Kardiyoloji Anabilim Dalımız, Kalp Merkezinde iki katta (zemin ve birinci) faaliyet göstermektedir.  22 yataklı koroner yoğun bakım ünitemiz ve 4’ü tek kişilik olmak üzere toplam 100 yataklı 2 adet servisimiz bulunmaktadır. Girişimsel işlemlerin yapıldığı kardiyak kateterizasyon laboratuarı koroner yoğun bakım ünitemizde bulunmaktadır. Poliklinik hizmetleri ve girişimsel olmayan işlemlerin yapıldığı (EKG, efor testi, ekokardiyografik incelemeler, holter uygulamaları ve kalıcı pil kontrolü) laboratuarlar zemin katta faaliyet göstermektedir.

      Kardiyoloji Anabilim Dalı olarak fakültemiz 3. Sınıf öğrencilerine teorik ve 5. Sınıf öğrencilerine 3 haftalık stajları boyunca teorik ve pratik kardiyoloji dersleri verilmektedir.

     Araştırma görevlisi eğitimi için pazartesi günleri öğretim üyelerinin danışmanlığında seminerler ve salı günleri güncel makale sunumları yapılmaktadır. İlave olarak hafta içi her gün kalp damar cerrahisi öğretim üyelerinin de katıldığı konseylerde vakalar tartışılmaktadır. Ayrıca araştırma görevlileri 4 aylık dahiliye, 2 aylık göğüs hastalıkları ile 1 aylık acil servis rotasyonlarını da aktif bir şekilde yapmaktadırlar.

       Öğretim Üyeleri

  1. Prof. Dr. Fuat GÜNDOĞDU (Anabilim Dalı Başkanı)
  2. Prof.Dr. Hüseyin ŞENOCAK
  3. Prof.Dr. Şule KARAKELLEOĞLU
  4. Prof.Dr. Serdar SEVİMLİ
  5. Prof.Dr. Ednan BAYRAM
  6. Prof.Dr. Muhammed Hakan TAŞ
  7. Doç.Dr. Yavuzer KOZA
  8. Dr.Öğr. Üyesi Oğuzhan BİRDAL
  9. Doç.Dr. Gökhan CEYHUN

 

     Asistan Doktorlar

Arş. Gör. Dr. Onur ALTINKAYA
Arş. Gör. Dr. Ferhat KANBAY
Arş. Gör. Dr. Noorullah HAMDARD
Arş. Gör. Dr. Ferih ÖZCANLI
Arş. Gör. Dr. Rauf MACİT
Arş. Gör. Dr. Muhammed Cünyt ŞEKER
Arş. Gör. Dr. Yunus GEYİK
Arş. Gör. Dr. Abuzer OCAK
Arş. Gör. Dr. Muhammad Younus ATAEE
Arş. Gör. Dr. Kadir Selçuk CANTAŞ
Arş. Gör. Dr. Birkan BEDİR
Arş. Gör. Dr. Onur Furkan AKGÜN
Arş. Gör. Dr. Medet AKÇAY
Arş. Gör. Dr. Erhan KILIÇ
Arş. Gör. Dr. Gökhan ATALAY
Arş. Gör. Dr. Yasin GÜZEL

       Poliklinik hizmetleri dahilinde hastaların EKG, eforlu EKG, holter (ritm ve tansiyon) ve ekokardiyografik tetkikleri yapılmaktadır. Kliniğimizde 1 tanesi taşınabilir olmakla birlikte toplam 7 adet ekokardiyografi cihazı bulunmaktadır. Laboratuarda hem transtorasik hem de transözafageal ekokardiyografi yapılmaktadır.

     Kardiyak kateterizasyon laboratuarında bulunan 3 cihaz ile başta koroner anjiografi olmak üzere, perkütan transluminal koroner anjioplasti (balon) ve stent uygulamaları, sağ-sol kalp kateterizasyonu, balon valvuloplasti işlemleri, geçici ve kalıcı pacemaker uygulamaları, vena kava filtresi implantasyonu, elektrofizyolojik çalışmalar ve ablasyon tedavileri, ameliyatsız kalp kapağı değişimi (TAVİ) gibi işlemler yapılmaktadır. Ayrıca katater laboratuarında 7 gün 24 saat akut miyokard enfarktüslü hastalara acil balon anjiyoplasti ve stent yerleştirilmesi işlemi yapılmaktadır.

