12 Şubat 1966 tarihinde Tıp Fakültesinin kuruluşu ile birlikte faaliyetine başlayan Anabilim Dalımız bugüne kadar çok sayıda öğretim üyesi ve uzman hekim yetiştirmiştir.

        Prof.Dr. Süleyman AKTAŞ tarafından kurulan ve başlangıçta Numune Hastanesi’nde hizmete başlayan kliniğimiz daha sonraları Araştırma Hastanesinin zemin ve giriş katlarında faaliyetlerini sürdürmüştür. Sonraları sırasıyla Prof.Dr Lale CERRAHOĞLU, Prof Dr Kazım ŞENEL ve Prof. Dr. Mahir UĞUR’un Anabilim Dalı Başkanları olarak kliniğin gelişimine büyük katkıları olmuştur.

        Şu anda Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi yerleşkesinde geniş alanlı ve ferah bir ortamda Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalına bağlı olarak 52 yatak kapasitesi ile yatan hasta kliniği, erkek ve kadınlar için ayaktan fizik tedavi üniteleri ve rehabilitasyon ünitelerinde Romatoloji, Algoloji ve Spor Hekimliği Bilim Dalları ile birlikte hizmet verilmektedir.

      Kliniğimiz Prof. Dr. Akın ERDAL’ın Anabilim Dalı başkanlığında, toplam 2 Profesör, 1 Doçent, 3 Doktor Öğretim Üyesi ve 12 Araştırma Görevlisi ile poliklinik ve klinik birimlerimizde; doğuştan veya sonradan oluşan kas ve iskelet sistemi hastalıkları, romatolojik hastalıklar, algoloji, rehabilitasyon hizmetleri (nörolojik, ortopedik ve pediatrik rehabilitasyon vb.), metabolik kemik hastalıkları (osteoporoz vb.) ve spor hekimliği alanında vatandaşlarımıza hizmet verilmektedir.

     Öğretim Üyeleri

  1. Prof.Dr. Akın ERDAL (Anabilim Dalı Başkanı/Algoloji (Ağrı Bilimi) Bilim Dalı Başkanı /Algoloji Yan Dal Uzmanı)
  2. Prof.Dr. Meltem ALKAN MELİKOĞLU (Romatoloji Bilim Dalı Başkanı/Romatoloji Yan Dal Uzmanı)
  3. Doç. Dr. Hülya UZKESER
  4. Doç.Dr. Ayhan KUL
  5. Dr.Öğr. Üyesi Fatih BAYGUTALP
  6. Dr.Öğr. Üyesi Bilgehan ÖZTOP (Spor Hekimliği Uzmanı)

 

    Asistan Doktorlar

Arş. Gör. Dr. Büşra KILIÇ
Arş. Gör. Dr. Fatma ÖZER UZUN
Arş. Gör. Dr. Oğuzhan LAÇİN
Arş. Gör. Dr. Sobhan AMIRANY
Arş. Gör. Dr. Neslihan ERDOĞAN
Arş. Gör. Dr. Ayşegül ÖZSOY
Arş. Gör. Dr. Fatma Nur BULDUK (YILDIRIM)
Arş. Gör. Dr. Cansu Selin KARAKÖSE
Arş. Gör. Dr. Nasım PARVINKARAMI
Arş. Gör. Dr. Ela ÖZOĞUL
Arş. Gör. Dr. Eren Fatih AYIK
Arş. Gör. Dr. Mevlüt ÜZÜMCÜ
Arş. Gör. Dr. Sevinj MAMMADOVA
Arş. Gör. Dr. Tuğçe Bahar ÇELEBİOĞLU
Arş. Gör. Dr. Tuba CEVİZ
Arş. Gör. Dr. Esra AÇAR
Arş. Gör. Dr. Merve ALTUNTAŞ
Arş. Gör. Dr. Havva YILDIZ

 

       Kliniğimizde Prof.Dr. Akın ERDAL’ın Anabilim Dalı Başkanlığında toplam 2 Profesör, 1 Doçent, 3 Doktor Öğretim Üyesi, 12 Araştırma Görevlisi ile birlikte yardımcı sağlık hizmetlerinde görevli olan diğer sağlık çalışanlarımızla hizmet yürütülmektedir. Anabilim Dalımızda Algoloji ve Romatoloji Yan Dal Uzmanlığı ve Spor Hekimliği Ana Dal Uzmanlığı olan öğretim üyelerinin bulunması kliniğimize ekstra bir güç katmaktadır. Ayrıca Anabilim Dalımız bünyesinde faaliyet gösteren Algoloji ve Romatoloji Bilim Dallarında yan dal uzmanlığı olan öğretim üyelerimiz ile birlikte daha iyi hizmet verilebilmesi için gerekli yan dal uzmanlarının yetiştirilmesi hedefine ulaşılmıştır. Anabilim dalımız; öğretim üyesi kadrosu, cihaz ve donanım yönünden güçlü bir tanı ve tedavi kapasitesine sahip olup ülkemizin önde gelen Anabilim Dallarından birisi olma konumundadır.

 

       Klinik Hizmetleri

      Şu anda Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi yerleşkesinde geniş alanlı ve ferah bir ortamda Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalına bağlı olarak 52 yatak kapasitesi ile yatan hasta kliniği, erkek ve kadınlar için ayaktan fizik tedavi üniteleri, rehabilitasyon üniteleri ve diğer bölümlerimiz ile birlikte Romatoloji, Algoloji ve Spor Hekimliği Bilim Dallarını da içine alan sağlık hizmetleri verilmektedir.

       

       Kliniğimizde;

       İzokinetik test ve egzersiz ünitesi

     Ortopedik rehabilitasyon ve spor hekimliği ve alanında kullanılan ve ileri bir teknoloji ürünü olan bilgisayar destekli izokinetik test ve egzersiz cihazı ile hizmet verilmektedir.

       

       Omuz ve diz için CPM cihazı

      Omuz ve diz kontraktürlerinin ortopedik rehabilitasyonunda yararlanılmaktadır.

       Bel okulu ünitesi

     Bel ağrılı hastaların eğitimi için bel okulu açılması ve teknolojik cihazlar aracılığıyla hastaların eğitilmesi için altyapı tamamlanmış olup gerekli eğitim verilmektedir.

      Lenfödem tedavi ünitesi: Lenf drenajının sağlanmasında kullanılan pnömotik intermittent kompresyon cihazı kliniğimizde uygulanmaktadır. Ayrıca şu an için kliniğimizde bası cihazları, masaj, bandajlama, ESWT ve kinezyo bantlama ile tedaviler yapılmaktadır.

 

      Pediatrik rehabilitasyon ünitesi

    Pediatrik rehabilitasyon hastaları (Serebral palsy, meningomiyelosel, spina bifida vb.) için özel bir ünitemiz bulunmaktadır. Ünitemizde pediatrik hastalara fizyoterapistler tarafından rehabilitasyon hizmeti verilmektedir. Ayrıca çocuk nörolojisi ve ortopedi ile birlikte ortak konsey için ekip oluşturulmuş ve pediatrik hastaların nörolojik rehabilitasyonunda fokal spastisitede uygulama alanı olan Botulinum Toxin Tip A uygulaması EMG eşliğinde yapılmaktadır.

 

      Denge ve koordinasyon ünitesi

   Periferik ve santral vertigonun ayırt edilmesinde de kullanılabilen, denge ve koordinasyonun tedavisinde kullanılan bilgisayarlı denge ve koordinasyon cihazı da aktif olarak kullanılmaktadır.

 

       Elektromiyografi (EMG) ünitesi

      Periferik sinir ve nöropatik hastalıklarının teşhisinde kullanılmak üzere EMG cihazı kliniğimizde bulunmaktadır.

 

      Mentamove

     EMG biofeedback özelliği taşıyan bu cihaz ile fasiyal paralizili hastalarda, hemiplejik ve paraplejik hastalarda rehabilitasyon amaçlı olarak kullanılmaktadır.

 

      Powerplate

      Kas güçlendirme, yağ tüketimi, anti-sellülit, esneklik, dolaşım sisteminin düzenlenmesi, relaksasyon, osteoporoz ve anti-aging amaçlı olarak kullanılmaktadır.

 

       Enjeksiyon ünitesi

       Kas ve iskelet sistemi hastalıklarının tanı ve tedavisinde, eklem içi uygulamaları ve yumuşak doku enjeksiyonları, nörolojik ve pediatrik rehabilitasyon ihtiyacı olan hastalarda oluşan fokal spastisitede EMG eşliğinde Botulinum Toxin Tip A (Botox) uygulamaları ve romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılan intravenöz ve intra muskuler ilaçların (kür tedavisi) uygulamaları aktif olarak yapılmaktadır.

 

       Ultrason ünitesi

      Kas ve iskelet sistemi ve romatolojik hastalıkların tanı, tedavi ve takibinde aktif olarak kullanılmaktadır.

 

        ESWT tedavisi

     Plantar fasiit, epin kalkanei, lateral epikondilit, myofasial ağrı sendromu gibi birçok kas iskelet sistemi hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır.

 

       Lazer tedavisi

      Ağrı ve kas-iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.

 

       Kardio-pulmoner test ve rehabilitasyon ünitesi

      Ünitenin kurulumu için gereken alt yapı çalışmaları tamamlanmış olup yakın dönemde ihale süreçleri ve kurulma aşaması gerçekleştirilerek vatandaşımızın hizmetine sunulması planlanmaktadır.

     Ayrıca ileriye dönük olarak uygun fiziki koşulların sağlanmasıyla birlikte, yürüme analizi laboratuarı, yanık rehabilitasyonu, ürojinekolojik rehabilitasyon, geriatrik ve kanserli hastaların rehabilitasyonu ünitelerinin de kurulması düşünülmektedir.

       Anabilim Dalımız eskiden beri kongre, sempozyum gibi bilimsel aktivitelere büyük önem vermektedir. Yurtiçi ve yurtdışında yapılan bu tür bilimsel aktivitelere aktif katılımlarla birlikte pek çok kez ilimizde ulusal sempozyumlara ev sahipliği yapmıştır. İleri tarihlerde de gerek sempozyum gerekse ulusal kongre bazında ev sahipliği yapma hazırlıklarımız devam etmektedir.

 

       Poliklinik Hizmetleri

       Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Algoloji, ve Spor Hekimliği hizmetleri için 2 poliklinik ve romatolojik hastalıklar için bir poliklinik ile hizmet verilmektedir.

       ÖNEMLİ HASTALIKLAR

       BEL, BOYUN VE SIRT AĞRILARI

      Tanım: Belimiz kol ve gövdenin ağırlığını taşıyan ve bacaklara aktaran temel parçamızdır. Boyun başın ağırlığını taşıp onun her yöne hareketini sağlar. Boyun ve bel ağrısı bu yapılardan her hangi birinde meydana gelen hasarlardan oluşabilir. Toplumda oldukça sık görülür. Fiziksel tıp ve rehabilitasyon bölümü bel ve boyun ağrısının hem tanısını koyup hem de tedavisini sağlayan bölümlerden biridir.

       Bel ve boyunu oluşturan kısımlar: Omurlar; üst üste duran kemikten bir kolondur. Bu kemiklerin her birinin merkezinde bir delik vardır. Bu üst üste geldiğinde bir tünel oluşturur.

Diskler; omurların arasında onların hareketine ve yük taşımasına destek olur.

