet verilmektedir.
  6. Bölgemizdeki Geriatrik Hastalıkların (idrar kaçırma, uyku bozuklukları, beslenme problemleri…), Palyatif bakım gerektiren hastalıkların (son dönem malignite, dekompanze kalp yetmezliği, ileri evre demans, Parkinson, ileri evre kronik hastalıkları olan hastaların malnutrisyon, dekübit yarası, ağrı…) tanı, tedavisi ile ilgili; klinik ve poliklinikleriyle hastalarımıza hizmet verilmektedir.
  7. Bölgemizdeki Genel dahiliye hastaları için klinik ve poliklinikleriyle hastalarımıza hizmet verilmektedir.
  8. Bölgemizdeki Dahili hastalıklardan dolayı yoğun bakım ihtiyacı olan ve yattıktan sonra yoğun bakım ihtiyacı olan hastalara yoğun bakım kliniği tarafından hizmet verilmektedir.

           LENFOMA

         Genel Tanım: Vücudumuzda lenfosit adı verilen, bağışıklık sisteminin bir parçası olarak hastalıklarla savaşan beyaz kan hücreleri vardır. Lenfoma lenfositlerin kanserleşerek kontrolsüz çoğalmasıdır. Hodgkin ve nonhodgkin lenfoma olmak üzere iki alt tipi vardır.

         Nedenleri: Lenfoma hastalığının kesin nedeni bilinmemektedir. Ancak çeşitli virüsler, immün yetmezlik durumu, ailede nonhodgkin lenfoma öyküsü, benzen gibi bazı kimyasal maddeler, erkek cinsiyet ve ileri yaş hastalığın nedenleri arasındadır.

         Belirtileri: İlk şikayet genellikle ağrısız lenf bezi büyümesidir. Göğüs kafesi veya karın boşluğu içindeki lenf bezleri de büyüyebilir. Bu nedenle öksürük, nefes darlığı, yüz ve boyunda şişlik, karında şişkinlik, karın ağrısı olabilir. Hastaların bir kısmında ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı gelişebilir.

        Tanı: Lenfoma hastalığının kesin tanısı ve tiplendirilmesi için mutlaka patolojik inceleme gerekir. Büyüyen lenf bezinin mümkünse tamamı değilse bir kısmı cerrahi işlemle çıkarılarak histopatolojik inceleme ile tanı konulur. Hastanın PET-CT görüntülemesi yapılır ve hastalık evrelendirilir.

      Tedavi: Lenfoma tedavisi kemoterapi ve/veya radyoterapi ile yapılır. Hastalığın evresi, hastalığın alttipi, hastanın yaş ve performans durumuna göre verilecek tedavi belirlenir. Hodgkin lenfoma da erken evrede tedavi ile olguların yaklaşık %80’in de şifa sağlanır. Nonhodgkin lenfomanın ise saldırgan ve yavaş seyirli formları vardır. Saldırgan veya agresif nonhodgkin lenfoma olgularında tedavi ile %30-60 şifa sağlanır. Hastalığın yavaş seyirli formlarında ise tam şifa sağlanamamasına rağmen hastalığın prognozu çok iyidir. Bazı yavaş seyirli lenfoma olgularına ise bekle-gör yaklaşımı uygulanır. Bu hastalar kemo-radyoterapi verilmeden düzenli aralıklarla takip edilirler. Ayrıca lenfomaların tedavisinde akıllı ilaç denilen hedefe yönelik tedavilerde uygulanabilir. Akıllı ilaçların damardan verilen (intravenöz) ve tablet olan formları mevcuttur.

          Korunma: Özel bir korunma yolu yoktur. Ancak erken tanı çok önemli ve hayat kurtarıcıdır.

         

           LÖSEMİ

       Genel Tanım: Lösemi kan kanseri veya kemik iliği kanseri olarak da bilinir. Kemik iliğinde bulunan kök hücrelerin çeşitli nedenlerle gelişim ve farklılaşmasının durması sonucu blast dediğimiz kanser hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıdır. İlerleyici bir hastalıktır ve tedavi edilmemesi ciddi problemlere yol açar. Lösemiler akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılır. Akut lösemiler hızlı seyreder ve kısa sürede bulgu ve belirti verir. Kronik lösemiler ise yavaş ilerler. Hem akut hem de kronik lösemiler myeloid ve lenfoid olmak üzere ikiye ayrılır.