Koroner Arter Hastalığı

      Genel Tanım: Koroner Arter Hastalığı kalp adalesini besleyen ve koroner arterler olarak adlandırılan atar damarların daralma veya tıkanması ile kan akımının kısmi ya da tam kesilmesine bağlı olarak ortaya çıkan hastalıklara denir. Nedeni halk arasında damar sertliği olarak bilinen “ateroskleroz”dur. Bu hastalığın en önemli özelliği ileri evrelerde hayatı tehdit edebilen kalp krizine yol açabilmesidir. Kalp krizinde koroner arterlerdeki daralmanın bir pıhtıyla tamamen tıkanması söz konusudur. Tıkanan koroner damarın beslediği bölgeye yeterince kan ve oksijen gitmemesine bağlı olarak kalp kasında doku ölümü meydana gelir. Ölü dokunun hacmi önemli boyutlarda olduğunda kalp yeterince kan pompalayamayabilir ve kalp yetmezliği bulguları gelişebilir. Ayrıca miyokard enfarktüsü hastanın yaşamını da tehlikeye atabilir.

      Nedenleri: Koroner arter hastalığı için risk faktörlerini iki grupta inceleyebiliriz.

     1) Düzeltilebilir risk faktörleri; sigara kullanımı, hipertansiyon, yüksek kolesterol düzeyleri, fiziksel aktivite azlığı, alkol tüketimi ve stres.

     2) Düzeltilemeyen risk faktörleri; ileri yaş, erkek cinsiyeti, ailede 55 yaşından önce koroner arter hastalığı öyküsünün olmasıdır. Şeker hastalığı da koroner arter hastalığının damar duvarında yaygın görülmesine neden olan diğer bir risk faktörüdür.

    Belirtileri: Koroner arter hastalığı hiçbir belirti vermeyebilir. Hastalığın şiddeti ve bulguları değişiklik gösterir. Hastalık ilerledikçe kalbin beslenmesi yetersizleşir. Kalbe yeterince kan gitmez ve göğüs ağrısı ortaya çıkar. Bu ağrı sol kola ve çeneye yayılır. Bazen kolda uyuşma hissi görülür. Koroner arter hastalığı olanların şikayetlerinden biri de hareket ederken özellikle egzersiz sırasında zorlanmalarıdır. Sıkıştırıcı bir ağrı olduğunu söylerler ve hareketi tamamlayamazlar. Dinlenme ihtiyacı hissederler. Dinlenmeden sonra bu ağrı geçebilir. Bunların dışında nefes almada güçlük çekme, göğüste basınç hissi ve yanma, yorgunluk kalp hastalığının belirtisi olabilir.

     Tanı

    EKG, eforlu EKG, ekokardiografi, sintigrafi, bilgisayarlı tomografi ve koroner anjiografi yöntemlerinden yararlanılır.

      Tedavi

     Üç tedavi yöntemi mevcuttur; İlaç tedavisi, Koroner damarlara anjioplasti ve stent (kafes) uygulanması, Koroner arter by-pass greftlemesi. Koroner arter hastalığı tanısı konan hastalarda tedavi planı kişiye özeldir. Tedavi planı; hastadaki belirtiler, hastalıklı damar sayısı, hastalığın ciddiyeti diğer bir deyişle damardaki darlığın derecesi, kalp kasının kasılma gücü, hastanın ilaç tedavisine yanıtı, hastanın yaşı, şeker hastalığının varlığı gibi değişkenlere göre kardiyoloji ve kalp ve damar cerrahisi uzmanlarınca ortaklaşa değerlendirilerek verilir. Bu nedenle her hasta için tedavi, o hastanın özel şartlarına göre belirlenir.

      Korunma

     Koroner kalp hastalığı geliştiği zaman devamlı ilerlemeye ve problem çıkarmaya eğilimlidir. Bu sebeple bu risk faktörleriyle mücadele, hastalığın ortaya çıkışının önlenmesi, hastalık gelişenlerde ise hastalığın ilerleme hızının yavaşlatılması hatta durdurulmasını sağladığından dolayı son derecede önemlidir.

  -Sigara: Koroner kalp hastalığının önlenmesi açısından düşünüldüğünde sigara kullanımının bırakılması bilinen diğer tüm düzeltilebilir risk faktörlerinden daha büyük bir risk azalması sağlamaktadır.

