Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı 1968 yılında kurulmuş, aynı yıl Sağlık Bakanlığı ile yapılan işbirliği protokolü çerçevesinde Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde hizmet vermeye başlamış, 1978 yılında Tıp Fakültesi inşaatının tamamlanması ile birlikte Yakutiye Araştırma Hastanesine taşınmıştır. 1996 yılında iki ayrı hastanede hizmet verilmesi kararının ardından Aziziye Araştırma Hastanesinde hizmet vermiş olup 2013 yılında tekrar Aziziye Araştırma Hastanesinden kampüse taşınarak araştırma hastanesinde hizmetini sürdürmektedir.

      Öğretim Üyeleri

  1. Prof.Dr. Leyla SAĞLAM (Anabilim Dalı Başkanı)
  2. Prof.Dr. Mehmet MERAL
  3. Prof.Dr. Metin AKGÜN
  4. Prof.Dr. Ömer ARAZ
  5. Prof.Dr. Elif YILMAZEL UÇAR
  6. Doç.Dr. Buğra KERGET

     

      Asistan Doktorlar

Arş. Gör. Dr. Uğur ÇİFTÇİOĞLU
Arş. Gör. Dr. Ersin ERGÜL
Arş. Gör. Dr. Mehmet Eren TUNA
Arş. Gör. Dr. Gizem ÇİL
Arş. Gör. Dr. Latifullah JALAL
Arş. Gör. Dr. Hatice Beyza ÖZKAN
Arş. Gör. Dr. Burcu Nur TOPAL
Arş. Gör. Dr. Merve KILIÇ ATASOY
Arş. Gör. Dr. Kadir ÇELİK
Arş. Gör. Dr. Fatma AKIN
Arş. Gör. Dr. Merve ŞENGÜL

 

Göğüs Hastalıkları kliniğimizde 29 yatak mevcut olup, ayrıca 6 yataklı yoğun bakım  ünitemiz bulunmaktadır.

Gerek Doğu Anadolu bölgesinin sosyal ve coğrafik yapısından kaynaklanan nedenlerle, gerekse fakülte hastanesinin bölgede referans bir merkez olma konumu itibari ile, özellikle kış aylarında daha fazla olmak üzere yoğun bir yatak talebi ile karşı karşıya kalınmakta ve sürekli olarak yüzde yüze yakın doluluk oranı ile çalışılmaktadır. Yıllık yatırılarak tedavi edilen hasta sayımız ortalama 2000 -3000 civarındadır.

Göğüs Hastalıkları polikliniğine ise günde ortalama 85–90 ayaktan başvuru olmaktadır. Yıllık olarak ortalama poliklinikte hizmet verdiğimiz hasta sayısı 15000-20000 arasında değişmektedir. Yoğun bakım birimimizde yılda ortalama 100 hastaya hizmet verilmektedir. Göğüs Hastalıkları Anabilim dalı Doğu Anadolu bölgesinde yeterli eğitim, araştırma ve sağlık hizmeti verebilecek tıbbi cihazlara sahiptir.

Kliniğimizde, ileri teknoloji  2 adet videobronkoskopi sistemi, bir adet EBUS, ayrıca iki adet portabl fiberoptik bronkoskopi bulunmaktadır. Farklı birçok akciğer hastalığının tanısında uygulanan, solunum yollarının durumu ve hastalıkların ayırıcı tanısı ve patolojinin saptanmasında önemli yeri olan girişimsel bir tanı yöntemidir. Ayrıca, terapötik ve palyatif amaçlı olarak kullanılan Argon Plazma Koagülasyon, Elektrokoter, Kriyokoter cihazı bulunmaktadır. Yıllık ortalama 200  bronkoskopi yapılmaktadır.

 

Solunum Fonksiyon Testi (SFT) laboratuarı

Nefes darlığı şikayeti oIan hastaların tanısında kullanılan, nefes darlığının nedenlerinin ayrımında kullanılan fonksiyonel testlerin yapıldığı birimimizdir. Yıllık SFT sayımız yaklaşık 10000-15000 kadardır. Basit spirometri, akciğer Volümleri, bronş provakasyon testi gibi birçok test yapılmaktadır.

 

Kardiyopulmoner Egzersiz Testi laboratuarı (KPET)

Nefes darlığı şikayeti olan hastaların tanısında kullanılan, nefes darlığı ve egzersiz kapasitesini değerlendirmek için uygulanan bir testtir. Yıllık KPET sayımız yaklaşık 60-70 kadardır.

Pnömoni

       Tanım: Zatürrenin tıbbi adı pnömonidir. Akciğerin iltihabıdır. Bakteri, virüs, mantar gibi çeşitli mikroplarla oluşabilir. En sık görülen, hekime başvurmaya neden olan, en fazla ölüme yol açabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle çocuklarda, 65 yaş üstü yaşlılarda, kronik bir hastalığa sahip olanlarda (böbrek, şeker, kalp veya akciğer hastalığı gibi), sigara kullananlarda, bağışıklık sistemini baskılayan bir hastalık veya ilaç kullanımı varlığında daha sık görülür. Toplumda gelişen pnömoniler (TGP), tüm dünyada hastane başvurularının, tedavi giderlerinin, iş-okul günü kayıplarının ve ölümlerin önemli bir kısmından sorumludur.