        Nedenleri: Lösemi nedenleri henüz tam olarak bilinmemektedir. Ancak radyasyon maruziyeti, genetik yatkınlık, benzen gibi kimyasal maddeler, çeşitli virüsler hastalık nedenleri arasında yer alır.

        Belirtileri: Akut lösemi belirtileri; sıklıkla kemik iliğinde blast denilen kanser hücrelerinin artması nedeniyle normal kan hücrelerinin azalmasına bağlıdır. Kırmızı kan düşüklüğüne bağlı olarak halsizlik, yorgunluk, çarpıntı olabilir. Beyaz kan düşüklüğü enfeksiyona yatkınlığa neden olur. Enfeksiyon bulgusu olarak ateş, boğaz veya karın ağrısı, öksürük, abse gibi bulgular olabilir. Trombosit değerinin düşmesine bağlı olarak ise ciltte kanama, ağız içi mukozada kanama, idrar ve büyük abdestten kan gelmesi görülebilir. Daha nadiren lenf bezlerinde şişlik, karında şişkinlik, erken doyma, diş eti hipertrofisi, bilinç değişikliği olabilir. Kronik lenfoid lösemi sıklıkla lenf bezi büyümesi, dalak ve karaciğer büyümesine yol açar. Kronik myeloid lösemi ise dalak büyümesine bağlı erken doyma, karında şişkinlik, terleme gibi şikayetlere neden olur.

        Tanı: Akut lösemi tanısı periferik kan ve kemik iliği incelemesi ile konulur. Hastadan alınan 1 damla kan ile lam denilen cama damlatılır. Özel boyalarla boyanır ve mikroskop ile incelenir. Bu incelemede blast denilen kanser hücreleri görülür. Bazan akut lösemi hastalarında periferik yayma da blast görülmeyebilir. Akut lösemi tanısında altın standart kemik iliği incelemesidir. Kemik iliğinden kan alınmasına aspirasyon, ilikten biyopsi yapılması işlemine ise kemik iliği biyopsisi denilir. Kemik iliği aspirasyonu ile alınan kan örneği flow sitometri laboratuvarında incelenir ve hem akut lösemi tanısı konulur hem de löseminin myeloid ve lenfoid tip ayrımı yapılır. Kemik iliğinden alınan kan örneği genetik labaratuvarına gönderilerek genetik testler yapılır. Genetik testler hastalığının prognozunun belirlenmesinde ve takibinde önemlidir. Kemik iliği biyopsi örneği ise patoloji laboratuvarında özel boyama işlemleri yapılarak incelenir ve hem akut lösemi tanısı konulur hem de hastalığın alt tipi belirlenir. Kronik lösemi de ise genellikle lökosit değeri yüksektir. Kronik lenfositik lösemi de lenfosit, kronik myeloid lösemide nötrofil, monosit, eozinofil ve bazofil sayısı yüksektir. Kronik lenfositik lösemi tanısı hastadan alınan kanın flow sitometrik incelemesi ile konulur. Kronik myeloid löseminin kesin tanısı ise hastadan alınan kan örneğinin genetik laboratuvarda incelenerek genetik anormalliğinin saptanması ile konulur.

      Tedavi: Akut lösemi tedavisinde kullanılacak ilaçlar ve tedavi süresi löseminin alt tipine, hastanın yaş ve performans durumuna göre belirlenir. Akut lösemi tedavisi kemoterapi ile yapılır. Akut lenfoid lösemi tipinde santral sinir sistemini korumak için özel tedavi verilir. Damar yoluyla verilen kemoterapi akut myeloid lösemi ile yeterlidir. Ancak akut lenfoid lösemide damar yolu ile verilen kemoterapi tamamlandıktan sonra 2 yıl süre ile ağızdan tablet olarak verilen ilaçlar ile tedaviye devam edilir. Kronik myeloid lösemide tirozin kinaz inhibitörleri olarak adlandırılan hedefe yönelik ilaçlar tablet şeklinde ömür boyu verilir. Kronik lenfoid lösemi de ise hastalığın evresine göre tedavi kararı verilir. Kronik lenfoid löseminin tedavisi de kemoterapidir. Gerek akut gerekse kronik lösemi de kemoterapiye yeterli yanıt alınamadığı durumlarda kök hücre nakli yapılır.