Omurilik ve sinirler; omurilik, beyni vücudun geri kalanına bağlayan sinirlerin oluşturduğu yegane yoldur. Omurga kanalındaki omurlardan geçer. Ardından omurlar arasından geçerek vücuda yayılır.

Kaslar, tendonlar ve bağlar; Kaslara, tendonlara ve bağlara birlikte sırtın “yumuşak dokuları” denir. Bu yumuşak dokular sırtı destekler ve bir arada tutmasına yardımcı olur.

        Bel, boyun ve sırt ağrılarının sebepleri:

       -Bel ağrısının birçok nedeni vardır. Bunlar arasında;

       -Diskte meydana gelen fıtıklaşma ve hasarlanma

       -Bel ve boyun çevresinde bulunan yumuşak doku hasarı ve iltihabı

      -Omurgadaki eklemlerde meydana gelen hasar, yıpranma ve iltihap

      -Omurgadan sinirlere uzanan kemiksi çıkıntıların sinirlere basısı

      -Omurlarda olabilecek kaymalar

      -Omurga kanalında daralma

      -Tümör veya enfeksiyon (Fakat bunlar nadirdir)

        Tanı

       Bel, boyun ya da sırt ağrısıyla hekime başvuran bir hastanın öncelikle fizik muayenesi yapılır. Ardından hastanın durumuna göre bel, boyun ve sırt filmi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans (MR) görüntüleme, elektromyografi ve sintigrafi gibi görüntüleme yöntemlerinden biri ya da birkaçı yapılıp gerekli kan tetkikleri istenir.

       Bel, boyun ve sırt ağrıları nasıl tedavi edilir?

    Genellikle ani başlayan bel ve boyun ağrılarının büyük çoğunluğu, istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi gibi yöntemlerle tamamen düzelir ancak bu tür ağrıları olan bazı kimselerde de bu ağrı kronikleşerek çok daha uzun sürebilir ve yukarıda sayılan tedavilerle düzelmeyebilir. Kronikleşen bel, boyun ve sırt ağrılarında çeşitli fizik tedavi modaliteleri, ilaç ve korse kullanımı, girişimsel ağrı tedavi yöntemleri ve psikoterapi gibi tedaviler uygulanmaktadır. Bel, boyun ve sırt ağrıları çok sık olmamakla birlikte cerrahi tedavi gerektirebilir. Hastaların ancak yüzde 2-5’inde cerrahi uygulanmaktadır.

Ne zaman acil şekilde doktora başvurmalıyım?

  • Düşme-çarpma gibi travma durumları sonrası
  • Kollarda ve bacaklarda hissizlik ve uyuşma tariflerse
  • İdrar ve dışkı kaçırma durumlarında
  • Açıklanamayan denge bozukluğu durumlarında
  • Açıklanamayan kilo kaybında
  • Ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı durumlarında
  • Kortizol, bağışıklık sistemi baskılayan ilaç kullananlarda veya kemoterapi alanlarda
  • Şeker hastalığı olanlarda

Görüntüleme yaptırmalı mıyım?

Hastaların büyük çoğunluğunda röntgen, bilgisayarlı tomografi ve MR çektirmesine gerek yoktur. Olguların ciddi bir kısmında ağrılar birkaç hasta içinde geçecektir. Doktorunuz şüpheli bir durum olmadıkça görüntüleme çalışması istemeyecektir. Bu nedenle görüntüleme istenmediğinde endişe duyulmamalıdır.

Bel-boyun ağrısı nasıl tedavi edilir?

Bel ağrısı yaşayan hastaların çoğu insanın ciddi bir tıbbi sorunu yoktur ve önerilerle şikâyetleri geçecektir. Bu öneriler;

Fizik tedavi; FTR hekimi tarafından planlanan ayaktan veya yatarak alınan bir süreçtir. Bu süreçte fizik tedavi uygulamaları ve egzersizler uygulanır.

  • Elektroterapi uygulamaları;
  • Isı tedavisi (yüzeyel ve derin ısıtıcılar); Bazı hastalarda sıcak su torbaları şikâyetleri rahatlatmada yardımcı olabilir.
  • Hareketli kalmak; Yapabileceğiniz en iyi şey mümkün olduğunca hareketli kalmaktır. Bel ağrısı olan insanlar aktif kalırlarsa daha hızlı iyileşirler. Ağrınız şiddetli ise, bir veya iki gün dinlenmeniz gerekebilir. Ancak en kısa sürede yürümeye ve hareket etmeye geri dönmeniz önemlidir. Bu dönemde ağır kaldırma ciddi egzersiz yapılmamalıdır. Deneyebileceğiniz egzersizler arasında yürüyüş, yüzme veya egzersiz bisikleti bulunmaktadır. Bazı hastalar için doktor önerisi ile Tai chi, yoga ve plateste faydalı olabilmektedir.

İlaçlar; Doktorunuzun önerileri doğrultusunda ağrı kesici, kortizol ve yeşil reçeteli ilaçlar kullanılması gerekebilir. Şikâyetleriniz için doktor olmayan kişiler tarafından önerilen ilaçlardan sakınmak gerekir.

Şikâyetleri rahatlatabilecek tedaviler; Bazı tedaviler bir süre daha iyi hissetmenize yardımcı olabilir.

  • Omurga manipülasyonu; Bu, bir doktorun veya fizyoterapistin sırtınızın eklemlerini hareket ettirdiği uygulmadır. Bunu denemek istiyorsanız, önce doktorunuzdan bu konuda bilgi alın.
  • Akupunktur; Geleneksel Çin tıbbını bilen biri, ağrı sinyallerini engellemek için vücudunuza küçük iğneler yerleştirilir.
  • Masaj; Bu konuda sağlık bakanlığı onaylı sertifikası bulunan masörlerden şikayetleri rahatlatmak için yardım alınabilir.
  • Manuel Terapi

Stresi azaltmak; Stresli yaşam, günlük hayata dair sorunlarla baş etme zorluğu yaşayan insanlarda ağrı sıklığı daha fazladır ve iyileşme daha zor olmaktadır. Bu şikâyetlerin olması halinde ruh ve sinir hastalıkları doktorunun desteği gerekebilmektedir.

Bel ve boyun enjeksiyonları; Ağrı bölümü uzmanları bel ve boyun bölgesine belirli enjeksiyonlar yapabilmektedirler. Bu işleme gerek olup olmadığı ve işleme uygunluk açısından FTR hekiminden bilgi alınmalıdır.

  • Spinal Enjeksiyonlar (Omurgadan İğne Tedavisi)
  • Kuru iğne tedavisi
  • Proloterapi

Cerrahi; Oldukça az bir hasta grubunda cerrahiye ihtiyaç duyulur. Cerrahinin gerekli olduğu durumlarda hekiminiz sizi beyin ve sinir cerrahisi uzmanına yönlendirecektir.

OMUZ AĞRILARI

Omuz eklemi vücudun en hareketli eklemidir.4 farklı eklem, bunları bir arada tutan bağlar, rotator kaf kasları denilen kaslar, kasları kemiklere bağlayan tendon isimli yapılar ve bursa adı verilen içi sıvı dolu kesecikler omuz ekleminin karmaşık yapısını oluşturur. Omuzun ağrılı durumları bunlardan bir veya daha fazlasının yaralanması veya hastalığına bağlı olabilir.

Omuz ağrısı nedenleri nelerdir?

-Sıkışma sendromları

-Rotator kaf yırtıkları

-Tendon hastalıkları

-Bursanın inflamasyonu

-Donuk omuz

-Torasik çıkış sendromu

-Myofasial ağrı sendromu

-Osteoartrit

-Kemik hastalıkları(kırık, enfeksiyon, tümör…)

-Safra kesesi hastalıkları, dalak yaralanması…

Belirti ve bulgular nelerdir?

-Ağrı

-Tutukluk

-Kuvvet kaybı

-Hareketlerde kısıtlanma

-Şişlik

-Omuz asimetrisi

-Uyuşma, karıncalanma, iğnelenme

-Krepitasyon

Tanı Yöntemleri Nelerdir?

Hekimin muayenesi omuz ağrısının sebebini belirlemede önemlidir. Muayenede kullanılan çok sayıda özel test vardır (Düşük kol testi, Yergason testi, Neer testi vb.). Testler tanıyı koymada yol göstericidir. Diğer hastalıklardan ayrımını yapmak için laboratuvar testleri istenir. Görüntüleme olarak direkt grafi, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme seçilebilecek yöntemler arasındadır.

Tedavi yöntemleri nelerdir?

Tedavide esas olan hastanın ağrısının azaltılması ve yaşam kalitesinin artırılmasıdır. Tedavinin başarısı için hastanın uyumu önemlidir. İyileşmenin zaman alabileceği hastaya açıklanmalı ve tedavi uyumu konusunda destek olunmalıdır.

Fizik tedavi yöntemlerinden; yaralanmanın yeni olduğu ve ağrının şiddetli olduğu erken dönemde soğuk uygulamalar tercih edilir. İlerleyen dönemlerde sıcak uygulamalar yapılır. Ağrıyı azaltıcı etkisi olan TENS isimli cihazlar kullanılabilir. Eklem hareketlerini ve kas kuvvetini korumak için hasta egzersiz programına alınır. Egzersiz tipine ve şiddetine hastaya göre karar verilir. İlaç tedavisi olarak; ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar kullanılabilir. Gerekli durumlarda eklem içine ilaç enjeksiyonu yapılır. Fizik tedaviden fayda görmeyen ve görmeyeceği düşünülen hastalarda ameliyat diğer bir tedavi seçeneğidir.

Korunmak için ne yapmak gerekir?

Genç hasta ve sporcularda uygun egzersiz ve spora uygun doğru teknik kullanmak önemlidir. Yaşlılarda ise omuz üstü aktivitelerden ve ağır yük taşımadan kaçınılması gerekir.

OMUZ AĞRILARI

SIK SORULAN SORULAR

Kolumdaki yırtık nasıl oluştu?

Omzunuzdaki yırtığın genel nedenleri: ilerleyen yaş ile beraber adalelerinizn eski gücünü kaybetmesi ve dejenerasyonu (eskimesi), ev işleri ya da iş nedeniyle tekrarlayıcı zorlayıcı hareketleri (evde cam silme, aşırı temizlik çabası, örgü örme, tekrarlayıcı ağır kaldırmalar gibi.)

Yırtığın belirtileri nedir?

Omzunuzdaki yırtık sıkışan omuz tendon ya da tendonların zamanla sürtünme ve/veya iltihabi dokuların aşındırıcı etkisi ile oluşur. Yırtık oluştuğunda omuz hareketlerinde sizinde farkedeceğiniz şekilde güçsüzlük (örn: bardak elinde düşürme gibi), özellikle gece ağrısı (omuz üzerine yatamama ve pozisyon değiştirirken uykudan uyandırma gibi) gibi belirtilerle kendini gösterir.

Buzu ne kadar süre ile ve nasıl kullanmalıyım?

Doktorunuz aksini önermedikçe ameliyat sonrası ilk iki gün (48 saat) süre ile tüm omzunuzu kapsayacak şekilde buz uygulamanız ağrı kontrolünüz ve omzunuzdaki şişliğiniz için son derece faydalı bir uygulamadır.

Omuzumda tekrar yırtık oluşma şansı nedir ve olmaması için ne yapmalıyım?