     -Şeker Hastalığı: Artık şeker hastalığı eşittir koroner kalp hastalığı olarak kabul edilmekte ve bu şekilde en yüksek risk kategorisine girmektedir. Şeker hastalığı kontrolünde diyet ve egzersiz, ilaç tedavisinin yanında önemli rol oynamaktadır.

      -Hipertansiyon: Sistolik (büyük tansiyon) kan basıncındaki her 20mmHg’lık ve diastolik (küçük tansiyon) kan basıncındaki 10mmHg’lık artış koroner kalp hastalığı ve inmeye bağlı ölüm oranlarını iki kat artırır. Bu yüzden yüksek tansiyonlu hastaların ilaç tedavisi yanında yaşam tarzının da düzenlenmesi gerekmektedir. Hastaların kilo vermesi, diyette tuz kısıtlaması, düzenli egzersiz ve alkol alımının kısıtlaması gerekmektedir.

   -Kolesterol: Kolesterol kontrolü sağlamak için diyetle alınan doymuş yağ oranının azaltılması, besinler yoluyla alınan kolesterole dikkat edilmesi, posa içeren yiyecekler ile meyve-sebze tüketiminin arttırılması gerekiyor.

   –Şişmanlık: Bu konuda en değerli kriter, vücut kitle indeksi ve bel çevresidir. Vücut kitle indeksi, kg olarak ağırlığın, metre olarak boyun karesine bölünmesiyle elde edilir (VKİ: kg/m2). Vücut kitle indeksinin 25’in üzerinde olması veya bel çevresinin erkeklerde 102 cm, kadınlarda ise 88 cm’nin üzerinde olması, yalnızca kalp damar hastalığı riskini artırmakla kalmayıp şeker hastalığı, yağ yüksekliği ve tansiyon yüksekliği riskini de artırmaktadır.

Kalp Yetmezliği

      Genel Tanım: Çeşitli nedenlere bağlı olarak kalp fonksiyonlarının yetersiz kalması nedeniyle vücuda yeterli düzeyde kanın pompalanamaması durumu kalp yetmezliği olarak bilinir. Vücudun temel işlevlerinin yerine getirilmesi de dahil olmak üzere pek çok olumsuzluğa neden olan bu tablo, oldukça ciddi bir sağlık sorunu olmakla birlikte tedavi edilmediği takdirde yaşamı tehdit edecek boyutlara ulaşabilmektedir.

      Nedenleri: Koroner arter hastalığı, kalp kapakçıklarına ilişkin hastalıklar, kalp kası hasarı (kardiyomiyopati), doğumsal kalp hastalıkları, kalpte ritm bozukluğu (aritmi), hipertansiyon kalp kası iltihabı (miyokardit), diyabet hastalığı, tiroid hastalıkları ve HIV gibi viral enfeksiyonların varlığı, alkol ve uyuşturucu kullanımı, Sürekli kullanılan bazı ilaçlar, Obezite.

      Belirtileri: Çabuk yorulma, iştah kaybı, nefes darlığı, mide bulantısı, ani kilo artışı, göğüs ağrısı, öksürük, pembe veya beyaz renkli balgam çıkarma, nabızda düzensizlik (aritmi), kalp çarpıntısı, ayak bilekleri, bacaklar ve karında şişme (ödem), sürekli uyku hali ve konsantrasyon güçlüğü, geceleri sık idrara çıkma, boyundaki kan damarlarının belirginleşmesi.

      Tanı: Kalp yetmezliğinin teşhisinde kullanılan en etkili yöntem ekokardiyografidir. Ekokardiyografi ile ses dalgaları kullanılarak kalbin detaylı şekilde görüntüsü çıkarılabilir. Bu sayede kalpteki olası hasarlar ve yapısal bozukluklar tespit edilebilir. Hastada görülen semptomları meydana getiren nedene ilişkin teşhis konulabilir. Fiziksel muayene sırasında vücutta ödem oluşan bölgelerin incelenmesi, kalp ritminin ve atış hızının dinlenmesi, boyun damarlarındaki şişkinliklerin incelenmesi gibi yöntemler de tanının desteklenmesine yardımcı olur. Kalp yetmezliğine ilişkin semptomlar bir takım farklı kalp ve akciğer hastalıkları ile karıştırılabileceğinden, bu tür hastalıkların ayırt edilmesine yönelik detaylı tanı testleri de uygulandıktan sonra kalp yetmezliği teşhisi konulan bireylerin tedavi süreci derhal başlatılmalıdır.