           

          SİROZ

        Tanım: Kronik karaciğer hastalığı olarak da adlandırılan siroz, karaciğerde ileri derecede kalıcı hasar oluşumuna verilen isimdir. Bunun sonucunda karaciğerin yapısal fonksiyonlarında çeşitli bozulmalar oluşur ve normal işlevlerini yerine getiremez.

       Nedenleri: Sirozun bilinen en yaygın sebebi kronik alkol kullanımıdır. Aşırı alkol kullanımının haricinde en önemli siroz nedenlerinden bir tanesi de Hepatit B ve Hepatit C gibi kronik viral hepatitlerdir. Siroz hastalarının yaklaşık %10-15’lik bir kısmında ise yapılan tüm araştırmalara rağmen herhangi bir nedene rastlanılamamakta ve bu duruma nedeni belli olmayan siroz hastalığı (kriptojenik siroz) denmektedir.

     Belirtileri: Siroz erken dönemde genellikle belirti vermez. Fakat hastalık ilerledikçe ve karaciğerde oluşan harabiyet düzeyi arttıkça görülen belirtilerde ve bu belirtilerin şiddetinde artış gözlenir. En sık görülen siroz belirtileri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  1. İştah ve kilo kaybı
  2. Bulantı ve kusma, sürekli halsizlik hissi
  3. Bacaklarda şişme – ödem oluşumu
  4. Karında asit (sıvı) birikimi nedeniyle şişme
  5. Kas kaybı
  6. Kansızlık
  7. Sarılık, Kaşıntı
  8. Ciltte morarma ve kanamalar

       Tanı: Hastalığın teşhisinde öykü ve elle muayenenin önemli bir yeri vardır. Siroz hastalarında rastlanan karaciğer sertliği, büyümesi, karaciğer kenarlarının belirginleşmesi, dalak büyümesi ve karında sıvı birikimi elle muayene sırasında saptanabilir. Ayrıca sarılık, ödem ve vücutta morarmalar da ilk muayenede göze çarpan teşhis kriterleri arasında yer alır. Hekim tarafından yapılan muayenenin yanı sıra ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi gibi diğer görüntüleme yöntemleri, çeşitli kan tahlilleri ve biyopsi sonucunda siroz hastalığının kesin teşhisi konulabilir.

       Tedavi: Karaciğere yük oluşturabilecek her türlü besinden, gereksiz ilaç kullanımından ve alkol tüketiminden kaçınmak siroz hastalarında en önemli tedavi ilkesini oluşturur. Siroz otoimmün kaynaklı ise bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar ile tedavi, viral hepatitlerden kaynaklanıyorsa antiviral ilaç tedavisi uygulanır. İleri düzey karaciğer harabiyeti olan siroz hastalarında ise hekim önerisi ile karaciğer nakli gerekebilmektedir.

        Korunma: Sirozun en yaygın üç nedeni olan; alkolizm, Hepatit B ve C’nin önlenmesi beraberinde sirozun önlenmesi anlamına gelir. Alkol tüketiminin sonlandırılması, Hepatit B için aşı veya antiviral ilaç kullanılması ve Hepatiti C için de yeni kuşak antivirallerin kullanılması korunmada en önemli belirleyicilerdir.

     

         İLTİHABİ BAĞIRSAK HASTALIKLARI

       Tanım: İltihabi bağırsak hastalıklarının nedeni kesin olarak bilinmeyen, bağışıklık sisteminde sorunlar, kalıtımsal nedenler ve çevresel faktörler ile oluştuğu düşünülen crohn hastalığı ile ülseratif kolit hastalıklarını tanımlamak için kullanılmaktadır.