Tekrar yırtık konusu hala tartışmalıdır. Özellikle ileri yaşta, doku kalitesi düşük ve diabet-romatizma gibi eşlik eden hastalıkları olan kişilerde, sıgara içen kişilerde ve ciddi bir omuz travması geçirenlerde tekrar yırtık oluşabilir. Burada sigara! yani tütün kullanımının yırtık iyileşmesini geciktirdiği gibi yırtığı tekrar oluşmasında kanıtlanmış etken olduğunu özellikle vurgulamak gerekmektedir.

Sıkışmada yapılan steroid enjeksiyonu zararlı mıdır?

Genellikle aralıktaki bursa adı verilen oluşuma yapılan 3-4 sınırlı sayıda (3-4) yapılan steroid enjeksiyonu güvenlidir, ve sıklıkla lokal inflamasyonu (mikrobik olmayan iltihabi durum) ve ağrıyı ciddi olarak azaltır. Bu lokal yapılan steroid kronik yani devamlı ağızdan kullanılan steroidler gibi vücutta sistemik olarak emilmedikleri için aynı riskleri içermezler. Buna karşın tekrarlayan steroid enjeksiyonları daha sonra ameliyat gerektirebilecek durumlarda tendonların kalitesini olumsuz yönde etkiledikleri gösterilmiştir.

DİZ AĞRILARI

Diz ağrısı, vücudun diz bölgesinde yırtılmış bir bağ veya yırtılmış kıkırdak gibi bir yaralanmanın sonucu olabilir. Artrit, gut ve enfeksiyonlar dâhil olmak üzere tıbbi durumlar da diz ağrısına neden olabilir. Diz ağrısı, her yaştan insanın etkilenebileceği ve yaygın görülen bir şikâyettir. Daha hafif diz ağrısı türleri bireyin kendisine dikkatli bakmasıyla kendiliğinden düzelebilir.

Diz ağrısı neden olur?

Diz ağrısının nedenleri arasında yaralanma, mekanik kaynaklı problemler, çeşitli artrit tipleri ve benzeri sorunlar sıralanabilir.

Diz Yaralanmaları

Buna göre diz yaralanmaları diz eklemini çevreleyen bağları, tendonları veya sıvı dolu kesecikleri ve eklemi oluşturan kemik, kıkırdak veya bağları etkileyebilir. Daha yaygın görülen diz yaralanmaları arasında ön çapraz bağ yırtılması yani ÖÇB yırtılması özellikle basketbol, futbol veya aniden hareket edilen yönde değişiklik gerektiren diğer benzeri sporlarda oynayan bireylerde yaygın görülür.

Diz kapağı yani patella dahil olmak üzere diz kemikleri, özellikle motorlu taşıt kazaları veya düşme sırasında kırılabilir veya çatlayabilir Menisküs yırtılması özellikle diz üzerine ağırlık binmişken aniden diz bükülürse, menisküs yırtılması gerçekleşebilir.

Diz bursiti ise bazı diz yaralanmaları sonucunda diz ekleminin dışını yastıklayarak tendon ve bağların eklem üzerinde düzgün bir şekilde kaymasını sağlayan küçük sıvı keseciklerinde keseciklerde meydana gelen iltihaplanma nedeniyle meydana gelir.

Patellar tendinit, ya da diğer adıyla koşucu dizi bir veya daha fazla tendonun tahriş ve iltihaplanmasıdır. – kemiklere kasları bağlayan kalın, lifli dokular. Koşucular, kayakçılar, bisikletçiler ve atlama sporları ve aktivitelerine katılanlar, uyluğun önündeki kuadriseps kasını shinbone’a bağlayan patellar tendonda iltihap gelişebilir.

Diz ağrısına neden olabilecek mekanik kaynaklı sorunlar arasında diz yapısında gevşeme sayılır. Bunla göre bazen kemik veya kıkırdak yaralanması veya dejenerasyonu sonucunda bir parça kemik veya kıkırdak kırılarak eklem boşluğunda yüzmeye başlayabilir.

Dizde artrit

Diz ağrısına neden olan sebeplerden bir başkası da yüzden fazla türü olan artrittir. Artrit eklem iltihaplanmasının veya mafsal iltihaplanmasının diğer adıdır. Artritin dizleri etkilemesi muhtemel bir kaç çeşidi vardır. Bazen dejeneratif artrit olarak adlandırılan osteoartrit, en sık görülen artrit tipidir. Dizlerdeki kıkırdağın kullanım ve ilerleyen yaşla birlikte bozulması sonucunda ortaya çıkan aşınma ve yıpranma durumudur.

Artritin en zayıflatıcı türü olan romatoid artrit ya da romatizma dizler de dahil olmak üzere vücuttaki her eklemi etkileyebilen bir otoimmün durumdur. Romatoid artrit kronik bir hastalık olmasına rağmen, şiddeti zaman içerisinde değişme, azalma veya artma eğilimindedir. Gut türü artrit eklemlerde ürik asit kristalleri oluştuğunda ortaya çıkar. Normal şartlarda en çok ayak başparmağını etkilese de, dizde de görülebilir.

Yalancı gut, ya da diğer adıyla psödogut normal gut ile karıştırılır. Psödogut, eklem sıvısında gelişen ve kalsiyum içeren kristallerden kaynaklanır. Diz bu durumdan psödogouttan en sık etkilenen eklemdir.

Diz ekleminin enfekte olması nedeniyle ağrıması, kızarması veya şişmesi septik artrit olarak adlandırılır. Septik artrit genellikle ateşle birlikte ortaya çıkar ve genellikle ağrı öncesinde bir travma yoktur. Septik artrit diz kıkırdağında çok hızlı bir şekilde geniş çaplı hasara neden olabilir. bir çarpma ya da yaralanmaya bağlı olmayan kızarma veya şişme ile birlikte diz ağrısı durumunda acilen doktora başvurmak gereklidir.

Diz ağrısı riskini neler arttırır?

Öncelikle geçmişte bir diz yaralanması olması, dizin tekrar yaralanması olasılığını artırır. Aşırı kilolu veya obez olmak, yürüme veya merdivenlerden inip çıkmak gibi sıradan hareketler sırasında bile diz eklemlerindeki stresi artırır. Bu da eklem kıkırdağının bozulmasını hızlandırarak osteoartrit riskini doğurur. Kaslarda esneklik veya güç eksikliği diz yaralanmaları riskini artırabilir. Güçlü kaslar eklemleri dengelemeye ve korumaya yardımcı olur. Kas esnekliği de tam hareket kabiliyeti sağlar. Bazı sporlar ve meslekler dizlere diğerlerine kıyasla daha fazla stres uygular. Basketbol zıplamalarıyla, futbol ani yön değişiklikleriyle diz yaralanması riskini artırır. İnşaat veya çiftçilik gibi dizler üzerinde ağırlık bindirerek kendisini tekrarlayan işler de diz sorunu riskini artırabilir.

Diz sorunlarının belirtileri nelerdir?

Diz ağrısının yeri ve şiddeti, buna sebep olan sorunun nedenine bağlı olarak değişebilir. Diz ağrısına eşlik eden belirti ve semptomlar arasında şişme, sertlik, kızarıklık, yanma hissi, dengesizlik, zayıflık, çatırdama sesi, dizi bütünüyle düzleştirememek veya tamamen bükememek görülebilir. Eğer dizlerde bu belirtiler ya da semptomlar varsa veya bir yaralanma ile bağlantılı şiddetli diz ağrısı varsa mutlaka bir doktora başvurulmalıdır.

Diz ağrısı türünün teşhisi nasıl konulur?

Diz ağrısı tanısı genellikle fizik muayene sırasında konulur. Dizler doktor tarafından şişlik, ağrı, hassasiyet, sıcaklık ve görünür morarma, alt bacağın farklı yönlerde hareket kabiliyeti ve diz bütünlüğü için incelenecektir. Bazı vakalarda doktor röntgen, bilgisayarlı tomografi (BT) taraması, ultrason veya manyetik rezonans görüntüleme (MRI) çekimi isteyebilir. Eğer doktor bir enfeksiyon veya iltihaptan şüphelenirse, kan testleri veya artrosentez adı verilen bir prosedürü isteyebilir. Bu prosedürde diz ekleminden bir iğne ile az miktarda sıvı çıkarılır ve analiz için bir laboratuvara gönderilir.

Diz ağrısı tedavisi nasıl yapılır?

Diz ağrısında tedavi yöntemleri diz ağrısına tam olarak neyin sebep olduğuna bağlı olarak değişir. Bunlar ağızdan ilaçla tedavi, hareket tedavisi, araçla tedavi, enjeksiyon ile tedavi ve ameliyatla tedavi grupları altına sınıflanır. Ağrıyı hafifletmek ve romatoid artrit veya gut gibi altta yatan tıbbi nedenleri tedavi etmeye yardımcı olmak üzere çeşitli ilaçlar reçete edilebilir.

Dizlerin etrafındaki kasların güçlendirilmesi onu daha dayanıklı ve dengeli bir hale getirecektir. Doktorunuz ağrıya neden olan özel duruma göre fizik tedavi veya benzeri güçlendirme egzersizleri önerebilir. Kemerli dizlikler ve destekler diz kaymasını düzeltmeye yardımcı olabilir. Belirli durumlarda, diz eklemini korumaya ve desteklemeye yardımcı olmak için farklı tipte dizlikler de kullanılabilir.

Bazı vakalarda, doğrudan ekleme ilaç enjekte edilmesi doktor tarafından önerilebilir. Bunlar arasında artrit ağrısının artması ve alevlenmesi semptomlarını azaltmaya yardımcı olan kortikosteroid ilacı enjeksiyonu vardır. Bu birkaç ay süreyle ağrı azalması sağlayabilir. Eklemleri doğal olarak yağlayan eklem sıvısına benzer sıvı olan hyaluronik asit, hareket kabiliyetini artırmak ve ağrıyı hafifletmek için dize enjekte edilebilir.

Trombositten zengin plazma ya da diğer adıyla plateletten zengin plazma, yani kısaca PRP iltihabı azalttığı ve iyileşmeyi desteklediği görülen farklı birçok faktörü içeren bir konsantrasyondur. Bu tip enjeksiyonlar, tendon yırtığı, burkulması veya yaralanma nedeniyle gerçekleşen diz ağrılarında daha etkilidir.

Diz ağrısına neden olan sorunun kaynağına göre ameliyat seçeneğine başvurulması gerekebilir. Artroskopicerrahi türünde özellikle dizin kilitlenmesine neden oluyorsa diz ekleminden gevşemiş cisimleri çıkarmak, hasarlı kıkırdağı çıkarmak ya da onarmak, ve yırtık bağları yeniden yapılandırmak mümkündür

.Kısmi diz protezi ameliyatında cerrah dizin sadece en hasarlı kısmını metal ve plastikten yapılmış parçalarla değiştirir.. Total diz protezi ya da tüm diz protezi türünde ise cerrah hasarlı kemik ve kıkırdağı uyluk kemiğinden, kaval kemiğinden ve diz kapağından keserek ayırır ve metal alaşımları, yüksek kaliteli plastikler ve polimerlerden oluşan yapay bir eklemle değiştirir.

Diz ağrısı için evde tedavi

Parasetamol, İbuprofen gibi ağrı kesici ilaçlar diz ağrısını hafifletmeye yardımcı olabilir. Bunun yanı sıra ağrı kesici kremlerin de ovulduktan sonra ağrıyı azaltması mümkündür. Her zaman olduğu üzere bu ilaçlar da kullanılmadan önce doktora danışılmalıdır.