      Tedavi: Kalp yetmezliği teşhisi alan hastalarda tedavi süreci için öncelikli amaç mevcut sağlık durumunun korunması ve hastalığın evresinin ilerleyişinin önlenmesi, aynı zamanda hastanın günlük yaşamını olumsuz etkileyen komplikasyonların azaltılmasıdır. Bu amaçla uygulanacak olan bazı cerrahi operasyonlar ve ilaç tedavileri, tedavide yaygın olarak kullanılan yöntemler arasında yer alır. Kalp yetmezliğine neden olan veya hastalığın şiddetini arttıran yüksek tansiyon, aritmi, koroner arter hastalığı, diyabet hastalığı gibi durumlara ilişkin gereken ilaç tedavileri, yaşam tarzı değişiklikleri ve tıbbi beslenme tedavisi uygulanmalıdır. Kalp yetmezliği olgularının birçoğunda hekim tarafından uygun doz ve kullanım sıklığı ile kalp yetmezliği ilaçlarının kullanımı önerilir. Bu ilaçlar kalp fonksiyonlarının iyileştirilmesine yardımcı olur, nefes darlığı ve ödem gibi sorunların hafifletilmesini sağlar. Bazı durumlarda hastanın durumu ve hastalığın evresi de göz önünde bulundurularak birkaç ilacın kombinasyonu şeklinde oluşturulacak bir farmakolojik tedavi planı da tercih edilebilmektedir.

       Kalp yetmezliğinde ilaç tedavisinin yanı sıra kullanılan bir diğer tedavi seçeneği ise cerrahi girişimlerdir. Koroner bypass ameliyatı, kalp kapakçığı değişimi ve onarımına ilişkin operasyonlar, kalp pili yerleştirme operasyonu, kalp nakli ve damarlarında tıkanıklık ve darlıklar söz konusu olan hastalarda uygulanan stent operasyonları kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan başlıca operasyon türleridir. Bu operasyonların temel amacı kalpte bulunan yapısal bozukluk, sertlik gibi sorunların mümkün olduğunca tedavi edilmesi ve hastalığın kötüleşmesine neden olabilecek faktörlerin ortadan kaldırılmasıdır.

     Kalp yetmezliği yaşamı tehdit eden ciddi bir hastalıktır. Fakat erken teşhis konulan, hekim önerilerine uyum sağlayan ve tedavi uygulanan hastalarda hastalığın oluşturduğu riskleri minimuma indirmek ve günlük yaşamı kolaylaştırmak oldukça mümkündür. Bunun için hastalığın teşhisini alan bireylerin hekimlerinin verdiği öneriler doğrultusunda daha özenli ve dikkatli bir yaşam sürmesi gereklidir.

Aritmi (Ritm Bozuklukları)

      Genel Tanım: Aritmiler veya ritm bozuklukları kalp atımlarının düzensiz hale gelmesidir. Ritm bozukluğu sırasında kalp çok hızlı atabilir (taşikardi), çok yavaş atabilir (bradikardi) veya düzensiz atabilir. Çoğu aritmi zararsız olmakla birlikte bazıları hayatı tehdit edecek düzeyde ciddi olabilir. Ritim bozukluğu sırasında kalp vücuda yeterli kanı gönderemediğinde kişide nefes darlığı, baygınlık, bayılma bazen de ani ölüm meydana gelebilir. Yine de ritm bozuklukları sıklıkla çok iyi tedavi edilebilen hastalıklardır.

       Nedenleri: Aritmiler, genellikle kalp hastalığı olanlarda görüldüğü gibi, kalbinde hiçbir sağlık sorunu olmayanlarda da oluşabiliyor. Bu nedenle öncelikle ritim bozukluğunun ne olduğu, ardından ise zeminde bu ritim bozukluğuna yol açan herhangi bir yapısal kalp hastalığı olup olmadığı inceleniyor. Çünkü aritmiler, bazen kalp dışı diğer sistemik hastalıkların bir sonucu (anemi, tiroid bezinin az veya fazla çalışması, bazı hormonal hastalıklar, bazı bağ dokusu hastalıkları gibi) olarak da ortaya çıkabiliyor.