       Belirtileri: Karın ağrısı veya kramp, şişkinlik, Kansızlık, İştahsızlık ve kilo kaybı, İshal veya kabızlık, Dışkıda kan, ateş ve titreme

    Tanı: Crohn hastalığı ve ülseratif kolit tanısında, çeşitli kan testleri (lökosit, albümin, kolesterol, magnezyum, enfeksiyonu gösteren test CRP, vs) ile görüntüleme amaçlı çeşitli tetkikler (bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, gastroskopi, vs) istenebilir. Her iki hastalığın kesin tanısı; kolonoskopi tetkikinde alınan biyopsilerin değerlendirilmesi ile konuluyor.

    Tedavi: Ülseratif kolit kronik bir hastalıktır. Ülseratif koliti tedavisi genellikle ilaç, diyet ve cerrahi yöntemi kapsamaktadır. Crohn hastalığının tedavisinde ise steroid (kortizol), bağışıklık sistemine yönelik ilaçlar ve biyolojik ilaçlar kullanılır. Fistül, bağırsak tıkanıklığı veya bağırsak delinmesi olursa cerrahi müdahale gerekebilir.

             

          DİABETES MELLİTUS

        Tanım: Diyabet, insülin eksikliği ya da insülin etkisindeki defektler nedeniyle organizmanın karbonhidrat (KH), yağ ve proteinlerden yeterince yararlanamadığı, sürekli tıbbi bakım gerektiren, kronik, geniş spektrumlu bir metabolizma bozukluğudur. Hastalığın, akut komplikasyon riskini azaltmak ve uzun dönemde tedavisi pahalı ve kronik (retinal, renal, nöral, kardiyak ve vasküler) sekellerinden korunmak için sağlık çalışanları ve hastaların sürekli eğitimi gerekir.

         Belirtiler:

       Klasik belirtiler: Çok su içme, çok idrara çıkma, çok yemek yeme veya iştahsızlık, halsizlik, çabuk yorulma, ağız kuruluğu, gece idrara çıkma.

      Daha az görülen belirtiler: Bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, inatçı enfeksiyonlar, tekrarlayan mantar enfeksiyonları ve kaşıntı.

       Tanı: Sağlıklı bir bireyin kan şekeri düzeyi 8 saatlik açlık sonrası <100 mg/dl’dir ve tokluk halinde (yemekten iki saat sonra) 140 mg/dl’nin üstüne çıkmaz.

         Bir kişinin diyabetli olup olmadığı açlık kan şekeri ölçümü, veya 75 gram glukoz ile Oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT) (şeker yükleme testi) yapılarak saptanır. Açlık kan şekeri ölçümü 100-125 mg/dl olması veya şeker yükleme testi ile 2. saat bakılan kan şekerinin 140-199 mg/dl arasında olması pre-diyabet (toplumda gizli şeker olarak ta bilinir) olarak adlandırılır. Açlık kan şekeri ölçüm sonucunun iki kez ≥ 126 mg/dl olması veya rastgele bir zamanda bakılan kan şekeri ≥ 200 mg/dl iken çok su içme, çok idrara çıkma, çok yemek yeme, gece idrara çıkma, ağız kuruluğu gibi semptomların eşlik etmesi veya şeker yükleme testi ile 2.saat ölçülen kan şekerinin ≥ 200 mg/dl olması diyabet tanısı koydurur.

            HbA1c diyabetik hastanın takibinde değerli olup üç aylık kan şekeri ortalaması hakkında fikir verir.

            Diyabet tipleri

           Tip 1 diyabet: Mutlak insülin eksikliğine neden olan pankreas beta hücre yıkımı vardır. Daha çok çocuklarda ve genç yaşlarda ortaya çıkar

          Tip 2 diyabet: İnsülin direnci zemininde ilerleyici insülin salgılanma defekti ile karakterizedir. Toplumda yaygın olarak görülen tiptir ve daha çok erişkinlerde görülür. Tip 2 diyabet erken dönemde tanı konulursa yaşam şekli değişikliği (diyet ve egzersiz) ve gerekirse ilaç tedavisi ile büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalıktır.