Dizi yaralı bir birey için kişisel bakım önlemleri arasında en önemlisi dinlenmedir. Dizlerdeki sürekli tekrarlamadan kaynaklanan zorlamayı azaltmak için normal aktivitelere ara verilmelidir. Küçük hasarlarda sadece bir iki gün dinlenme yeterli olabilir ancak daha ciddi yaralanmalarda daha uzun bir iyileşme süresi gerekebilir. Buz hem ağrıyı hem de iltihabı azaltır. Cildi korumak için ince havluya sarılmış buz torbası da etkilidir. Ancak buz 20 dakikadan daha uzun süre kullanılması durumunda sinirlere veya cilde zarar verebilir.

Dizlerdeki ağrıyan bölgeye sıcak su torbası veya şişesi uygulanırsa ağrı geçici olarak azaltılabilir. Hafif, hava geçiren ve kendinden yapışkanlı bir bandaj ile dizin sarılması, dizin düzgün hizada durmasını sağlayabilir ve dengesini koruyarak hasarlı dokularda sıvı birikmesini önleyebilir. Bunun kan dolaşımına engel olmayacak kadar sıkı yapılması gereklidir. Dizin şişmesini azaltmak için yüksek bir şekilde tutulması da önemlidir.

Diz ağrısı nasıl önlenir?

Diz ağrısını önlemek her zaman mümkün değildir. Ancak sağlıklı bir kiloyu korumak dizler için yapılabilecek en iyi hareketlerden ilkidir. Her ekstra kilo, eklemlere ilave yük bindirir, yaralanma ve osteoartrit riskini artırır. Bununla birlikte tercih edilen spor alanında oynamak için sürekli formda olmak gereklidir. Ön ısınma hareketlerinden kaçınılmamalı ve teknikleri doğru bir şekilde kullanabilmek için uzman bir koç veya eğitmenle birlikte çalışmak gereklidir. Aynı şekilde yapılan spor hazırlıklarına esneklik egzersizleri eklemek dizin sağlığına katkıda bulunacaktır.

Eğer osteoartrit, kronik diz ağrısı veya tekrarlayan yaralanmalar varsa, egzersiz şeklini değiştirmek gereklidir. Haftada en az birkaç gün için yüzme, su aerobiği gibi dize ağırlık bindirilmesini azaltan düşük etkili aktivitelere geçmek, ya da dizin durumuna göre sadece yüksek yük bindiren faaliyetleri sınırlamak bile rahatlama sağlar.

DİZ AĞRILARI SIK SORULAN SORULAR

Diz eklemi neden bozulur?

Diz ekleminin bozulma nedenleri her hastada farklı şekilde gelişmektedir. Diz ekleminde sıklıkla görülen problemlerin başında kireçlenme gelmektedir. Kireçlenmenin nedeni ise ileri yaş ve genetik faktörlerdir. Ancak diz ekleminde görülen diğer problemlerin nedenleri farklılık gösterebilmektedir ve şu şekilde sıralanabilmektedir;

  • Dizde kan akışının / dolaşımın bozulması
  • Metabolik hastalıklar
  • Pıhtı problemi yaşanması
  • Romatizmal hastalıkları
  • Çocuklukta yaşanan septik artrit problemi
  • Genetik faktörler

Ne zaman doktora gitmeliyim?

Günlük yaşamda, dönem dönem zorlanmalara bağlı diz ağrıları yaşanabilir. Ancak aşağıdaki durumların varlığında mutlaka bir hekime başvurmak gerekir.

  • Düşme ve travma öyküsü varsa
  • Eklemde şişlik ve kızarıklık varsa
  • Eklemde hareket kısıtlılığı varsa
  • İstirahatle geçmeyen ağrı varsa

Diz ağrısına ne iyi gelir?

Diz kapağında burkulma ve incinme nedeniyle bir ağrı söz konusu ise ağrının kısa sürede geçmesini sağlanabilir. Dizde zorlama nedeniyle gelişen diz ağrılarının tekrarlanmaması için egzersiz öncesi ısınma hareketleri ve sonrasında da esneme hareketleri yapılması gerekir. Egzersiz yoğunluğunun yavaş yavaş arttırılması ve spor yaparken vücudu destekleyen spor ayakkabı kullanılması ayak bileği ağrısı içinde geçerlidir. Diz ağrısı tedavisi de diğer tüm hastalıklar gibi nedene yönelik yapılmalıdır. Genelde diz ağrısı tedavisinde ağrıyı hafifletmek için dinlenme önerilir. Kireçlenme ve iltihaplanma gibi durumlar için uygulanan ısı pedleri ağrıyı hafifletebilir. Zorlama nedeniyle gelişen diz ağrılarına eşlik eden şişmeleri önlemek için soğuk uygulama önerilir. Menisküs tedavisi hasarın oranına göre ameliyatla da sonuçlanabilir.

Diz kireçlenmesinde tek çare diz protezi midir?

Diz kireçlenmesi problemi; ilerleme özelliği bulunan kronik ortopedik problemlerden biridir. Diz eklemindeki eklem sıvısının tükenmesi, kıkırdak dokusunun ileri derecede aşınması ve eklemi oluşturan kemiklerin birbirine sürtmesi olarak tanımlanan diz kireçlenme probleminde ağrı kesici ilaçlar, egzersizler, fizik tedavi ya da kök hücre tedavileri de uygulanabilmektedir ancak tüm bu tedavilere rağmen şikâyetlerin azalmadığı çözüm olarak son aşama tedavi olarak diz protezi uygulanmaktadır.

FİBROMİYALJİ

Fibromiyalji sendromu nedir?

Fibromiyalji sendromu kas-iskelet sisteminde ve vücudun ceşitli yerlerinde yaygın ağrı ve hassasiyete yol açabilen kronik bir hastalıktır. Uzun süreli ağrı ve ağrıya bağlı olarak iş gücü kaybı ve yüklü miktarda ilaç-tedavi masraflarına yol açabilen hastalıklar arasında önsıralarda yer alır. Halk arasıında yumuşak doku romatizması ya da kas romatizması olarak adlandırılmaktadır.

Fibromiyalji sendromu neden oluşur?

Fibromiyalji sendromu’nun sebebi net olarak bilinememektedir. Yapılan araştırmalarda bazı teoriler ileri sürülmüştür. Bu teoriler, uyku bozukluğu, ağrı algılama bozukluğu,beyindeki nörotransmitter denilen maddelerin dengesizliği, sinir sistemi ve hormonal sistem bozukluğu, kas işlevlerinde bozukluk olarak sıralanabilir.

Fibromiyalji belirti ve bulguları nelerdir?

  • Yorgunluk
  • Halsizlik
  • Yaygın ve uzun süreli ağrı
  • Vücudun bazı bölgelerinde hassas noktalar
  • Uyku problemleri
  • Uzun süre uykuya rağmen dinlenmiş hissetmemek ve yataktan kalkmakta zorlanmak
  • Baş ağrısı
  • Depresif ruh hali
  • Kaygı
  • Odaklanmada veya dikkat vermede zorluk
  • Karın ağrısı
  • Nefes almada zorluk
  • Kulaklarda çınlama
  • Egzersize karşı dirençsizlik ve çabuk yorulma şeklinde sıralanabilir.

Fibromiyalji sendromu nasıl teşhis edilir?

Fibromiyalji teşhisinin konulması kolay değildir; çünkü hastalığa özgü bir laboratuvar testi veya görüntüleme yöntemi yoktur. Tanısı için ayırıcı tanı yapmak ve benzer şikâyetler yapan diğer hastalıkları dışlamak gerekir. Bu nedenle tanı amacıyla hasta hekim tarafından dikkatlice muayene edilmeli, gerekli tahliller istenmeli; yapılan tahlil ve muayene sonucunda başka bir hastalık saptanamayan hastalarda genelde 3 ayı geçen kas-iskelet sistemi ağrısı ile birlikte yorgunluk ve vücudun belirli bölgelerindeki hassas noktaların varlığı ile fibromiyalji sendromu tanısı konulur.

Fibromiyalji nasıl tedavi edilir?

Her hastalıkta olduğu gibi hastanın bilgilendirilmesi ve eğitimi çok önemlidir. Hastaya sanıldığının aksine hastalığının “gerçek” olduğunu, ancak sakat bırakıcı bir hastalık olmadığı anlatılmalıdır. Tedavinin uzun sürebileceği ve bulgularda belirgin düzelme olana kadar hekimin düzenli takibi gerekebileceği ve ağrının sürekli olmasına rağmen, vücuda zarar vermediği anlatılmalıdır. Tedavide amaç ağrıyı yönetmek ve yaşam kalitesini artırmaktır. Bu fizik tedavi modaliteleri ve ilaç kullanımını içeren iki aşamalı yaklaşımla gerçekleştirilir.

İlaç tedavisinde;

Antidepresanlar, antiepileptikler, kas gevşeticiler, ağrı kesiciler, uyku düzenleyici ilaçlar, magnezyum, demir ve vitamin tedavileri genellikle uygulanmaktadır.

Fizik tedavi uygulamalarında;

Sıcak paketler, derin ısıtıcılar ve ağrı kesici özelliği olan elektriksel stimülasyon ile olumlu sonuçlar alınabilmektedir. Egzersiz hastalıkta en önemli tedavi ve korunma yöntemidir. Özellikle gevşeme ve germe egzersizleri, yürüyüş, yüzme ve bisiklete binme oldukça etkilidir. Egzersiz tipi ve şiddeti hastaya göre ayarlanmalıdır. Kas gerginliklerinin azaltılmasında masaj gevşeme ve basınç teknikleri olumlu etkiler sağlar. Hastalara ayrıca kendilerine ve sağlıklarına daha çok zaman ayırmaları, yoğun çalışma sırasında sık sık ara vermeleri, günlük işlerinde kendilerini fazla zorlamamaları önerilmelidir.

Fibromiyaljiden korunma yolları nelerdir?

  • Düzenli egzersiz yapmak
  • Düzenli ve yeterince uyumak
  • Sağlıklı beslenmek
  • Düzenli olarak fizik tedavi, kaplıca tedavisi, masaj gibi uygulamalardan yararlanmak
  • Çay, kahve gibi uyku düzenini bozabilecek içeceklerden kaçınmak
  • Stresli durum ve ortamlardan uzak durmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri oldukça etkili yöntemlerdir.

FİBROMİYALJİ

SIK SORULAN SORULAR

Fibromiyalji hangi yaşlarda başlar?

Fibromiyaljinin gelişmesine sebep olan faktörler genelde orta yaşlarda yoğunlaştığı için vakalar üzerinden yapılan istatistiksel çalışmalar yirmi ile ellili yaşların arasını hastalığın sık görülme aralığı olarak göstermektedir. Ancak ilgili faktörlerin yoğunluğuna göre çok daha erken ve geç yaşlarda da fibromiyalji ile karşılaşılabilir.

Fibromiyalji sendromunun tedavi yöntemleri nelerdir?

Hastalığın tedavisi oldukça komplekstir. Tedavi, hastalığın teşhisi ile başlar. Genelde kas gevşetici, antidepresan, uyku düzenleyicileri içeren bir ilaç grubu verilerek tedavi başlar. Sonrasında ise hayat tarzı değişikliklerini ve psikolojik yardımı içeren bir süreç ile devam ettirilir. Son aşamada ise hasta izlenerek tedavinin devam ettirilip ettirilmeyeceği kararlaştırılır.