      Günümüzde antibiyotiklerin yaygın kullanılmasına ve etkin bağışıklama politikalarına bağlı olarak infeksiyon hastalıklarından ölümler giderek azalmakta iken toplumda gelişen pnömoniler halen yüksek hastalık ve ölüm nedenidir. Pnömoni, İngiltere ve ABD’de ölüm nedenleri arasında 6. sırayı; infeksiyonlara bağlı ölümler arasında ise 1. sırayı almaktadır. Ayakta tedavi edilen hastalarda ölüm oranı %1-5 iken, hastanede tedavi edilen olgularda oran %12’ye, yoğun bakım desteği gerektiren hastalarda ise %40’a ulaşmaktadır. Ülkemizde alt solunum yolu infeksiyonları, ölüm nedenleri arasında %4.2 ile 5. sırada yer almaktadır.

      Belirtileri: Ateş, öksürük, balgam çıkarma, göğüs ağrısı en sık rastlanan belirtilerdir. Nefes darlığı, bilinç kaybı, bulantı-kusma, sık nefes alıp verme, kas-eklem ağrıları, halsizlik gibi belirtiler de görülebilir. Ağır zatürre durumlarında bir hastada deri ve mukozanın mavi renk alması, ciddi nefes darlığı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç bulanıklığı olabilir.

      Tanı: Zatürre belirtileriyle gelen hastalar muayene edildikten sonra çoğunlukla akciğer grafileri çekilerek tanı konur. Ağır zatürre durumlarında ve hastaneye yatması gereken hastalarda kan testleri, bilgisayarlı tomografi ve balgam testleri gibi ileri incelemeler gerekebilir. Zatürreye neden olan mikrobun belirlenmesi için balgam örneğinin incelenmesi gerekir. Ancak çoğu zaman değişik nedenlerle mikrobu belirlemek mümkün olmayabilir.

       Tedavi: Antibiyotikler, bol sıvı alımı, istirahat, ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler genellikle kullanılır. Hastaneye yatması gereken hastalarda daha farklı tedaviler gerekebilir. Çok ağır zatürre durumlarında yoğun bakımda yatış, solunum desteği uygulanma zorunluluğu doğabilir.
Zatürreye neden olan mikrobun belirlenmesi çoğu kez mümkün olmayabilir. Ancak zatürre tanısı konduktan sonra en kısa zamanda antibiyotik tedavinin başlanması gereklidir. Bu nedenle hastanın yaşı, kronik hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlar dikkate alınarak antibiyotik tedavi başlanır. Balgamda herhangi bir mikrobun izlerinin saptanması ve bu mikrobun hangi antibiyotikle tedavi edilebileceğine dair veriler 72 saat içinde sonuçlanır. Sonuçlara göre antibiyotik tedavi yeniden düzenlenebilir. Hastanın yaşı, hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlara göre ayaktan mı, yoksa hastaneye yatarak mı tedavi edileceğine karar verilir. Tedavi süresi hastalığın başlangıçtaki şiddetine, sorumlu mikroba, eşlik eden bir hastalığın olup olmamasına ve hastanın bireysel yanıtına göre değişebilir. Genellikle ateşin düşmesini takiben 5-7 gün daha antibiyotiğe devam edilmesi önerilmektedir. Ancak bazı mikrop türlerine bağlı zatürre durumlarında tedavi süresini 10-14 güne bazen 21 güne kadar uzatmak gerekebilir.

       Korunma: Altta yatan kronik hastalıkların kontrol altına alınması, dengeli beslenme, hijyenik önlemler, sigara ve alkol alışkanlıklarının kontrolü, pnömokok ve yıllık influenza aşıları ile TGP’nin sıklığı ve ölüm oranı azaltılabilir. Aktif veya pasif sigara içmek TKP’de bağımsız bir risk faktörüdür ve TGP tanısı alan olgulara sigarayı bırakma konusunda tıbbi destek verilmelidir.

     En sık zatürreye neden olan mikrop pnömokoklardır. Pnömokoklara karşı yapılan pnömokok aşısı (zatürre aşısı) aşağıdaki durumlarda önerilir.

      Pnömokok aşısı yapılması öneriler kişiler:

  1. 65 yaş ve üzeri
  2. Kronik hastalık (FEV1 %40 olan KOAH’lılar ile bronşektazi, pnömonektomi (=bir akciğerin cerarahi olarak yerinden tamamen çıkarılması), kalp ve damar, böbrek, karaciğer ve şeker hastalığı olanlar)
  3. Kronik alkolizm
  4. Dalak disfonksiyonu veya dalağı alınmış olanlar
  5. Bağışıklık yetmezliği ve bağışıklık sistemini baskılayan tedavi kullanımı
  6. Beyin omurilik sıvısı kaçağı olanlar
  7. Pnömokok hastalığı veya komplikasyon riskinin artmış olduğu şartlarda yaşayanlar

     Aşı, koldan kas içine yapılır. Oldukça güvenilirdir, ciddi yan etkilere pek rastlanmaz. Yaşam boyu bir veya iki kez yapılması çoğu kez yeterli olur.

    Grip (influenza) de zatürreye zemin hazırlaması açısından tehlikeli olabilir. Her yıl en fazla gribe neden olan mikropların belirlenmesi ile her yıl yeni aşı hazırlanır ve grip aşısının her yıl tekrarlanması gereklidir. Aşı, Eylül, Ekim, Kasım aylarında yapılabilir. Aşı yapılması gereken kişiler aşağıda belirtilmiştir.

      Grip aşısı yapılması gereken kişiler:

  1. 65 yaş ve üzeri
  2. Kronik akciğer hastalıkları (KOAH, bronşektazi, bronş astımı, kalp ve damar hastalığı)
  3. Şeker hastalığı, böbrek fonksiyon bozukluğu, çeşitli hemoglobinopatileri olan ve bağışık sistemi baskılanmış kişiler
  4. Yüksek riskli hastalarla karşılaşma olasılığı olan hekim, hemşire ve yardımcı sağlık personeli
  5. Grip yönünden riskli şahıslar ile birlikte yaşayanlar (Altı aydan küçük bebekle yakın ve sürekli teması olanlar)
  6. Güvenlik görevlileri, itfaiyeciler gibi toplum hizmeti veren kişiler
  7. Grip sezonunda gebelik

      Aşı kas içine yapılır. Ağır yumurta alerjisi olanlara yapılması sakıncalı olabilir. Yapıldığı yerde ağrı, hassasiyet gibi basit yan etkiler olabilir.