            Gebelik sırasında ortaya çıkan diyabet (Gestasyonel diabetes mellitus)

          Diğer spesifik diyabet tipleri

            TİP 2 Diyabet Taraması

          Tüm yetişkinler demografik ve klinik özelliklerine uygun olarak tip 2 diyabet risk faktörleri açısından değerlendirilmelidir. Diyabet riski yüksek bireyler aşağıda verilmiştir

            Diyabet riski yüksek bireyler

  1. Ülkemizde 40 yaş üzeri toplumun %10’dan fazlasında diyabet bulunduğu için kilosu ne olursa olsun, 40 yaşından itibaren 3 yılda bir, tercihen Açlık plazma glukozu ile diyabet taraması yapılmalıdır.
  2. Vücut kitle indeksi ≥25 kg/m2 olan asemptomatik kişilerin, aşağıdaki risk gruplarından birine

dahil olmaları halinde, daha genç yaşlardan itibaren ve daha sık (örneğin yılda bir kez) diyabet yönünden araştırılmaları gerekir.

  1. Birinci ve ikinci derece yakınlarında diyabet bulunan kişiler
  2. Makrozomik (doğum tartısı 4.5 kg veya üzerinde olan) bebek doğuran veya daha önce gebelikte diabetes mellitus tanısı almış kadınlar
  3. Hipertansiyonu olan bireyler (Kan Basıncı ≥140/90 mmHg)
  4. Dislipidemikler (HDL-kolesterol <35 mg/dl veya trigliserid ≥250 mg/dl)
  5. Polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlar
  6. İnsülin direnci ile ilgili klinik hastalığı veya bulguları bulunan kişiler
  7. Koroner, periferik veya serebral vasküler hastalığı bulunanlar
  8. Düşük doğum tartılı doğan kişiler
  9. Sedanter yaşam süren veya fizik aktivitesi düşük olan kişiler
  10. Doymuş yağlardan zengin ve posa miktarı düşük beslenme alışkanlıkları olanlar
  11. Şizofreni hastaları ve atipik antipsikotik ilaç kullanan kişiler
  12. Solid organ (özellikle böbrek) nakli yapılmış hastalar
  13. Uzun süreli kortikosteroid ya da antiretroviral ilaç kullanan hastalar
  14. Daha önce prediyabet saptanan bireylerde yılda bir kez diyabet taraması yapılmalıdır.
  15. Daha önce Gebelikte diabetes mellitus tanısı almış kadınlarda üç yılda bir diyabet taraması yapılmalıdır.

          Tedavi: Temel olarak yaşam tarzı değişikliği, tıbbi beslenme tedavisi ve gerektiğinde ilaç tedavisinden oluşur.

          Diyabetli bireyler için egzersiz önerileri

     – Erişkin diyabetlilerin, 48 saatten fazla ara verilmeyecek biçimde, en azından haftada 3 gün ve toplam 150 dakika olacak şekilde, orta yoğunlukta (maksimum kalp hızının %60-75’i, yaşlılarda %50-70’i kadar) egzersiz yapmaları sağlanmalıdır (Maksimal Kalp Hızı =220 – Yaş).

      -Egzersize hafif şiddette başlanmalı, orta şiddete doğru yavaş yavaş artırılmalıdır.

      – Herhangi bir kontrendikasyon yoksa, diyabetli hastaların haftada 2-3 gün direnç

egzersizleri yapmaları sağlanmalıdır.

      – Esneklik ve denge egzersizleri ileri yaştaki hastalar başta olmak üzere diyabetli hastalarda eklem mobilitesini artırır. Bu egzersizlerin esneklik, kuvvet ve dengenin arttırılması için (aerobik ve direnç egzersizlerini aksatmama koşulu ile) haftada 2-3 gün yapılması önerilir.

      – Diyabeti veya prediyabeti olan bireyler gün içinde 30 dakikadan fazla hareketsiz oturmamalı, kısa süreli de olsa ayağa kalkmalı veya dolaşmalıdır.