.

Fibromiyalji tedavi edilmezse ne olur?

Fibromiyalji sendromu, kişinin hayat tarzı üzerinde yoğun bir baskı oluşturur. Ortaya çıkış sebebi stres olsa da bir süre sonra stresi besleyen döngüsel bir sürecin başlamasına sebep olur. Yani stres hastalığı; hastalık stresi besler hale gelir ve bu durum kişinin gerek fiziksel durumu gerekse de psikolojik durumu açısından yıkıcı sonuçların ortaya çıkmasına sebep olur.

Fibromiyalji sendromu her hastada aynı ve yoğun belirtilerle ortaya çıkmaz. Bazı hastalarda en net belirti olan ağrılar dahi hissedilmez nitelikte olabilir. Bu tür hastalar, hastalığın ortaya çıkardığı belirtilerden rahatsız olmadığı için yıllar boyu tedaviye ihtiyaç duymadan sorunsuz şekilde yaşayabilmektedir. Bu tür hastalarda da duygusal veya fiziksel bir travma sonucu hastalık belirtilerini artırabilmekte ve tedaviye ihtiyaç duyabilmektedir.

Hastalık tedavi edilmediği takdirde, hastalığa bağlı olarak sosyal çevreden dışlanma, psikolojik fonksiyonlarda kayıplar, hayat kalitesinde düşüş, akademik ortamda ve iş hayatında başarısızlık, sosyal izolasyon gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde fibromiyalji sendromunun mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.

Fibromiyalji olan nasıl beslenmelidir?

Elma sirkesi, deniz ürünleri, zerdeçal, doğal kırmızıbiber, zencefil, bitki çayları tüketilmelidir. Tatlandırıcılar, koruyucular, şeker, kafein, glüten, mayalı gıdalar, süt ve süt ürünleri ise olabildiğince az tüketilmelidir. Ayrıca öğün sayısı artırılmalı, öğün başına düşen gıda miktarı azaltılmalıdır. Öğün saatlerinin şaşmaması vücut kimyası açısından faydalı olacaktır.

OSTEOARTRİT (Kireçlenme)

Osteoartrit nedir?

Eklem kıkırdağında harabiyet, yeni kemik oluşumları ile seyreden, eklem ve eklem çevresini etkileyen kronik dejeneratif bir romatizmal hastalıktır. Halk arasında kireçlenme olarak bilinen osteoartrit 50 yaş ve üzerindeki kişilerde en sık görülen eklem hastalığıdır. Vücutta herhangi bir eklemi etkileyebileceği gibi en sık diz, kalça, el ve omurgada gözlenir.

Osteoartrit neden oluşur?

Osteoartrit gelişme riskini artıracak bazı faktörler vardır. Bunlar;

Mekanik faktörler (Yıpranma): Yıllar içinde tekrarlayan küçük travmalar eklemin yük taşıma yeteneğini bozmakta ve kıkırdak yıkımına neden olarak osteoartrite yol açmaktadır. Özellikle kilolu kişilerde yük binen eklemlerde osteoartrit gelişimi buna bağlıdır.

Kalıtımsal faktörler: Kıkırdak içerisindeki bazı maddeler kalıtımsal olarak belirlenmektedir. Bu neden özellikle el osteoartriti başta olmak üzere genetik faktörlerin önemi artık bilinmektedir.

Yaş: Osteoartrit genelde ileri yaşlarda görülen bir hastalıktır. 40 yaşından önce görülmesi nadirdir. Yaş ile birlikte kıkırdak değişikliği oluşur ve dayanıklılığı azalır. Bu nedenle yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar.

Cinsiyet: Kadınlarda osteartrit riski daha çok yüksektir, fakat bunun nedeni bilinmemektedir.

Kemik ve eklemi etkileyen diğer hastalıklar: Romatoid artrit, gut, paget hastalığı, septik artrit, diabetik nöropati, doğumsal kalça çıkığı gibi hastalıklar osteoartrit gelişme riskini artırır.

Osteoartrit belirti ve bulguları nelerdir?

En sık şikayet ağrıdır. Başlangıçta haraket ile artan ya da günün ilerleyen saatlerinde ağrı oluşur ve istirahat ile azalır. Eklem kıkırdağındaki bozukluklar ve aşınma ilerledikçe istirahat sırasında da ağrı olabilir. Uzun süre hareketsizlik sonrası veya sabahları tutuluk olabilir. Oldukça kısa sürer, nadiren 15 dakikanın üzerine çıkar. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde eklem hareketlerinde kısıtlanma görülebilir ve bu durum kişinin günlük yaşam işlemlerini aksatacak düzeylere ulaşabilir. Yeni kemik oluşumlarına bağlı olarak eklem şiş gibi görülebilir. Oldukça nadir olarak şekil bozukluğu da görülebilir.

Osteoartrit nasıl teşhis edilir?

  • Osteoartrit hastalığını düşündürecek yakınmalarınız varsa ; konunun uzmanı olan hekim bu yakınmaları dinleyecek, eklem sorunlarınızı artıran ve azaltan faktörleri sorarak durumunuzu değerlendirecektir.
  • Daha sonra kas iskelet sisteminizin muayenesi, sorunlu eklemlerinizin radyolojik incelemesi ve gerekli laboratuar testleri, özellikle eklem şişliği olan hastalarda eklem sıvısının incelenmesi yapılarak, eklem sorununuzun osteoartrite mi yoksa başka bir nedene mi bağlı olduğu araştırılacaktır.
  • Bu incelemeler ile kesin tanı konulamıyor ise veya ekleminizde osteoartrit yanında eşlik eden başkaca bir sorunun varlığından şüpheleniliyor ise daha ileri tetkikler de gerekebilir. Örneğin; Manyetik Rezonans Görüntüleme veya Nükleer Tıp incelemeleri uygulanabilir.

Osteoartrit nasıl tedavi edilir?

Osteoartrit yaşamı tehdit eden bir hastalık değildir ve günlük yaşamınızı sürdürmenizi engellememelidir. Ağrınızı azaltmak ve daha özgürce hareket etmenizi sağlamak için yapılabilecek pek çok şey vardır. Tedaviniz gereksinimlerinize ve yaşam tarzınıza göre uyarlanmalıdır. Osteoartritin tedavisi günlük yaşamınızda ekleminizi korumaya yönelik değişiklikler yapmakla başlar. Egzersiz önemlidir. Kilolu iseniz, kilo vermeniz ekleminize binen yükü azaltacağından tedaviye yardımcı olacaktır.

Düzenli egzersiz: Eklemi çevreleyen kaslar güçlendirilir. Böylece ekleme binen yükün azaltılması sağlanmış olur. Ancak uygulanacak egzersiz programının mutlaka hekiminiz tarafından düzenlenmesi gerekir.

Fizik tedavi uygulamaları: Doktorunuzun önerisiyle etkilenen ekleme sıcak ya da soğuk uygulamaları, ağrı kesici akım tedavileri ve derin ısıtıcı tedaviler uygulanabilir.

İlaç tedavisi: Osteoartritte ağrı kesici ve iltihap dağıtıcı ilaçlar hastalığın belirli dönemlerinde doktor kontrolü altında kullanılmaktadır. Kıkırdağı güçlendiren ilaçların kullanımı da son yıllarda artmaktadır.

Eklem içi enjeksiyon: uzman hekiminizin önermesi halinde eklem şişliğinin olduğu dönemlerde eklem içine kortizon enjeksiyonu yapılabilir. Bunun yanı sıra eklem içine eklem kayganlığını arttıran ilaçlar enjekte edilebilir. Şu ana kadar saydığımız tedavilerden fayda görmeyen ve hastalığı günlük yaşam aktivitelerini ileri derecede bozan hastalara cerrahi tedavi (ameliyat) önerilebilir.

Osteoartritten korunma yolları nelerdir?

Osteoartritli eklemlerin korunmasında amaç; eklem hasarının daha fazla ilerlemesini önlemektir. Ayrıca ağrının azalmasına da yardımcı olacaktır.

Öneriler

  • Dik durmaya çalışınız. Dik duruş boyun, bel, kalça ve diz eklemlerini korur.
  • Tezgah yüksekliklerini öne eğilmenize gerek kalmayacak şekilde ayarlayınız.
  • Alçak sandalye oturup kalkarken diz ve kalçaya fazla yük binmesine neden olur. Kolçaklı ve yüksek sandalye tercih ediniz.
  • Ağırlıkları yerden gövdenize yakın tutarak kaldırınız. -Yerden herhangi bir şey alırken dizlerinizi bükerek eğiliniz.
  • Parmak eklemlerinizi fazla zorlamamak için sıkıca kavramayınız, sapları kalınlaştırılmış aletleri tercih ediniz.
  • Eklemleri zorlamamak için yardımcı aletler (Ör:Kavanoz açacağı,dolap kapaklarını açmak için ilmikler, uzun saplı ayakkabı çekecekleri, uzanmak-yakalamak için maşalar vb) kullanınız.
  • Ellerinizi uzun süre kullanmanızı gerektiren (Ör: yazı yazmak) uğraşılar sırasında sık sık ara vererek el eklemlerinizi dinlendiriniz.
  • Uzun yolculuklarda sık mola vererek yürümeye çalışınız veya uçakta kabin içinde dolaşınız.
  • Kalça ve diz gibi vücut ağırlığını taşıyan eklemlerde sorununuz varsa baston kullanarak ekleme binen yükü azaltınız.
  • Ayaklarınızı kavrayan, koruyan, tabanı kaymayan ayakkabıları tercih ediniz.

OSTEOARTRİT (Kireçlenme)

SIK SORULAN SORULAR

Osteoartritten korunmak mümkün müdür?

Osteoartrit gelişimini tam olarak ortadan kaldırmak mümkün değilse de bazı önlemler yine de alınabilir. Düzenli ve kontrollü spor, egzersiz, eklemlerin aşırı yüklenmesinden kaçınmak etkilidir. Ancak belki de gelişimini hızlandırmayı önlemenin en iyi yolu kilo almamak veya fazla kilodan kurtulmaktır. Ekleme binen yükleri azaltmak için alınabilecek en iyi önlem kilo vermektir.

Osteoartritin tedavisi var mıdır?

Aslında kıkırdaktaki aşınmayı tam olarak yerine getirecek bir tedavi yoktur. Tedaviler şikâyetleri azaltmaya yöneliktir. Bu amaçla ağrı kesici ilaçlar, egzersiz, fizik tedavi, eklem içine yapılan ilaçlar uygulanabilir. Tüm bunlarla yanıt alınamadığı durumlarda ise ameliyatlı tedaviler söz konusudur.

Ameliyatlar nelerdir?

Osteoartrite bağlı yakınmalar hastanın günlük yaşam etkinliklerini olumsuz etkilediğinde ve ameliyatsız tedavilerle düzelme olmadığında bazı cerrahi seçenekler söz konusudur.

Çok ilerlememiş osteoartritte, örneğin diz ekleminde mekanik yakınmalara yol açan sorunlar varsa (meniskus yırtığı, eklem faresi denilen serbest kıkırdak parçaları, eklem zarının büyümesi gibi) artroskopik –kapalı yöntemle eklem temizliği yapılabilir. Bu yöntem kıkırdak aşınmasını tamamen ortadan kaldıran bir yöntem değil yakınmaları rahatlatmaya yönelik bir tedavidir. İlerlemiş osteoartrit varlığında bu yöntemin etkinliği yoktur.