      Takip

      Zatürre ani başlangıçlı ve genellikle tedaviyle hızla iyileşen bir hastalıktır. Tedavi başlangıcından sonra bir veya iki hafta sonra hekim, hastayı muayene eder ve gerekli testleri yapar. Bazen tedavi süresinin uzatılması veya ek incelemeler gerekebilir.
Eğer zatürre tanısı almış, tedaviniz başlamış ve tedavinizin başlanmasından sonra 72 saat geçmiş olmasına rağmen ateşiniz düşmediyse, hala öksürük, balgam çıkarmanızda azalma olmadıysa tekrar hekime görünmelisiniz.

Tüberküloz

     Tüberküloz hastalığının etkeni “mycobacterium tuberculosis” ismi verilen bir basildir ve solunum yoluyla bulaşır. Tüberküloz aileden genetik (ırsi) olarak geçmez. Tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilir. Binlerce yıldır var olduğu bilinen bu mikrop, hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması, konuşması sırasında oluşan damlacıklar içinde havaya atılır. Tüberküloz basilinin içinde bulunduğu bu damlacıkların solunması ile sağlıklı bireyler enfekte olur (mikrobu alır). Enfekte olan her kişide mutlaka hastalık gelişmez. Alınan basiller kişiyi hastalandırmaksızın vücutta uyur durumda kalır ve vücut direncinin düştüğü bir anda hastalık oluşturur. Hastalık gelişme riskinin en yüksek olduğu dönem ilk iki yıldır.

       Bulaşma açısından en riskli kişiler hastayla uzun süre aynı ortamda bulunan aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşlarıdır. Kaşık, çatal, bardak gibi yemek gereçleri, giysiler, çarşaflar gibi eşyalarla bulaşma olmaz. Verem mikrobu, güneş görmeyen ortamlarda havada uzun süre canlı kalabilir. Güneşten gelen ultraviyole ışınları verem mikrobunu kısa sürede öldürür. Bu nedenle insanların kalabalık olarak yaşadığı, havalanması yetersiz, güneş girmeyen ortamlar bulaşma için en riskli ortamlardır.

       Hangi sıklıkta gözlenir?

     Dünyada bütün kıtalarda ve ülkelerde tüberküloz vardır. Dünya nüfusunun üçte birinin tüberküloz mikrobuyla karşılaştığı belirtilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, 2013 yılında 9 milyon yeni tüberküloz hastasının ortaya çıktığını hesaplamıştır. Bunlardan 1,5 milyonu ölmüştür. Yani günümüzde hala her gün 4.100 kişi verem hastalığından ölmeye devam etmektedir. Dünyada tüberküloz en çok Güney-Doğu Asya ve Sahra Güneyi Afrika’da bulunmaktadır. Hindistan, Çin ve Endonezya’da dünya’daki hastaların yarısı bulunmaktadır. Dünyadaki tüberküloz hastalarının yüzde 80’i toplam 22 ülkede yaşamaktadır

     Türkiye’de 2013 yılında 13.409 verem hastasına tanı konulmuştur. Bu rakam, yüzbin nüfusta 17,5 olgu hızına karşılık gelmektedir. Oysa ki 2005 yılında 20.535 verem hastası kaydedildiği bildirildiğinden son sekiz yılda istikrarlı bir şekilde hasta sayımız azalmaktadır, hasta sayısı üçte ikiye inmiştir. Bu 8 yılda nüfus artışı da olduğu dikkate alınırsa, verem savaşının başarılı olduğu görülmektedir. Bu başarıda, yüksek olgu bulma hızı, %90’ları geçen tedavi başarı oranları, temaslı muayenesi ve koruyucu tedavi uygulamaları ile verem savaşı dispanserlerinin rolü büyüktür. Türkiye’de 12-15 milyon kişinin enfekte olduğu, yani vücutlarında henüz hastalık oluşturmamış, uyur durumda verem mikrobunu taşıdığı tahmin edilmektedir. Bu insanların yaklaşık yüzde onu yaşamlarının bir döneminde verem hastası olacaklardır.

      Belirtileri

      Tüberküloz hastalığı sıklıkla akciğerlerde görüldüğünden belirtilerinin önemli bir kısmı da akciğerlerle ilgilidir. Tüberküloz hastalarının en sık görülen yakınmaları;

       2-3 haftadan uzun süren ve tedaviye cevap vermeyen öksürük, balgam çıkarma, balgamında kan görülmesi, ateş ,gece terlemesi, yorgunluk, halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlık, nefes darlığı, göğüs ve sırt ağrısı

        Tanı

      Tüberküloz tanısı balgamda verem mikrobunun gösterilmesi ile konulur. Hastanın yakınmaları ve akciğer film bulguları tüberkülozdan şüphelenmeyi sağlar. Akciğer filmi veya diğer radyolojik incelemelerde tüberküloz hastalığının yaptığı değişiklikler görüldüğünde diğer hastalıklardan ayırt etmek için mikrobiyolojik inceleme yapılmalıdır. Hastadan alınan balgam veya diğer materyaller laboratuvarda incelenir. Tüberküloz basilinin görülmesi ya da ekilen kültürde basil üremesiyle tanı kesinleşir. Tüberkülin deri testi (TDT) veya PPD, kişinin daha önce tüberküloz basiliyle karşılaşıp karşılaşmadığını gösteren bir testtir. Kişinin PPD sinin (+) olması verem hastası olduğu anlamına gelmez, sadece verem mikrobu ile karşılaştığını gösterir. Daha önce mikropla karşılaşan, vücudunda uyur durumda basillerin bulunduğu kişilerin PPD testi (+) dir.