         Diyabet tedavisinde makro besin ögeleri

        -Enerjinin Karbonhidrat, protein ve yağdan sağlanacak oranları, beslenme alışkanlıklarına, metabolik hedeflere ve diyabetli bireyin tercihlerine göre değişebilir. Standart bir dağılıma göre öneriler yapmak doğru değildir. Enerji gereksiniminin %45-60’ı Karbonhidratlardan, %10-20’si proteinlerden, %20-35’i yağlardan karşılanabilir. Enerjinin <%30’unun yağlardan, <%7’sinin doymuş yağlardan sağlanması ve trans yağ alımının <%1 olması kalp damar hastalıklarının önlenmesinde etkilidir.

     -Çok düşük Karbonhidratlı diyetler, vitamin, mineral, posa ve enerji kaynağı olan çok fazla sayıda besinin tüketimini sınırlandırdığı için önerilmez.

          Diyabetin önlenmesi için öneriler

      -Tip 2 diyabet yönünden yüksek riskli bireylerde, 6 ay içinde % 7-10 ağırlık kaybı sağlayacak, ağırlık kaybını koruyacak haftada en az 150 dk düzenli fiziksel aktivite ile birlikte yağ ve enerji alımını azaltacak şekilde yaşam tarzı değişikliklerini oluşturmayı hedefleyen yapısallaştırılmış programlarla diyabet gelişme riski azaltılabilir.

     – Alternatif Sağlıklı Beslenme İndeksi ile değerlendirilen genel olarak tüketilen besinin kalitesi (tam taneli tahıllar, kuru baklagiller, yağlı tohumlar, meyveler, sebzeler, az miktarda rafine ve işlenmiş yiyecekler) önemlidir.

      -Tip 2 diyabet yönünden yüksek riskli bireyler, her 1000 kcal için 14 g diyet lifi tüketimi sağlamaları ve tahıl alımının yarısını tam taneli tahıllardan karşılamaları konusunda desteklenmelidir.

       – Tip 2 diyabet yönünden yüksek riskli bireylere, şeker ile tatlandırılmış içecek tüketimini sınırlandırmaları için gerekli eğitim verilmelidir.

      – Prediyabetli bireylerde Akdeniz tipi beslenme modeli, düşük kalorili, düşük yağlı yeme planı faydalı olabilir. Düşük Karbonhidratlı (özellikle <%35 karbonhidrat içeren) beslenme modelinin önerilebilmesi için kanıtlar yetersizdir.

       – Düşük glisemik yüklü diyetlerin diyabet riskini azalttığına dair yeterli veri yoktur. Ancak, liften ve diğer önemli besin öğelerinden zengin düşük glisemik indeksli besinlerin tüketimi önerilebilir.

      – Yağlı tohumlar, çilek gibi yumuşak meyveler, yoğurt, kahve ve çay tüketimi diyabet riskinin azalması, kırmızı et ve şekerle tatlandırılmış içecekler risk artışı ile ilişkilidir.

     – Bazı gözlemsel çalışmalar, az miktardaki alkol alımının tip 2 diyabet riskini azaltabileceğini bildirse de klinik veriler, diyabet riski olan bireylere alkol tüketiminin önerilmesini desteklememektedir.

       – Tip 1 diyabetin önlenmesi ile ilişkili herhangi bir beslenme önerisi yoktur. Çalışmalarda anne sütü ile beslenen çocuklarda tip 1 diyabet görülme sıklığının daha düşük olduğu gösterilmiştir.

      -Gençlerde tip 2 diyabetin önlenmesi ile ilişkili spesifik öneri olmamakla birlikte, normal büyüme ve gelişmeyi sağlayacak ve koruyacak beslenme önerileri ile yetişkinler için etkili olduğu gösterilen yaklaşımlar uygulanabilir.

       

        MEME KANSERI

       Genel Tanım: Meme kanseri özellikle kadınlarda sık görülen kanserlerden biri olmakla beraber daha nadir olarak erkeklerde de görülebilir. Meme kanserleri, meme dokusundaki hücrelerin anormal özellikler kazanmasıyla gelişen kanserlerdir.