     Belirtileri: Hastalar çarpıntı, kalp atışlarında düzensizlik, kalbinin duracak gibi olması hissi, göğsünde kuş çırpınma hissi, boşluk hissi, nefes darlığı gibi şikayetler ile başvurabildikleri gibi kalp hızının yavaşlamasına yol açan ritim bozukluklarında baş dönmesi, bayılma veya eforla nefes darlığı gibi şikayetler görülebilir. Özellikle kalp ritminde duraklama olması ve bu duraklamaların insanların aktif olduğu saatlerde 3 saniye ve üzerinde olması durumunda baş dönmesi ve bayılma gibi şikayetler görülebilir. Ancak özellikle uyku sırasında 3 saniye ve üzeri duraklama görülmesi her zaman anormal sayılmaz.

      Tanı: Hastanın şikayetleri yeterince uzun süreliyse, şikayetler sırasında elektrokardiyografi (EKG) çekilmesi tanıda oldukça yardımcı olur. Ancak bu şikayetler yeterince uzun süreli değilse, o zaman ritim bozukluğunu ortaya koymak için ek tetkikler gerekebilir. Özellikle şikayetlerin çok sık olduğu hastalarda Holter izlemi (24 saat, 48 saat, 72 saat, 1 hafta süreli) yapılabilir. Şikayetlerin çok sık olmadığı hastalarda ise olay kaydedici gibi cihazların uygulanması faydalı olabilir. Efor testi, ekokardiyografi, koroner anjiyografi gibi testler ise aritminin türünü saptamaktan çok aritmiye eşlik eden yapısal kalp hastalıklarını dışlamak için kullanılırlar. Efor testi ise özellikle eforla ortaya çıkan aritmileri ortaya koymada yardımcı olabilir. Diğer yöntemlerle tespit edilemeyen aritmilerde ise girişimsel olarak yapılacak test elektrofizyolojik çalışmadır. Bu, kasıktaki bir toplardamardan kalbin içine elektriksel kayıt alabilecek özel kateterler yerleştirilerek hastalarda aritmileri uyarabilmek için çeşitli yöntemlerin uygulandığı bir tetkik yöntemidir.

       Tedavi: Taşikardi genelde ciddi bir sonuca yol açmaz ancak nadiren de olsa kalp yetmezliği, felç, ani ölüm gibi risklere de neden olabilir. Taşikardi tedavisinde ilaçlar, elektrofizyolojik yöntemler veya cerrahi kullanılır. İlaçların etkisiz kaldığı veya yan etki yaptığı hastalarda “kateter ablasyonu” adı verilen elektrofizyolojik yöntem ile ritim bozuklukları tedavi edilebilmektedir.

Kalp Kapak Hastalıkları

     Genel Tanım: Kalp kapakları, kalp odacıkları içindeki kan akımını doğru şekilde yönlendiren, her kalp atımı ile birlikte açılıp kapanan yapılardır. Dört adet kalp kapakçığı vardır: mitral, aort, triküspit, pulmoner kapak. Kalp kapak yapısının bozularak işlev yapamaz hale gelmesi sonucu kalp kapak hastalığı oluşur. Kapakçıklarda hastalık iki şekilde gelişebilir, kapağın daralması ve/veya yetmezliği (geriye doğru kan kaçırması). Kapak hastalıklarının sebebi genetik, ileri yaş, enfeksiyon, kalp kası hastalıkları gibi çok çeşitlidir. Kalp kapak hastalıkları uzun yıllar belirtisiz seyredebilir. Yıllarca bu sorunlarla yaşayan ama haberi olmayan pek çok kişi bulunmaktadır. Muayene sırasında doktorunuzun üfürüm duyması sonucu tesadüfen tespit edilebilir. Kapak hastalıkları mekanik sorunlar olduğundan ilaçlar ile tedavi edilemez, ilaç tedavileri ancak hastalığın ilerlemesini veya belirtilerin hafiflemesini sağlayabilir. Kalp kapak hastalıkları genelde yavaş seyirlidir, ancak ileri düzeylerde kalp yetmezliği, inme, ritim bozukluğu ve bazen ani ölüme yol açabilir. Bu nedenle kapak hastalarının aralıklar ile ekokardiyografi tetkiki ile izlenerek kapak cerrahisi zamanının belirlenmesi gereklidir. Uzun vadede kalp kapağına yönelik cerrahi girişim gerekecektir, bu kapağın onarılması veya tümüyle değiştirilmesi şeklinde olabilir.