        Tedavi

      Tüberküloz tedavisi için günümüzde çok güçlü ilaçlar bulunmaktadır. Tüberküloz mikrobunu kesin olarak öldürmek ve bir daha çoğalarak hastalık yapmasını engellemek için başlangıçta en az 4 ilaç kullanılması gerekmektedir. Yapılan balgam kontrollerinin sonuçlarına göre 2 veya 3 ay sonra ilaç sayısı azaltılacaktır. Tüberküloz mikrobu diğer mikroplara nazaran çok daha yavaş çoğaldığı için ilaçların uzun süre ve düzenli kullanılması önemlidir. Toplam tedavi süresi en az 6 aydır. Bu süre içinde, Verem Savaşı Dispanserlerinde balgam ve akciğer filmi kontrolleri yapılacaktır. Hasta ilaçlarını düzenli kullanmazsa mikroplar ilaçlara karşı direnç geliştirir. Dirençli tüberküloz dediğimiz bu hastalık tipinde tedavi çok daha zordur; çok sayıda ilacın 18-24 ay kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle ilaçların sağlık personeli veya sorumlu bir kişi tarafından hastaya içirilmesi en etkili tedavi yöntemidir. Böylece hastaların ilaçların aksatmadan düzenli alması sağlanmış olur. Bu yöntem “Doğruda Gözetimli Tedavi” olarak tanımlanır. Ülkemizde tüberküloz tedavisinde kullanılan tüm ilaçlar yıllardan beri Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanmakta ve hastalara Verem Savaşı Dispanserleri aracılığıyla ücretsiz dağıtılmaktadır. Özel beslenme, istirahat, uygun iklim koşulları veya stresten uzaklaşma gibi bazı unsurların tüberküloz tedavisinde çok da önemli olmadığı yapılan bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Tedavideki en önemli unsur; uygun ilaçların yeterli süre ve düzenli bir şekilde kullanılmasıdır.

      Korunma

    Tüberküloz hastalığından korunmanın en etkili yolu bulaştırıcı hastalara hızla tanı konulup uygun tedavinin başlanmasıdır. Bu sayede bulaşma zinciri kırılabilecek ve yeni nesiller tüberküloz mikrobuyla karşılaşmadan yaşayabileceklerdir. Günümüzde kullandığımız ilaçlar çok güçlüdür. Uygun tedaviye başlandıktan 2-3 gün sonra basil sayısı hızla azalır ve 2-3 haftada bulaştırıcılık büyük oranda ortadan kalkar. Bu nedenle hastalara hızlı tanı koyup tedavi başlamak toplumu hastalıktan korumanın en etkili, en hızlı, en kolay ve en ucuz yoludur. Kişisel korunmada yıllardan beri bilinen yöntem BCG aşısıdır. BCG aşısı erişkinde gelişecek hastalığı engellemekten çok tüberkülozun ağır seyreden ve ölümcül olabilen formlarına karşı koruma sağlamaktadır. BCG aşısı, özellikle çocuklarda görülen, kanla yayılan (milier) ve beyin zarını tutan (menenjit) tüberküloz formlarına karşı koruyucudur. Ülkemizde BCG aşısı hayat boyu sadece bir kez uygulanmaktadır. Aşı takviminde doğumdan sonra ikinci ayını bitiren bebeklere yapılmaktadır. Bazı özel durumlarda; bağışıklığı baskılanmış kişilere, mikrop çıkaran hasta ile aynı evde yaşayanlara, yakın zamanda enfekte olanlara ve özellikle enfekte çocuklara hasta olmamaları için koruyucu ilaç tedavisi verilir. Koruyucu tedavide kullanılan ilaç genellikle İzoniyazid’dir. Koruyucu tedavi süresi genellikle 6 aydır. Verem Savaş Dispanserleri koruyucu tedavi çalışmalarını da yürütmektedir.

Astım

      Tanım: Astım, hava yollarının ataklar (krizler) halinde gelen tıkanmaları ile kendini gösteren bir hastalıktır. Hastalar ataklar arasında kendilerini iyi hissederler. Astımda hava yollarında mikrobik olmayan bir iltihap vardır. Bu nedenle hava yolu duvarı şiş ve ödemlidir. Bu durum akciğerlerin uyaranlara aşırı duyarlı olmasına neden olur. Toz, duman koku gibi uyaranlar ile hemen öksürük, nefes darlığı ve göğüste baskı hissi gibi yakınmalar ortaya çıkar. Krizde hava yollarını saran kaslar kasılır, ödem ve şişlik artar, ilerleyen iltihapla birlikte hava yolu duvarı kalınlaşır. Hava yollarındaki salgı bezlerinden kıvamlı bir ifrazat-balgam salınır. Tüm bunlar hava yollarını önemli ölçüde daraltır ve havanın akciğerlere girip çıkması engellenir. Bu durum kendini artan öksürük, nefes darlığı, hırıltı, hışıltı ile kendini gösterir. Astım her yaştan bireyi etkileyebilen ve kontrol altına alınamadığında günlük aktiviteleri ciddi olarak sınırlayabilen kronik (müzmin) bir hastalıktır.

 Astım tüm dünyada yaklaşık 300 milyon kişiyi etkilediği tahmin edilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde yaklaşık her 100 erişkinden 5-7’sinde, her 100 çocuktan 13-15’inde görülmektedir.