           Nedenleri

  1. Aşırı kilo veya obezite
  2. Yetersiz fiziksel aktivite
  3. Alkol
  4. Geç doğum yapmak veya hiç doğum yapmamış olmak
  5. İlk adetin erken yaşlarda olması
  6. Menapoza girme yaşının ileri olması
  7. Kadın cinsiyet, ileri yaş
  8. Genetik değişiklikler
  9. Ailede meme kanseri öyküsünün bulunması

       Belirtileri: Meme kanserinin sık rastlanan belirtisi, memede ağrısız, sert, zamanla büyüyen bir kitlenin hissedilmesidir. Ancak, bazen ağrıda hissedilebilir. Daha nadir olarak meme başında çekinti, meme derisinde kalınlaşma veya tahriş olabilir. İlerleyen zamanlarda kanlı akıntı görülebilir.

         Tanı: Erken tanı için önerilen kontrol programlarını uygulamak çok önemlidir. Meme kanserinden şüphelenilen bireylerde ayrıntılı tıbbi öykü, fizik muayeneden sonra meme ultrasonografisi, mamografi, meme MR gibi tetkiklerden uygun olanlar yapılır ve gerektiğinde biyopsi veya cerrahi işlem ile tanı konulabilir.

    Tedavi: Meme kanserinin tedavisi hastanın yaşı, ek hastalıkları, hastalığın evresi, yerleşimi gibi birçok faktöre bağlı olarak bireyselleştirilmektedir. Hastalara cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormonoterapi gibi farklı tedavi seçeneklerinden biri veya birkaçı uygulanabilmektedir.

        Korunma: Meme kanserinden korunmak için düzeltilebilir risk faktörlerinden kaçınmak önemlidir. Bununla birlikte erken evrede tanı konması, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını arttırır. Erken tanı için kadınların 20 yaşından sonraki dönemde her ay evde kendi kendilerini muayene etmesi ve 40 yaşından itibaren mamografi taramalarını yaptırmaları önem arz etmektedir.

       

       AKCİĞER KANSERİ

       Genel Tanım: Akciğer kanseri normal akciğer dokusunda bulunan hücrelerin zamanla kontrolsüz olarak çoğalıp kitle oluşturmasıdır.

       Nedenleri:

  1. Sigara, puro, pipo (tütün) içimi
  2. Radon, asbest maruziyeti
  3. Daha önceden akciğer kanseri geçirmiş olmak
  4. Radyoaktif uranyum cevheri gibi cevherler
  5. Arsenik, berilyum, kadmiyum, vinil klorür gibi bazı kimyasallar
  6. Radyoterapi öyküsü
  7. Hava kirliliği
  8. Aile öyküsü

     Belirtileri:

  1. Uzun süren, inatçı öksürük
  2. Kanlı, balgamlı öksürük
  3. Nefes darlığı
  4. İştahsızlık, halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı
  5. Ateş
  6. Ses kısıklığı

        Tanı: Ayrıntılı tıbbi öykü ve fizik muayene sonrasında öncelikle düz akciğer röntgenleri değerlendirilir. Gerekli olan vakalarda bilgisayarlı tomografi, bronkoskopi gibi ileri incelemeler yapılır ve biopsi alınarak tanı konur.

         Tedavi

     Akciğer kanseri tedavisi bireyler arasında farklılıklar göstermekte olup hastalığın tipi, evresi, yerleşimi ve hastanın yaşı, ek hastalıkları gibi birçok faktör tedavi seçimini belirlemektedir. Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi gibi tedavilerden biri veya birkaçı uygulanabilmektedir.

        Korunma

   Akciğer kanserinden korunmak için öncelikle sigara gibi tütün ürünlerinden kaçınmak, yeterli ve dengeli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak önemlidir.

       Hematoloji Nedir?

      Hematoloji; kan, kemik iliği, lenf bezi hastalıklarının tanı ve tedavisi ile ilgilenen bilim dalıdır.

      Hematoloji hangi hastalıklarla ilgilenir?