Yine çok ilerlememiş osteoartrit varlığında ekleme binen yük dengesi bozulduğunda eklemin normal mekaniğini sağlamak amacıyla kemik düzeltme ameliyatları yapılabilir. Böylece ekleme binen yük dağılımı dengelenerek hastalığın ilerlemesi azaltılmış olur.

Eklemin bir bölgesinde aşınma varlığında, belli koşullar altında kısmi-parsiyel protezler yapılabilir. Daha küçük kesi ile yapılan bu protezler uygun hasta seçimiyle oldukça iyi sonuçlara sahiptir.

İlerlemiş osteoartrit varlığında ise tam–total diz protezi yapılır. Günümüzde total diz protezleri sonuçları oldukça iyi düzeydedir.

OSTEOPOROZ (Kemik erimesi)

Osteoporoz, vücudumuzdaki kemiklerin sertliklerinin azalıp, kalitelerinin bozulması sonucunda daha zayıf ve kırılabilir hale gelmeleri ile ortaya çıkan ve tüm iskeletimizi etkileyen sistemik bir hastalık. Osteoporoz, daha çok kadınların maruz kaldığı bir hastalık olarak bilinse de, erkekleri de etkileyen önemli bir sağlık problemi. Osteoporozun bilinen en önemli risk faktörü ise yaşlanmadır.

Osteoporozun en çok etkilediği kemikler?

Osteoporoz en fazla, vücudun yükünü taşıyan omurları etkiliyor. Omurlardaki çökme kırıklarına bağlı olarak, özellikle ileri yaşlarda boyda kısalma oluşabiliyor. Başta kalçada olmak üzere diğer kemiklerde de, hafif düşmeler sonucunda veya kendiliğinden, ölümcül olabilen kırıklar oluşuyor.

Osteoporozun risk faktörleri nelerdir?

Risk faktörleri, majör ve minör olmak üzere iki başlık altında toplanıyor. Majör risk faktörleri arasında en çok düşük kemik yoğunluğu görülüyor. Bu nedenle menopoz yaşı olarak kabul edilen 45-50 yaşlarında mutlaka bir kez kemik yoğunluğu ölçümü yaptırılması gerekiyor.

Diğer risk faktörü de yaş. Kemik yoğunluğu aynı olan biri 50, diğeri 80 yaşındaki iki hastanın kırığa maruz kalma riski birbirinden çok farklıdır. Çünkü yaşla birlikte kemik kalitesi de bozulur. Kalitenin bozulması, yoğunluk ne olursa olsun kırık riskini artırmaktadır. Aşırı alkol ve kafein tüketimi, kortizon adı verilen ilaç grubunun ve tiroid tedavisinde kullanılan ilaçların uzun süreli kullanımı da osteoporoz riskini artıran nedenlerden. Östrojen hormonunun eksikliği de osteoporozun gelişimini tetikliyor. Erken menopoz ya da cerrahi girişim sonucu meydana gelen menopoz, kemiğin yapım ve yapım dengesini yapım aleyhine bozuyor.

Ayrıca tiroid bezi, ağır karaciğer ve böbrek hastalıkları, bazı romatizmal hastalıklar yine minör faktörler arasında yer alıyor.

Osteoporoz belirtileri nelerdir?

Osteoporoz, kemiklerin kütle kaybetmesine yol açan bir hastalıktır. Kütlenin azalması, kemiklerin kolayca kırılmasına neden olur. Osteoporozda bir başka önemli faktör kemik kalitesinin azalmasıdır. Maalesef bu hastalık herhangi bir belirti vermemektedir. İlk ortaya çıkan belirti genellikle, en korktuğumuz sonuç olan kırıklardır. Bu yüzden sessiz hırsız, sinsi hastalık gibi tanımlamalar yapılır. Bazen de kireçlenmeye veya kazaya bağlı olduğu düşünülen, yeri tam olarak tayin edilemeyen bir takım ağrılar olur.

Osteoporozun tanı süreci nasıldır?

Osteoporoz tanısı Dual Enerji X Ray Absorbsiyometri (DEXA) adı verilen yöntem sayesinde elde edilen verilere ve kırıklara göre konulmaktadır.

Osteoporozu önlemenin yolları nelerdir?

Osteoporozlu kemik kaslar tarafından destekleniyorsa, hasta yaşlanmış ya da osteoporozlu dahi olsa düzenli hareket ederek kalça, sırt ve bel kaslarının kuvvetlendirdiği takdirde, kırığın aza indirilmesinde rol oynayabilir.

Kemiğin kırılmalara karşı direnebilmesi için o kemiği koruyan, hareketlendiren sağlıklı bir kas dokusuna ve sinir sistemine ihtiyaç vardır. Tüm bunlar için kemik depoları kalsiyum ile dolmaya ihtiyaç duyar, bu nedenle D vitamini çok önemlidir. D vitaminin en büyük kaynağı ise güneştir. Beyaz peynir, süt ve yoğurt gibi gıdaların tüketilmesine özen gösterilmeli ve alınan kalsiyumu depolamak için spor yapılmalıdır.

Osteoporozun tedavisi nedir?

Osteoporoz tedavisinde amaç; kırıkların önlenmesi, kemik mineral yoğunluğunun korunması ve hatta arttırılması, kırığa ve duruş bozukluğuna bağlı şikâyetlerle mücadele ve günlük aktivitelerin maksimuma çıkarılarak yaşam kalitesinin artırılması olmalı. Onun yerine bifosfonatlar, stronsiyum gibi elementler, selektif östrojen reseptör modülatörleri yani SERM`ler, kalsitonin, parathormon, bitkisel kaynaklı östrojen ihtiva eden ilaçlar tercih ediliyor. Tedavide mutlaka kemiğin yapı taşı olan kalsiyumun ve kalsiyumun emilimini artırmak için D vitamininin yer alması gereklidir.

OSTEOPOROZ (Kemik erimesi)

SIK SORULAN SORULAR

Osteoporoz sadece kadınlarda mı görülür?

Osteoporoz, daha çok kadınların maruz kaldığı bir hastalık olarak bilinse de, erkekleri de etkileyen önemli bir sağlık problemidir. Osteoporozun bilinen en önemli risk faktörü ise yaşlanma. İçinde bulunduğumuz yüzyılda hastalıkların tanı ve tedavisinde yaşanan olumlu gelişmeler, insanların ortalama yaşam sürelerini uzatsa da, yaşla birlikte artan pek çok hastalık gibi osteoporozu da sağlık gündeminin ilk sıralarına oturtuyor. Günümüzde kalça kırıklarından ölüm, kalp ve kanser hastalıklarına bağlı ölümlerden sonra üçüncü sırayı alıyor.

Erkekler de osteoporoz taraması yaptırmalı mıdır?

Yapılan çalışmalar; 50 yaş üzerindeki her üç kadından birinin ve her beş erkekten birinin, hayatının bir döneminde kırık yaşayacağını gösterirken, uzmanlar en iyi tedavinin “korunma” olduğunun altını çiziyor. Uzmanlar, 65 yaşın üstündeki tüm kadınların osteoporoz taramasında geçmesi gerektiğini, genellikle 45-50 yaş arası kemik yoğunluk ölçümü yaptırmak tavsiye ediliyor. Ayrıca, 65 yaşının altında olmasına rağmen ilave osteoporoz risk faktörlerine sahip veya yakın zamanda kemik kırığı yaşamış postmenopozal kadınların da tarama yaptırması gerekiyor.

Öte yandan erkeklerde osteoporoz taramasının ne zaman yapılacağını bildiren herhangi resmi bir bilgi bulunmuyor. Uzmanlar, bazı yaşlı erkeklerde rutin osteoporoz taraması yapılmasını öneriyor.

Erken dönemde kırık olması halinde 65 yaş üzerindeki erkeklerde rutin kemik mineral yoğunluğu testinin yapılmasının ve kırık hikâyesi göz önüne alınmaksızın, 80 yaşının üzerindeki erkeklerin rutin teste alınmasının gerekli olduğunu belirlendi.

Osteoporoz hangi organları etkiler?

Osteoporoz en fazla, vücudun yükünü taşıyan omurları etkiliyor. Tüm osteoporoz olgularının yüzde 47`si omurlarda, yüzde 20`si kalçada, yüzde 13`ü bileklerde ve yüzde 20`si diğer kemiklerde görülüyor. Omurlardaki çökme kırıklarına bağlı olarak, özellikle ileri yaşlarda boyda kısalma oluşabiliyor. Başta kalçada olmak üzere diğer kemiklerde de, hafif düşmeler sonucunda veya kendiliğinden, ölümcül olabilen kırıklar oluşabiliyor.

Osteoporoz’dan korunmak için ne yapılmalıdır?

  • Düşmenin önlenmesi
  • Beslenmenin düzenlenmesi
  • Fiziksel aktivite ve egzersizin teşvik edilmesi
  • Risk faktörlerinden korunma
  • Yeterli kalsiyum alımı
  • Yeterli D vitamini alım

ROMATOİD ARTRİT

Romatoid artrit nedir?

Romatoid artrit (RA) vücutta sıklıkla el ve ayak eklemlerindeki küçük eklemleri daha nadir olarak da omuz, kalça, diz gibi büyük eklemleri etkileyen sinsi bir şekilde başlayan iltihaplı romatizmal bir hastalıktır. Hastalık etkilenen eklemlerde ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı, sabah tutukluğuna neden olmakta kemik hasarı ve fonksiyon kaybına yol açmaktadır.

Romatoid artritin nedenleri nelerdir?

Hastalığın nedeni tam olarak aydınlatılamamıştır. Genetik yatkınlığı olan bireylerde çevresel faktörlerin tetiklemesiyle kişinin vücudunun kendi dokularına karşı verdiği yanıt sonucunda ortaya çıkar

Romatoid artritin belirtileri nelerdir?

Romatoid artrit genellikle yavaş ve sinsi bir şekilde eklemlerde ağrı, tutukluluk ve kısıtlılıkla başlar. Etkilenen eklemlerde ağrı, şişlik, yarım saatten uzun sabah tutukluluğu görülür. Hastalığın erken döneminde yorgunluk, halsizlik, hafif ateş ve kilo kaybı görülebilir. El eklemlerinin tutulumu günlük işleri yapmayı güçleştirir. Ayak eklemlerinde tutulum yürümeyi güçleştirebilir. Hastalık genellikle el ve ayak eklemlerini çift taraflı tutma eğilimindedir. Hastalık ilerledikçe veya bazen ilk olarak diz dirsek omuz kalça gibi büyük eklemlerde de tutulum görülebilir.

Romatoid artritin tanısı nasıl koyulur?

Hastalığın tanısı hastadan alınan öykü, klinik ve laboratuvar parametreleri ile konulur. Etkilenen eklemlerin yeri ve sayısı, laboratuvarda kanda bakılan RF, anti-CCP, CRP, Sedim gibi parametreler tanı kriterleri açısından bakılan parametrelerdendir.

Romatoid artritin tedavisi

Romatoid artrit yaşam boyu devam eden bir hastalık olup hastalığın tedavi ile kontrol altına alınması mümkündür ancak bunun için tedavinin devamı gereklidir. Erken dönemde tanı koyulup tedavi başlanan hastalarda vücutta hasara yol açmasını önleyecektir.