      Nedenleri: Kişisel faktörler (ailesel öyküsü, atopi, şişmanlık gibi) ve çevresel alerjenlere maruz kalmak (polenler, mesleksel maruziyet, akarlar, sigara, hava kirliliği gibi) astım gelişme riskini artırır.

     Belirtileri: Öksürük, nefes darlığı, göğüste baskı hissi ve hırıltılı-hışıltılı solunum gibi belirtiler olur. Belirtiler tekrarlayıcı olup nöbetler halinde gelir. Genellikle gece veya sabaha karşı ortaya çıkar. Kendiliğinden veya ilaçlar ile düzelir. Bireye göre değişen bazı nedenler belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Belirtiler mevsimsel değişiklik gösterebilir.

      Tanı: Bireyi hekime götüren belirtiler ve bireye ait tıbbi öykü tanı aşamasının ilk basamağını oluşturur. Öyküde önemli noktalar şunlardır:

  1. Belirtilerin (öksürük, nefes darlığı, göğüste baskı hissi, hışıltılı solunum) tekrarlayıcı olması
  2. Ataklar dışında bireyin kendini iyi hissetmesi
  3. Belirtilerin özellikle gece veya sabaha karşı olması
  4. Bireye özgü allerjen ya da iritanlar ile belirtilerin ortaya çıkması
  5. Egzersiz sonrası öksürük ya da hışıltılı solunum olması
  6. Soğuk algınlığının “göğsüne iniyor” olması
  7. Belirtilerin kendiliğinden ya da uygun astım tedavisi ile düzelmesi
  8. Ailesinde astım veya allerjik hastalık öyküsünün bulunması

     Astım hastalığını ortaya çıkarabilecek bir kan tahlili yoktur. Röntgen bulguları genellikle normaldir. Solunum fonksiyonu cihazları ile nefes ölçümleri (ilaçlı-ilaçsız) yapılarak tanı kesinleşebilir veya hastalığın ağırlığı belirlenebilir.

   Tedavi: Astım tedavisinin amacı hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihabın ilerlemesinin engellenmesi ve iyileştirilmesidir. Bu hedeflere ulaşabilmek için tedavinin bileşenlerini aşağıdakiler oluşturur:

  1. Hasta/hekim işbirliğinin geliştirilmesi,
  2. Risk faktörlerine maruziyetin tanımlanması ve azaltılması,
  3. Astımın değerlendirilmesi ve tedavisi, eşlik eden hastalıkları ortaya konması ve tedavisi, tıbbi tedavinin izlenmesi

    Astım tedavisinde kullanılan ilaçların hemen tümü nefesle alınan ilaçlardır. Bu şekilde ilaç akciğere daha hızlı, istenilen dozda ulaşır ve yan etkilerinden kaçınılmış olur. Kullanılan ilaçlar iki gruptur:

  1. Astımı Kontrol edici ilaçlar: Esas olarak hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihap üzerine etkili ilaçlardır. Bu ilaçların etkileri yavaş ortaya çıktığından ve kesildiğinde iltihap tekrar ettiğinden astım hastalığının kontrol altında tutulabilmesi için her gün ve uzun süreli (doktor tarafından kesilene kadar) kullanılması gereklidir.
  2. Rahatlatıcı ilaçlar: Kullanıldığında hızla etki ederek hava yolundaki kasların kasılmasını azaltan, hava yollarını genişleten ve buna bağlı belirtileri (nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste baskı hissi) gideren ve düzenli değil sadece gerektiğinde kullanılan ilaçlardır.

        Hastanın hangi ilaçları kullanacağına astımının ağırlığı ve hastalık kontrolüne göre doktoru karar vermelidir.

      Korunma: Astım belirtilerini tetikleyen risk faktörleri bireylere özgü olarak tanımlanmalı ve bu faktörlere maruz kalmaktan kaçınarak ya da en azından maruziyeti azaltarak astım belirtileri ve ataklarının gelişmesini önlemeye yönelik önlemler mümkün olduğunca her yerde yaşama geçirilmelidir. Hastanın eğer varsa alerjisi olduğu şeylere maruziyetten kaçınılmalıdır. Astımlı hasta sigara içmemeli ve maruziyetinden de kaçınmalıdır.

Pulmoner Emboli

      Tanım: Pulmoner emboli akciğer damarlarının tam veya kısmi olarak pıhtı ile tıkanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Tıkanıklığın akciğer dolaşımını büyük ölçüde aksattığı olgularda birden tansiyon düşer ve hasta şok durumuna girebilir. Bu durum çok sık olmamakla birlikte meydana geldiğinde hayatı tehdit edicidir. İleri yaşta ve mevsimsel basınç değişikliklerinde sıklığı artabilmektedir. En sık kaynağı derin bacak damarlarıdır (toplardamarlar). Tedavi edilmemiş olgularda ölüm oranı %25-30’lara ulaşabilmektedir. Bu nedenle göğüs hastalıkları uzmanının bulunduğu en yakın acil birime başvurmaları hayat kurtarıcı olabilir.