   Anemiler, kemik iliği yetmezliği, kanama ve pıhtılaşma bozuklukları, akut ve kronik lösemiler, lenfoma, myeloproliferatif hastalıklar, myelodisplastik sendrom, kök hücre nakli ile ilgilenir.

      Kemik iliği aspirasyon ve biyopsi işlemi nasıl yapılır?

      Kemik iliği aspirasyonu göğüs ve kalça kemiğinden, kemik iliği biyopsisi ise kalça kemiğinden yapılabilir. İşlemin yapılacağı yer batikon ile temizlenir. İğne ile işlemin yapılacağı yere anestezik madde verilir. Aspirasyon iğnesi ile girilerek kemik iliğinden kan örneği alınır. Bu esnada iç çekilmesi şeklinde ağrı olabilir. Biyopsi işleminde kullanılan iğne aspirasyon iğnesinden farklı bir iğnedir. İşlem aspirasyonda ki gibi başlar. Ancak kemik iliğinden ilik biyopsisi alınır. İşlem sonrası ağrı devam edebilir. Bu esnada doktorunuzun önerdiği ağrı kesici ilacı kullanabilirsiniz.

       Palyatif bakım nedir?

    Palyatif bakım; hastaların ve ailelerin ciddi hastalıklarda karşılaştıkları güçlükleri önlemeyi, rahatlatmayı ve yaşam kalitesini mümkün olan en iyi seviyede tutmayı hedefleyen disiplinlerarası bir tıbbi uzmanlık dalıdır. Üniversitemizde de Aralık 2019’da Palyatif Bakım Servisimiz 25 yatak kapasitesi ile hizmet vermektedir.

      Palyatif bakım hangi hizmetleri sunar?

     Palyatif bakım hastanın semptomlarının giderilmesini sağlar. Yaşamı onaylar ve ölümü normal bir süreç olarak kabul eder. Hastalık süresi boyunca hastanın hastalığıyla, kayıptan sonra ise ailenin yas süreci ile başa çıkmasına yardım etmek için destek sunar. Hasta ve ailesinin gereksinimlerini karşılamak için ekip yaklaşımı kullanır. Terminal dönem hastaların sık sık acile başvurmalarını, uzun dönem hastanede yatmalarını, gereksiz yapılan ileri tetkikleri- müdahaleleri, girişimsel işlemleri önlemesi hedeflenir.

       Palyatif bakım ünitelerinde hangi hastalara hizmet verilmektedir?

     Palyatif bakım çok çeşitli hastalıklar için gereklidir. Kanser dışında palyatif bakım gerektiren başlıca durumlar kronik hastalıkların tedaviye yanıtsız hale geldikleri ve multiorgan yetersizliğine neden oldukları durumlardır. Örneğin dekompanse kalp yetersizliği, son dönem böbrek hasarlanması, ileri evre demans, Parkinson, inmeler gibi nörodejeneratif süreçler, terminal kronik obstruktif akciğer hastalığı gibi pek çok kronik komorbidite bunlar arasında sayılabilir.

     Kemoterapi Alırken Nelere Dikkat Etmek Gerekir?

      Enfeksiyonu olan bireylerden uzak durulmalıdır. Ayrıca çevremizdeki kişilerle sarılma, öpüşme gibi temaslardan kaçınılmalıdır.

      Hastanın odası sık sık havalandırılmalı ve tozlu, dumanlı (sigara dumanı vb.) olan ortamlardan kaçınılmalıdır.

      Hastanın diş fırçası, tarak, havlu gibi eşyaları bireysel olmalıdır.

      Meyve ve sebzeler iyice yıkanmış, diğer besinler ise yeterince pişmiş olmalıdır.

     Dengeli beslenmeye ve yeterince sıvı tüketmeye özen gösterilmelidir.

      Ağız hijyeni ve vücut temizliğine özen gösterilmeli, tırnaklar derin kesilmemelidir.

       Kemoterapi alırken gerek diş çekimi, gerekse diğer tıbbi tedaviler öncesinde mutlaka takip eden doktora bilgi verilmelidir.