Tedavide NSAİİ’ler (ağrı kesiciler), kortizon içerikli ilaçlar (Prednizolon, Metilprednizolon gibi), sentetik DMARD’lar (metotreksat, leflunomid, sulfasalazin, hidroksiklorokin ), biyolojik ajanlar ( golimumab, adalimumab, etanercept, sertolizumab, rituksimab, abatasept, tosilizumab, tofasitinib gibi) kullanılmaktadır.

Her hastanın tedavisi kendisine özeldir. Tedavi belirlenirken hangi eklemlerin ne ölçüde tutulduğu, hastalığın aktif dönemde olup olmadığı, genel sağlık durumu, ek hastalıklar, meslek gibi kişisel faktörler de dikkate alınır.

SIK SORULAN SORULAR

ROMATİZMA VE ARTRİT NEDİR?

Romatizma oldukça genel bir terimdir ve kemik, kas ve eklemlerin etrafındaki ağrı veya acıyı ifade etmek için kullanılır. Romatizma deyince tek bir hastalık anlaşılmaz. 100\’den fazla hastalığı içerir.

Kaç tip romatizma vardır?

Temel olarak 2 tip romatizma vardır:

1.İltihabı olanlar

2.İltihabı olmayanlar.

1) İltihabı olanlar: Romatizmal iltihap 3 çeşittir:

  1. a) Mikropların eklemde oturmasıyla ortaya çıkan mikrobik romatizmalar: Stafilokok, streptokok ve tüberküloz basili gibi çeşitli mikroplar bu romatizmaya neden olur.
  2. b) Bağışıklık sisteminin bozuk oluşu sonucu gelişen mikropsuz iltihap: Bu tip iltihabın neden olduğu romatizmaların en önemlileri romatoid artrit (RA), ankilozan spondilit (AS) ve yaygın bağ doku iltihabı yapan hastalıklar (kollajen hastalıklar)’dır. Bu son grubun en iyi bilinen örneği de sistemik lupus eritematozus (SLE)’dur.
  3. c) Diğer bir iltihap tipi de başta ürik asit olmak üzere diğer kristallerin eklemlerde ve çeşitli dokularda oturarak yaptığı tahriş sonucu ortaya çıkan iltihaptır. Gut ve yalancı gut hastalığında bu tip iltihap vardır.

2) İltihabı olmayan romatizmalar: Bu romatizmaların en önemlisi artroz (kireçlenme)’dur. Artrozda eklemde iltihap yoktur. Buna karşılık aşınma vardır. Eklemin içindeki kıkırdak incelir ve kaybolur, eklemlerin kenarlarında kemik çıkıntıları oluşur. Travmalar (kaza, darbe) mekanik nedenler, metabolik ve psikolojik bozukluklar iltihabı olmayan romatizmaların en önemli nedenleridir.

Sık görülen romatizmal hastalıklar şunlardır

  • Osteoartrit (Kireçlenme)
  • Yumuşak doku romatizmaları (Fibromyalji, bel, boyun ağrıları)
  • Romatoid artrit
  • Spondiloartropatiler ve ankilozan spondilit
  • Vaskülitler ve Behçet hastalığı
  • Gut Hastalığı
  • Ailevi Akdeniz ateşi
  • Akut eklem romatizması
  • Reaktif artritler
  • Kristal artritleri
  • İnfeksiyöz artritler
  • Bağ dokusu hastalıkları; SLE, polimiyozit- dermatomiyozit, skleroderma, mixt bağ dokusu hastalığı
  • Juvenil artrit
  • Bursitis, tendinitis

Romatizma ve artritin bulguları nelerdir?

Bulgular büyük oranda sizin sahip olduğunuz artrit veya romatizmanın çeşidine bağlı olarak değişmektedir. Bununla beraber genellikle aşağıdaki bulgular sizin artrit veya romatizmaya sahip olduğunuzu düşündürebilir:

  • Bir veya daha fazla eklemde şişlik,
  • Eklemler etrafında katılık,
  • Eklemlerde kızarıklık ve sıcaklık artışı,
  • Eklemlerde sürekli veya tekrarlayan ağrı
  • Eklemi hareket ettirmede veya kullanmada zorluk.

Vücuttaki herhangi bir eklem etkilenebileceği gibi en çok dizler, parmaklar ve kalçalar tutulurlar. Eğer Romatoid artrit var ise hafif derecede ateş, iştah kaybı ve halsizliğiniz de olabilir. Artrit bulguları sabahları, bazen soğuk ve nemli havalarda kötüleşmeye meyillidir.

Romatizma ve artritin nedeni nedir?

Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümünün kesin nedeni bilinmemektedir. Çoğunlukla bulaşıcı-mikrobik değildir. Kalıtsal özellikler (genetik yatkınlık) bazılarında önem taşır.

Romatizma ve artrite yakalanma riskim nedir?

Herhangi bir yaştaki, cinsiyetteki ve ırkdaki kişi romatizmal hastalığa yakalanabilir. Bilim adamları tam olarak neden ortaya çıktığı konusunda bilgiye sahip değillerdir. Bununla beraber aşağıdaki durumlarda daha fazla riske sahipsiniz:

  • Kadın olmak,
  • Ailenizde romatizmalı bir bireyin bulunması,
  • Spora veya işinizle ilgili aktivitelerden dolayı tekrarlayan yaralanmalara maruz kalmanız.

Romatizma ve artrite yakalanmayı önleyebilir miyim?

Artrit ve romatizmaya yakalanmayı önleyemezsiniz ama sağlıklı beslenmeli ve düzenli egzersiz yapmalısınız. Bu kilo almanızı engelleyecek ve dolayısı ile eklemlerinize aşırı yük binmemiş olacakdır. Ayrıca damar yapısını bozan sigara kullanımı gibi dış etkenlerin engellenmesi romatizmalı hastalar için yararlıdır.

Romatizma ve artrit nasıl teşhis edilir?

Doktorunuz şikâyetleriniz ve hikayenizden artrit veya romatizmadan şüphelenecektir. Birçok kişide eklemlerin fizik muayenesi “özellikle büyük eklemler etkilenmişse” ile de teşhis konulabilir. Ne çeşit bir artrite sahip olduğunuzu ortaya koymak için kan testleri gerekebilir. Genellikle etkilenmiş bölgenin radyografi ile görüntülenmesi tanının doğrulanmasında yardımcı olacakdır.

Romatizma ve artrit bulgularım olduğunda kime başvurabilirim?

100 yılı aşkın süredir ülkemizde romatizmal hastalıkların tedavisini başarı ile yapan, deneyim sahibi fizik tedavi ve rehabilitasyon (FTR) uzmanlarına başvurabileceğiniz gibi, şikâyetlerinizin niteliği ve yerine göre romatoloji ve ortopedi uzmanına da başvurabilirsiniz.

Romatizma ve artrit nasıl tedavi edilir?

Çoğu artritin tamamıyla hastalığı geçirici bir tedavisi yoktur, bununla beraber normal olarak hayatın sürdürülebilmesine yardımcı çok sayıda tedavi seçeneği mevcuttur. Size verilecek olan tedavi sahip olduğunuz artritin çeşidine ve şikâyetlerinizin ciddiyetine göre değişecekdir. Bazı kişilerde sadece günlük basit bir egzersiz programı ağrıları hafifletip, eklem harekletlerini artırır. Eğer tenisçi dirseği veya bel ağrısı gibi yumuşak doku romatizmanız var ise ağrınız kısa süreli olabilir ve herhangi bir tedaviye gereksinim duymadan geçebilir.

Eğer eklemleriniz çok ağrılı ise eklem etrafındaki ağrıyı hafifletmek, yangıyı azaltmak için çok çeşitli ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçları 3 kategoride toplayabiliriz:

  1. Analjezikler (Ağrı kesiciler; parasetamol vb.)
  2. Steroid olmayan anti inflamatuar ilaçlar (İbufen ve aspirin vb): Bu ilaçlar genellikle birkaç saat içinde etkili olup ağrı ve yangıyı etkili bir şekilde azaltırlar. Eğer uzun dönem alınılırlarsa mide problemlerine yol açabilirler.
  3. Steroidler (Kortizon): Tablet şeklinde ağızdan alınabilirler veya direkt enjektabl formları etkilenen ekleme uygulanabilir. Uzun dönem alınılırlarsa ciddi yan etkileri olabilir bu nedenle genellikle ciddi artritlerin kontrol altına alınmasında kullanılır.

Eğer RA’niz varsa hastalığınızın ilerlemesini önlemek ve yangıyı azaltmak için size hastalık modifiye edici ilaçlar (DMARD) veya biyolojik ajanlar verilebilir.

Eğer artrit teşhisi konmuşsa düzenli egzersiz yapmanız ve doktorunuza hangi tip egzersizin daha uygun olacağını sormanız önemlidir. Yüzme genellikle artritli hastalar için en ideal egzersizdir.

Hastalığınızın özelliğine göre FTR uzmanının denetiminde fizik tedavi ajanlarından da faydalanabilirsiniz. Genel olarak iltihaplı eklem romatizmalarına kaplıca ve sıcak tedavi iyi gelmezken, kireçlenmeler, yumuşak doku romatizmalarında faydası vardır. Kaplıcaya gitmeye karar vermeden önce mutlaka FTR uzmanı ile görüşünüz.

Romatoid artritte en sık tutulan eklemler hangileridir?

Romatoid artrit daha çok el bileklerinde ve parmaklarda yer alan eklemlerde problem doğurduğu görülmektedir. Çoğunlukla simetrik olarak tuttuğu gözlemleniyor.

Romatoid artritin görülme sıklığı nedir?

Bu hastalığı görülmekte olduğu yaş aralığı 20 ile 50 yaşları olduğu bilinir. Kadınlarda görülme sıklığının erkeklere göre daha fazla olduğu belirtiliyor.

Simetrik tutulum nedir?

Simetrik tutulma ile hastanın sağ elindeki parmakların tutulması halinde sol elindeki parmaklarında tutulduğu gözlemlenir. Kısacası, vücudun eş bölgelerini karşılıklı olarak etkiler.

Romatoid artrit hastalığı genç yaşlarda da görülür mü?

Hastalığın genellikle 20-50 yaşları arasında görüldüğü tespit edilirken, daha erken yaşlarda da görüldüğü gözlemleniyor.

Romatoid artrit tedavisi ne kadar sürer?

Bir hastalığın tedavi sürecinin tedavi yöntemi ve hastanın genel sağlık durumu ile ilişkisi olur. Romatoid artrit tedavisinin hangi yöntem ile yapıldığının süreci doğrudan etkilediği bilinmektedir. Aynı zamanda tedavi süreci, her hasta için farklı sürebiliyor.

Obezite romatoid artrit hastalığına neden olur mu?

Romatoid artrit hastalığının neden oluştuğuna ilişkin kesinlik hala bulunmamıştır. Ancak obezite, hastalığın oluşmasında etkili olabilen faktörler arasında yerini alır.

Romatoid artrit hastalığı için hangi bölüme muayene olmak gerekiyor?

Hastalıkların tedavisine ilişkin muayene olmak için randevu almanız gerekecektir. Romatoid artrit hastalığının muayenesini ise fizik tedavi- romatoloji bölümü yapar.