      Nedenleri

  1. Kan pıhtılaşmasına neden olan genetik hastalıklar (ailede bu tür bir hastalık varlığı)
  2. Uzun süre hareketsizlik (örneğin bel fıtığı nedeniyle yatak istirahatı)
  3. Uzun süren seyahat
  4. Kanser hastalığı
  5. Son bir-iki ayda ameliyat geçirmek (özellikle ortopedik cerrahi)
  6. Travma
  7. Bayanlarda doğum kontrol hapı, hormon tedavisi kullanımı
  8. Gebelik
  9. Şişmanlık
  10. Kronik kalp ya da akciğer hastalığı olanlar
  11. İnme geçirenler
  12. Kronik böbrek yetmezliği

     Belirtileri

    En önemli belirtiler ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı ve kan tükürmedir. Göğüs ağrısı hastanın nefes almasını engeller ve bıçak saplanır tarzında ya da göğüste baskı, sıkıştırma şeklindedir. Öksürük nadir de olsa görülür. Yine bacakta ağrı, şişlik ve ısı artışı olabilir. Bazı hastalarda ani bayılmalar gelişebilir. Bazen hasta daha tanı almadan ani ölümlere de yol açabilir. Bu hastalıkta akciğer damarının ani tıkanmasına bağlı vücuda taşınan oksijen miktarı azalır, akciğerin o damar ile beslenen alanında kanlanma bozukluğu meydana gelir. Kalbin akciğere kan pompalayamamasına bağlı tansiyon düşüklüğü ve kalpte yüklenme meydana gelir. Akciğer damarlarında tansiyon artışı meydana gelir. Bu hastalığın ciddiyeti tıkanan damarların çokluğuna ve büyüklüğüne bağlıdır.

    Tanı

    Bu hastalıkta teşhisteki en önemli basamak hastalıktan şüphelenmektir. Kesin teşhis, ilaçlı akciğer tomografisinde akciğer damarlarındaki tıkanıklığın görülmesiyle konulur. Diğer bir teşhis yöntemi ise akciğer sintigrafisidir. Hastanın özelliklerine ve durumuna göre göğüs hastalıkları uzmanı hangisinin önce yapılması gerektiğine karar verir. Ayrıca derin bacak damarlarındaki tıkanıklık için bacaktaki toplardamarlara ultrason ile bakılarak pıhtının kaynağı tespit edilebilir. Kalp ultrasonu ile kalpteki bulguların izlenmesi önemlidir.

     Tedavi

    Bu hastalıkta pıhtıyı eritmeye yönelik kan sulandırıcı tedaviler kullanılmaktadır. Bu kan sulandırıcı ilaçlar oluşan pıhtıyı eritmeyip yeni pıhtı oluşmasını engeller. Mevcut pıhtıyı vücudun kendi savunma sistemi eritecektir. Kan sulandırıcı ilaçlar etkisinin hemen başlaması için ilk 5-7 gün çoğunlukla iğne şeklinde kullanılır. Bununla birlikte ağızdan hap şeklinde ikinci bir kan sulandırıcı başlanır. Bunun etkisi daha geç başlayacaktır. Yaklaşık 5 gün sonra hap şeklindeki ilacın etkisi başlayınca iğne şeklinde olan kesilir. Eğer hastada tansiyon düşüklüğü, şok gibi durumlar varsa, hayati tehlike mevcutsa pıhtı eritici ilaçların verilmesi gerekir. Ondan sonra kan sulandırıcı ilaçlarla devam edilir.

   Kan sulandırıcı ilaçlar en az 3 ay kullanılır. Bazı hastalarda 6 ay, bazılarında 12 ay, bazılarında ise hayat boyu kullanmak gerekir. Bu tedavi süresi hastanın özelliklerine göre göğüs hastalıkları uzmanı tarafından belirlenmelidir.

      Korunma

     Hasta öncelikle kendisine başlanan kan sulandırıcı tedaviyi aksatmadan, doktor gözetiminde kullanmalıdır. İlaçları kendiliğinden kesmemelidir.

     Uzun süreli yolculuklarda hareketsizlik nedeniyle akciğer damarları tıkanıklığı görülme olasılığı artar. Bunu engellemenin en etkili yolu varis çorabı giymek, bol su içmek ve belirli aralıklarla ayağa kalkmak ve bacakları hareket ettirmektir. Uzun süre istirahat gerektiren durumlarda ani nefes darlığı, bacakta ağrı/şişlik ve göğüs ağrısı olduğunda bu hastalığın akla gelmesi ve erken dönemde doktora başvurulması önemlidir. Ailesinde ani ölüm olan ya da ailesinde 40 yaşın altında bu tür hastalık geçiren bireylerin doktora başvurmaları faydalı olabilir. Yine sık düşük öyküsü olan hastalarda pıhtıya eğilim olabileceği akılda tutulmalıdır.

  Ameliyat geçiren hastaların bir an önce yürümeye başlaması (erken hareketi) pıhtı atma riskini azaltır. Kilo verilmesi, hareketsiz bir yaşam yerine hareketli bir yaşam tercih edilmesi oldukça önemlidir. Aspirin kullanımının bu hastalığı önlediğine dair kesin kanıt yoktur.

Pulmoner Hipertansiyon

       Tanım

      Pulmoner hipertansiyon, akciğerlerinize kan taşıyan ve “pulmoner arter” adı verilen damarlardaki kan basıncının yüksek olması durumudur. Pulmoner hipertansiyon prognozu son derece kötü olan, sebebi anlaşılamamış ve çaresi henüz olmayan, ancak hastaların yaşam kalitesini ve ömrünü uzatan tedavilerinin olduğu, nadir bir hastalıktır. Tansiyon aletleriyle kolunuzdan ölçülen kan basıncından farklıdır. Akciğerlerinize giden bu damarlardaki kan basıncını ölçmek için uzman doktorlarca kalp kateterizasyonu adı verilen bir tetkikin yapılması gereklidir.

    Pulmoner hipertansiyon, kalbin sağ tarafının, kanı akciğerlere pompalamakta zorlanmasıdır. Bu, akciğerlere giden damarların (pulmoner arterler) tıkalı, daralmış ya da hasar görmüş olması sebebiyle olabilir. Bunun sonucu olarak bu damarların içerisindeki basınç artar. Sonuç olarak görevi kanı akciğere pompalamak olan sağ karıncığın (ventrikül) da basıncı artar.Zaman içerisinde sağ karıncık (ventrikül) bu fazla basınç yükü ile başa çıkmaya çalışırken, zayıflar ve pompalama gücü düşer. Bu da pulmoner hipertansiyona bağlı belirtilerin ortaya çıkmasının nedenidir.