      Belirtiler: Kapak hastalıklarında şikayetler, hangi kapakta sorun olduğuna bağlı olarak değişkenlik gösterir. Hastalığın erken dönemlerinde hiçbir belirti olmayabilir ve kişiler bazen yıllarca bu şekilde hayatlarını devam ettirebilirler. Kapaktaki hastalık ilerledikçe hastada bulgular ortaya çıkmaya başlar. Bu bulgular genel olarak; çabuk yorulma, halsizlik, çarpıntı, tıkanma hissi, nefes darlığı, vücutta sıvı toplanmasının bir göstergesi olan ayaklarda şişliktir. Bazı kapak hastalıklarında ise baş dönmesi, göğüs ağrısı, hatta bayılma yakınmaları da görülebilir.

        Tanı: Elektrokardiyografi ve göğüs röntgeni gibi yöntemler tanıda ilk aşamada kullanılabilmekle birlikte esas tanı ekokardiyografik inceleme ile konulur. Kalp ultrasonografisi olan bu yöntem, ses dalgalarıyla görüntüleme sağlar. Hastanın yatarken normal karın ultrasonunda olduğu gibi, göğsüne bir jel sürülerek kalbin odacıklarının büyüklüğü, kalbin yeterli kasılıp kasılmadığı, duvar kalınlıklarının artmış olup olmadığı, damar yapıları ve bunlardaki doğumsal anomaliler ve çapları ile kapakların durumu incelenir. Şüphede kalınırsa transözofageal (yemek borusu yoluyla) ekokardiyografi ile tanı kesinleştirilebilir. Ayrıca çoğu zaman gerek kalmasa da kalp kateterizasyonu da tanıda kullanılabilir.

     Tedavi: Kapak onarımı ya da değişimi esas tedaviyi oluşturur. Her kapak tamir edilemez, bazen onarım ameliyatları kapak değişiminden daha zorlu olabilir. Mitral kapaklar daha sık tamir edilebilirken aort ve pulmoner kapak sıklıkla değiştirilmek zorundadır. Daralmış olan kapakları kardiyologlar “balon valvüloplasti” adı verilen bir yöntem ile tedavi edebilir. Bu işlem sırasında anjiografiye benzer şekilde, ucunda balon olan bir kateter (ince bir tüp) daralmış olan kapakçık seviyesine ilerletilir. Bu aşamada balon şişirilerek daralmış olan kapakçık genişletilir. İşlem sırasında çoğunlukla derin anestezi uygulanmaz, bir gece hastane takibi sonrası hasta normal hayatına dönebilir. Balon valvüloplasti özellikle mitral kapakçığı olan hastalarda çok olumlu sonuçlar verebilir. Kapak hastalıkları en sık kapak değişim ameliyatı yolu ile tedavi edilir. Bu ameliyat sırasında hasta olan kapak çıkarılıp yerine mekanik veya biyolojik kapak konulur: Biyolojik (biyoprotez) kapaklar sığır, domuz veya insan dokusundan yapılır. Biyolojik kapak kullanımında kan sulandırıcı ilaç kullanımı gerekmez ancak kapakların ortalama 10-15 yıl içinde yıpranarak yeniden ameliyat yapılması gerekebilir. Bu açıdan genç yaştaki hastalar için tercih edilmezler. Mekanik kapaklar ömür boyu değişmeden kullanılabilir ancak bir yandan sürekli ciddi kan sulandırıcı ilaç kullanmanızı gerektirir. Kan sulandırıcı ilaçların alınmaması mekanik kapaklarında pıhtı ile tıkanmasına veya felç geçirmenize neden olabilir.

Hipertansiyon

       Genel Tanım

      Kan kalpten pompalanır ve damarlarda dolaşırken damarlara bir basınç uygular. Tansiyon olarak tanımlanan kan basıncı değeri kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kan basıncı sistolik ve diastolik olmak üzere ikiye ayrılır. Kalp kasılır ve damarlara doğru kanı atar. Kanın damarlara attığı kan basıncına sistolik denir. Kalp gevşediğinde ise hâlâ damarlarda kan basıncı bulunur. Bu basınca diastolik denir. Sistolik kan basıncı büyük tansiyon; diastolik kan basıncı is küçük tansiyon olarak da bilinir. 18 yaşın üstündeki erişkin bir bireyin istirahat halindeki normal sistolik kan basıncı sınırı 120mmHg, normal diastolik kan basıncı sınırı ise 80 mmHg’dır. Hipertansiyon hastalarında kan damarlarındaki basıncın değeri normalin üzerinde seyreder.