       Nedenleri

    Herkes her yaşta pulmoner hipertansiyona yakalanabilir. Ama pulmoner hipertansiyonun bir tipi olan pulmoner arteriyel hipertansiyon, kadınlarda daha sık görülür. Araştırmalar bunun hormonlarla ilgili olabileceğini düşündürmektedir. Pulmoner hipertansiyon bazen nedensiz olarak ortaya çıkabileceği gibi, kalp ya da akciğere bağlı bazı sağlık sorunları sonucu veya bağ dokusu hastalığı gibi bazı hastalıklara bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

       Belirtileri: Pulmoner hipertansiyonun en sık görülen ana belirtisi nefes darlığıdır. Diğer belirtiler ise şunlardır:

  1. Yorgunluk
  2. Özellikle egzersiz yaparken olan baş dönmesi
  3. Kalp hızında artış
  4. Bacak, bilek ve karın şişliği
  5. Özellikle egzersiz sonrası göğüs ağrısı

      Bu belirtiler egzersiz yaparken, yokuş yukarı yürüyüşlerde ya da merdiven çıkarken daha da artabilir.

       Tanı

      Pulmoner hipertansiyon belirtilerinin birçok hastalığın belirtileriyle benzerlik göstermesi nedeniyle pulmoner hipertansiyon tanısının konulması oldukça zor olabilir. Tanı sürecinde yapılabilecek tetkikler şunlardır:

  1. Kalp grafisi
  2. Kalp ultrasonu
  3. Kalp kateterizasyonu
  4. Solunum fonksiyon testleri
  5. Uyku testi
  6. Kan testleri
  7. Perfüzyon sintigrafisi
  8. Karaciğer ultrasonu
  9. İlaçlı Akciğer tomografisi

       Tedavi

       Tedavi, pulmoner hipertansiyon nedenlerine ve hastalığın evresine göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle her hastanın tedavi için kullandığı ilaçlar aynı olmayacaktır.

       Oksijen, idrar söktürücü, kan sulandırıcılar ve hastalığın evresine göre spesifik ilaçlar tedavide yer alır.

         Korunma

         Hamilelik hastalığın ilerlemesini hızlandırır, bu nedenle hamile kalınmamalıdır.

        1500-2000m’den daha yüksek yerlere seyahat etmemek gerekir.( Ayrıca uçuş sırasında oksijen desteğine ihtiyacınız olabilir. Bu nedenle uçak yolculuklarınız için doktorunuza danışmanız gerekir)

         Grip ve pnömokok aşıları düzenli yaptırılmalıdır.

        Not: ADHAD derneği bilgilendirme sayfasından yararlanılmıştır.

KOAH

       Genel Tanım

     KOAH, solunum yollarında iltihaplanmaya bağlı oluşan ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. Bu hastalık özellikle sigara dumanı ve diğer zararlı gaz ve parçacıklara bağlı olarak gelişen havayollarının mikrobik olmayan iltihabı sonucu oluşur. Genellikle 40 yaş üzerinde belirti verir. Ancak ailesel yatkınlık olması veya erken yaşta sigaraya başlanması durumunda daha erken yaşlarda da görülebilir. Solunum yollarında daralma ve hava keseciklerinde harabiyet oluşur. Normalde balon gibi esnek olan genişleyip-daralabilen havayolları bu özelliğini yitirir. Genişlemiş hava keseciklerine giren havanın çıkması zorlaşır, daha da şişmeye başlar. İçeride sıkışan hava nefes almayı güçleştirir. Balgam üreten bezlerin aşırı çalışması sonucu balgam miktarında artış olur. Daralan havayollarından havanın geçişi güçleşir.

       Nedenleri

      KOAH’ın en önemli nedeni sigaradır. Sigara dışındaki diğer tütün ürünleri de KOAH gelişimine neden olur. Toza ve dumana maruz kalınan meslekler, evde soba kullanımı, kırsal kesimde tandır yakılması diğer risk faktörleri arasında sayılabilir.

       Belirtileri

    KOAH’da en sık görülen yakınmalar nefes darlığı, öksürük ve balgam çıkarmadır. Sigara içen kişiler, öksürük ve balgam şikayetini sigaraya bağladıkları için doktora geç vururlar. Nefes darlığı nedeniyle fizik aktivitede azalma ortaya çıkar. Nefes darlığı çeken kişi, yol yürümek istemez, günlük işlerini azaltır, markete gitmeye çekinir ve zamanla evden çıkmamayı tercih eder hale gelir. Bu şekilde giderek artan fiziksel aktivite azalması, hastanın yaşam kalitesini bozarak hastalığın ilerlemesine neden olarak, sakatlık ve ölüme yol açar.

      Tanı

     KOAH’ın tanısı, basit ve ağrısız bir test olan “nefes ölçüm testi” ile kolayca konabilmektedir. KOAH’ın erken tanısı, hastalığa bağlı sakatlık ve ölüm oranlarını azaltacaktır. Bu nedenle, 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan ve/veya meslek icabı ya da çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişilerde müzmin seyirli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarından en az birinin bulunması halinde kişinin bir göğüs hastalıkları hekimi tarafından görülüp “nefes ölçüm testini” yaptırması gerekir.

      Tedavi

  KOAH ilerleyici bir hastalık olmasına karşı önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. KOAH’lı bir hastanın yapması gereken ilk iş sigarayı bırakmak amacıyla hekime başvurmasıdır. Sigara bağımlılığı tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bunun dışında, diğer zararlı toz ve dumandan uzak durulması, grip ve zatürre aşılarının yapılması ve nefes yoluyla alınan ilaç tedavisinin yanı sıra fiziksel aktivitenin önerilmesi ve uygulanmasının sağlanması hem hastalık gelişimi hem hastalığın ilerlemesi ve kötü sonuçlarının önlenmesinde önemli bir adımdır.

      Koruma 

      Hastalığın en önemli risk faktörü sigara içimi olduğuna göre sigara içmeyi bırakmalısınız. Sigara kullanımının önlenmesiyle hastalıktan korunabilmek mümkündür.

   Toz ve dumana maruz kalınan mesleklerde çalışan kişilerin sigara içmeleri, KOAH’a yakalanma olasılıklarını artıracağından, bu kişilerin sigaradan uzak durmaları çok daha fazla önem kazanmaktadır. Ayrıca, bu işyerlerinde, toz ve duman gibi maddelere maruz kalma derecesini azaltacak maske kullanımı, uygun iş yeri ortamının sağlanması gibi önlemler faydalı olacaktır.

       Daha çok kırsal kesimde evlerde yemek pişirmek ya da ısınmak amacıyla kullanılan hayvansal ya da bitkisel kaynaklı yakıtların yerine, başka kaynakların kullanılması önerilmektedir.

      Not: Bu bilgilendirme notunun hazırlanmasında Türk Toraks Derneği Halk Sayfasındaki verilerden yararlanılmıştır.

Mesleksel Akciğer Hastalıkları

       Genel Tanım

      Ülkemizde en sık görülen mesleksel akciğer hastalıkları pnömokonyozlar (silikozis, asbestozis), mesleksel astım ve hipersensitivite pnömonisidir. Ancak, hemen her akciğer hastalığının mesleksel olabileceği unutulmamalıdır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi uluslararası kaynaklarda meslek hastalıkları; zararlı bir etkenle bundan etkilenen insan vücudu arasında, çalışılan işe özgü bir neden-sonuç, etki-tepki ilişkisinin ortaya konabildiği hastalıklar grubu olarak tanımlanmaktadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve genel sağlık Sigortası Kanunu’nun 14. maddesine göre ise; Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir.

       Nedenleri

      Hastalığa göre nedenler farklılık gösterir. Silikozis için madenlerde çalışma, tünel yapımı, her türlü kumlamacılık, diş teknisyenliği, cam imalatı gibi meslekler risk grubunda yer alırken asbestozis hastalığı için kentsel dönüşüm, gemi sökümü gibi işler yanı sıra ofiolit denilen tabakanın yüzeyde olduğu/ beyaz toprağın bulunduğu bölgelerde çevresel maruziyet ön pandadır. Mesleksel astım için fırıncılık, deterjan üretimi, lateks eldiven gibi büyük moleküler ağırlıklı maddeler yanında her türlü kimsayal madde (örneğin boyadaki izosiyanat, deterjanlardaki klor) astım gelişimine yol açabilir. Ülkemizde çamaşır suyu ve tuz ruhu karıştırarak temizlik yapan ev hanımları ve temizlik işçilerinde astım gelişimi sıktır. Hipersensitivite pnömonisi ise genelde nemli, küflü ortamlarda daha çok organik madde maruziyeti sonucu ortaya çıkar. En çok karşılaşıldığı durumlar, hayvan besiciliği, güvercin veya diğer kuşları besleme ya da kuştüyü yastık üretimi veya kullanımına bağlı olarak gelişebilir.

       Belirtileri

     Meslek hastalığı gelişimi bir süreç olduğu için başlangıçta hiç belirti vermeyebilir. Bu nedenle, riskli iş kollarında çalışanların periyodik olarak izlenmesi, gerekli görüldüğü durumlarda solunum fonksiyon testi ve akciğer filmi çekilerek kontrolü önemlidir. İlk görülen şikayet genellikle fiziksel aktivite ile ortaya çıkan nefes darlığıdır. Hastalık ilerledikçe nefes darlığı istirahatte de görülür. Diğer en sık görülen belirti öksürüktür.

       Tanı

     Meslek hastalığı tanısının iki boyutu vardır. Tıbbi tanı, semptomu olan çalışanların bir hekim tarafından değerlendirilmesi, başlangıçta solunum fonksiyon testi ve akciğer filmi, gerekirse daha ileri tetkiklerle konulabilir. Ancak, yasal tanı için yetkilendirilmiş hastanelerden birinde işlemlerin başlatılması gerekmektedir. Meslek hastalıkları, kamuya ait üniversite hastaneleri (Atatürk Üniversitesi dahil) ve Sağlık Bakanlığına bağlı Eğitim Araştırma Hastaneleri bu konuda yetkilendirilmiş hastanelerdir.

      Tedavi

    Pnömokonyozların etkin bir tedavisi yoktur ancak yine de toza maruziyetin erkenden sonlandırılması hastalığın ilerlemesini engeller. Mesleksel Astım ve Hipersensitivite Pnömonisinin tedavisinde de ilk yaklaşım maruziyeti sonlandırmaktır. Mesleksel Astım ve Hipersensitivite Pnömonisi etkin bir şekilde tedavi edilebilen hastalıklardır.

       Koruma

     Temel koruma, toza ve kimyasallara maruziyetin önlenmesidir. Çalışılan iş yerlerindeki işveren marizyeti önlemek için gerekli işlemleri yapmakla sorumludur. Maruziyetin kaynağında yok edilmesi, ortamın iyileştirilmesi ve kişisel koruyucular, uygunluk durumuna göre kullanılabilir.