      Nedenleri

    Tansiyon yüksekliğinin genetik ve çevresel faktörler olmak üzere en önemli iki nedeni vardır. Birinci derece akrabalarında yüksek tansiyon öyküsü olan kişilerde hipertansiyon görülme riski büyüktür. Hipertansiyon hastalarının yaklaşık %95’i “Esansiyel” yani sebebi bilinmeyen hipetansiyon hastasıdır. Bunun haricinde En yaygın olarak görülen hipertansiyon nedenleri:

  1. Kafa içi basıncın yüksek olması
  2. Aort damarının kalpten çıktığı bölgenin dar olması
  3. Akut ya da kronik böbrek hastalıkları
  4. Böbrek damarlarının daralması
  5. Böbrek üstü bezi tümörleri
  6. Tiroid bezi hastalıkları
  7. Uyku apnesi sendromu
  8. Gebelik

     Belirtileri

     Sık idrara çıkma; özellikle geceleri uyanıp idrar yapma, baş ağrısı, baş dönmesi, bulanık ya da çift görme, bacaklarda şişlik, nefes darlığı, çarpıntı, kulak çınlaması, burun kanamaları.

      Tedavi

     Yüksek tansiyon hastalarının tedavisi için öncelikli olarak hastaların yaşam tarzında değişiklikler yapması istenir. Tansiyon hastası ideal kilonun üzerindeyse ideal kilosuna dönmesi için yeterli ve dengeli bir diyet programı uygulaması önerilir. Tuz tüketimi kısıtlanır ve meyve, sebze tüketimi artırılır. Margarin, tereyağı ve kuyruk yağı gibi doymuş yağ oranı yüksek gıdalar diyetten çıkarılır. Alkol ve sigara kullanımı kesinlikle bırakılmalıdır. Tansiyon hastalarının düzenli fiziksel aktivite yapması, kan basınçlarının düzenlenmesini sağlar. Yaşam tarzındaki değişikliklere uyum sağlayamayan ya da değişikliklere rağmen tansiyonu düşürülemeyen hastalara ilaç tedavisi uygulanır. Kronik bir hastalık olan hipertansiyon yaşam boyu belirli aralıklarla doktor kontrolü gerektirir. Doktor tarafından önerilen ilaçların düzenli olarak alınması ve doktora danışılmadan dozunda oynamalar yapılmaması gerekir.

Kalp Pili Kimlere Takılır?

Öncelikle kalp ritminin yavaşlamasına yol açan aritmilerde (hasta sinüs sendromu, AV blok) gibi durumlarda hastaların şikayetlerini gidermek için takılır. Genelde tek odacıklı (tek kablo) ve iki odacıklı (iki kablo) türleri bulunur. Son 10 yıl içinde ise kalp yetmezliği ve kalbin ileti sisteminde iletinin gecikmesine bağlı olarak, kalbin sol tarafı ile sağ tarafı arasında uyumsuzluğun olduğu hastalarda ise kalp hızında yavaşlama olmasa bile kalp yetmezliği tedavisi amacı ile üç odacıklı kalp pilleri de takılabiliyor.

ICD (kardiyoverter defibrillatör) Nedir?

Kalp pilleri gibi kalp hızının yavaşladığı durumlarda kalbi uyarmak dışında, aynı zamanda hayati tehlike arz eden ritim bozuklukları durumunda, bu aritmilerin tanısını koyup tedavisinde uygulanabilecek şok tedavisi gibi tedavileri otomatik olarak sağlayan cihazlardır.

TAVI nedir?

Son zamanlardaki güncel kapak uygulaması aort kapaklarına yönelik uygulanan transkateter aort kapak replasmanı (TAVI) uygulamasıdır. Bu yöntemde kateter yolu ile kasık damarından girilerek ortasında balon, etrafında katlanmış halde yapay kapak bulunan bir kateter daralmış olan aort kapak seviyesine kadar ilerletilir, kapak düzeyinde balon şişireler etrafındaki kapağın açılması ve eski kapağın içine yerleştirilmesi sağlanır. Ardından balon söndürülerek kateter ile birlikte çekilir ve yeni kapak yerine yerleştirilmiş olur. TAVI yöntemi ileri yaş ve cerrahi riski yüksek olan hastalar için geliştirilmekle birlikte teknolojideki ilerlemeler ile paralel bir şekilde orta riskteki hastalarda da tercih edilen bir yöntem şeklini almaktadır.