Romatoid artrit hastalığına iyi gelen besinler nelerdir?

Balık tüketmek, Romatoid Artrit hastaları için şiddetle tavsiye edilmektedir. Uzmanlara göre A, C, D ve E vitaminlerini de bol şekilde tüketmelisiniz.

Romatoid artrit tedavi edilmezse ne olur?

Eklem fonksiyonlarının azalmasıyla başlayan süreç fonksiyonların tamamen kaybedilmesiyle devam eder. Sonrasında ise ciddi organ hasarları gelişerek hayatı dahi tehdit eder hale gelir. Günümüzde birçok insanda görülmesinden dolayı basit bir hastalıkmış gibi görünen romatizma hastalıkları oldukça tehlikeli ve ölümcüldür. Tedavi edilmeleri mecburidir. Tedavi edilmemeleri halinde hastalığın, başta da romatoid artritin gelişim hızı artmaktadır.

ANKİLOZAN SPONDİLİT

Ankilozan spondilit (AS) özellikle omurga tutulumu ile seyreden uzun süreli, ilerleyici ve hastalık tanısı geciktiğinde ya da hastalık aktivitesi ilaçlar ile kontrol altına alınmadığında sakatlık gelişimi ile sonuçlanabilen bir romatizmal hastalıktır.

Ankilozan spondilitin bulguları nelerdir?

Ankilozan spondilitte genellikle sinsi ve 3 aydan uzun süreli başlayan bir bel ve kalça ağrısı mevcuttur. Bu ağrı tipik olarak hareketle azalıp uzun süreli istirahatle artar. Özellikle sabah ilk kalkıldığı zaman yarım saatten uzun süreli bir sabah tutukluluğu mevcuttur. Bu tutukluluk özellikle hareket edilmedikçe kötüleşir. Hastalar özellikle eğilip çorabını giymede zorlandığını biraz yürüdükçe hareket etmeye başlayıp ısındıkça ağrının rahatlamaya başladığını söyler.

Yine gece bazen uykuda hareketsiz kaldıkça uykudan uyandırabilen bel ve kalça ağrısı ve tutukluluğundan yakınabilirler. Ankilozan spondilitte çoğu ilk bulgu bel kalça ve topuk ağrılarıdır. Topuk ağrısı ise özellikle sabahları ilk kalktığında sert zeminlere basmakta zorlanmayla ve ağrıyla başlar. Hastalık gereken şekilde tedavi edilmezse bu bulgular ilerleyip omurgada kamburluk ve hareket kısıtlılığı ortaya çıkabilir.

Ankilozan spondilit kimlerde görülür?

Ankilozan Spondilit daha çok 25-45 yaş arasında görülür. Hatta 16 yaş altında da görülebilir. Erkeklerde kadınlardan daha yaygın görülür. Görülme sıklığı genelde 1000 de 1-2 arasında değişmektedir. Türkiye’de ise tam bilinmemekle birlikte yüzde 0.5 civarındadır.

Ankilozan spondilitin nedeni nedir?

Tam bir nedeni belirlenememiştir. Bilinen nedenler arasında en önemlisi ise genetik faktörlerdir. Genetik dediğimiz durumda ise özellikle HLA B27 dediğimiz genin pozitif olduğu babanın çocuğunda görülme oranı yaklaşık %25 tir. Genetik faktörler dışında ise çevresel ve enfektif durumlar yer almaktadır.

Ankilozan spondilitin tanısı nasıl konulur?

Bel ve kalça bölgesinde sinsi sinsi başlayan, 3 aydan uzun süren, beraberinde sabah tutukluğunun da eşlik ettiği durumlarda Ankilozan spondilit akla gelmelidir. Bel ağrısı özellikle istirahat döneminde belirgindir ve gün içerisinde hareketle azalır. Bazı hastalarda topuklarda ağrı ve sert yüzeye basma esnasında ağrı ve yürüme zorluğu gibi yakınmalar olabilir. Özellikle laboratuvar testlerinde hastalık aktivite göstergesi olarak iltihap değerleri dediğimiz sedimentasyon hızı ve C-reaktif protein(CRP) yüksek olabilir. HLA B27 dediğimiz gen değerleri çoğu hastada pozitif gelebilir. Görüntüleme yöntemleri de tanıda kullanılır. Omurga ve leğen kemiklerinin röntgeni çekilebilir. Ancak hastalığın ilk zamanlarında röntgenler tamamen normal olabilir. Hastalık şüphesi kuvvetli olanlarda erken dönemlerde MR omurga ve leğen kemiğindeki iltihabı göstermede oldukça yararlıdır. Bu klinik, görüntüleme ve laboratuar bulgularının birlikteliği tanı koydurucudur.

Ankilozan spondilitin tedavisi nedir?

Erken tanı ve tedavi hastalığın ilerleyişini durdurmada ve omurga sakatlıklarını azaltmada önemlidir. Ancak hastalığın iyileşmesi mümkün değildir. Hastalık aktivitesini ve ilerlemesini baskılamak için iltihap giderici romatizmal ilaçlar kullanılmaktadır.

İlk başlarda basit iltihabı baskılayıcı ağrı kesici tarzda normalden daha yüksek dozlarda ağrı kesici tarzı ilaçlar kullanılır. Genellikle bu ilaçlar ilk başta yaklaşık bir ay süreyle deneme amaçlı verilir. Egzersizler de bu hastalığın hareket kısıtlılığını gidermek ve omurgada oluşabilecek bozuklukları engellemekte önerilir.

Son tedavi yöntemlerinden olan ve ülkemizde de uygulanmaya başlanan anti TNF alfa tedavisi (biyolojik ajan tedavisi) hastalığın ilerlemesinin durdurulmasında en etkin tedavidir. Sigara içenlerde bu hastalığın hızlı ilerlediği kanıtlandığından bırakılması çok önemlidir.

Hastalık izlem ve takibi nasıl yapılmalıdır?

Hastalık sürekli vücutta kaldığından ve uzun dönemde sakatlıklara yol açabileceğinden düzenli ve dikkatli takibi yapılmalıdır. Doktorunuz sizi düzenli olarak kontrollere çağırır ve hastalık aktivitesini, kullanılan ilaçların etkinliğini, yan etkilerini ve tedavi etkin değilse ilaç değiştirilip değiştirilemeyeceğini değerlendirir. Hastalık kronik bir hastalık olduğundan tedavi ömür boyu sürer ve düzenli takip edilmesi gerekir.

ANKİLOZAN SPONDİLİT

SIK SORULAN SORULAR

Ankilozan spondilit önlenebilir bir hastalık mıdır?

Hastalığın genetik boyutu da mevcut olduğundan, önlenmesi zordur. Genelde belirtileri ortaya çıkana kadar, kişi kendinden hastalıklı gen olduğunun bile farkında değildir.

Hastalık iş hayatını ve sosyal hayatı nasıl etkiler?

Ankilozan spondilit hastalığı, hastaya yaşattığı ağrı ve fonksiyonel kısıtlılıklar sebebiyle hastaların iş ve sosyal hayat gibi günlük yaşam aktivitelerinde ciddi sıkıntılar ortaya çıkarabilmektedir.

Hastalık ilerler mi?

Evet. Ankilozan spondilit hastalığı, tedavi edilmezse ölümcül yan etkilere yol açabilir.

Ankilozan spondilit tedavi edilmezse ne olur?

Ankilozan spondilit hastalığı, omurgadaki kasları etkileyerek sabah uyanıldığında veya uzun süre hareketsiz kalındığında feci ağrılara sebep olabilir. Tüm bunlar dışında tedavi edilmez ve kendi haline bırakılırsa, oluşturacağı komplikasyonlar sebebiyle hastaya ciddi zararlar verebilir. Bu zararlar, ölüme kadar gider.

Hastalar yüzebilir mi?

Ankilozan spondilit hastalığında, omurga ciddi derecede hasara gördüğünden hastaların yüzme gibi omurga kullanılan yüzme aktivitelerini yapmaları, en azından tedavi öncesinde, oldukça zor ve ağrılı olabilir.

Sigara ve alkol hastalığın oluşumunu tetikler mi?

Ankilozan spondilit sürekli ve ilerleyici bir hastalıktır. Ankilozan spondilit hastaları kesinlikle sigara kullanmamalıdır. Ankilozan spondilit hastalığı esnasında akciğer etkilenebildiğinden sigara tüketimi sonrasında durum daha da kötü bir hal alabilir. Aynı zamanda alkol de oldukça zararlıdır. Alkol ile kullanılan ilaçların etkileşmesi de istenmeyen yan etkiler doğurabilir.

Düzenli spor hastalığın oluşumunu geciktirebilir mi?

Eğer yapılan spor, ağır bir şekilde omurgayı etkilemiyorsa, yapılan egzersizler hastalığın oluşumunu geciktirebilir.

Ankilozan spondilit hastaları araba kullanabilirler mi?

Ankilozan spondilit hastaları, uzun süre hareketsiz kaldıklarında ağrı hissedeceklerinden araba kullanmaları tavsiye edilmemektedir.

Tedaviden sonra hasta tamamen iyileşebilir mi?

Evet. Tedavi, uzman hekimin tavsiyeleri doğrultusunda uygulanır ve tedavi sonrasında tavsiyelere dikkat edilirse, hastalık tamamen iyileşebilir.

Her kamburluk durumu ankilozan spondilit hastalığına mı işaret eder?

Elbette hayır. İnsan omurgasındaki kamburluk, belli bir seviyeye kadar normaldir. Ancak oluşan ağrı ve ekstra kamburluk durumlarında, uzman hekim ile görüşülmesi gerekir.

Ankilozan spondilit ölüme sebep olur mu?

Ankilozan spondilit hastalığının yan etkilerinden birisi de kalp yetmezliğidir. Kalp yetmezliği ölümcül bir hastalık olduğundan, Ankilozan Spondilit ölümcül bir rahatsızlık diyebiliriz.

Tedavi neye yöneliktir?

Ankilozan spondilit hastalığı, omurgada yaşanan sıkıntı sebebiyle ortaya çıktığından, tedavi de burada bulunan eklemlerin eksi fonksiyonuna kavuşturulması amaçlamaktadır.

Hangi hastalara cerrahi tedavi önerilmez?

Cerrahi tedavi, çok yaşlı ve anesteziyi kaldıramayacak olan hastalara kesinlikle önerilmez. Tıpkı diğer hastalıklarda olduğu gibi riskli grup, ameliyata alınmaz.

Cerrahi tedaviden sonra çalışma hayatına ne zaman dönülmesi önerilir?

Cerrahi tedavi sonrasında, uzman hekimin tavsiyeleri uygulandıktan ve hasta kendini iyi hissettikten sonra normal hayatına geri dönebilir.

İlaç tedavisi tek başına etkili midir?

Bu sorunun cevabı, tamamen hastaya göre şekillenmektedir. Bazı durumlarda yalnızca ilaç tedavisi yeterli olsa da bazı durumlarda cerrahi yöntem gerekebilir.

Ankilozan spondilit tedavisinde kullanılan ilaçlar bağımlılık yapar mı?

Hayır. Belirlenen dozlarda kullanıldığında, ilaçlar bağımlılık oluşturmaz.

Hasta ilaç tedavisini ömür boyu uygulamalı mıdır?

Hayır. Tedavi tamamlandıktan sonra ilaçlar bırakılabilir.

Ankilozan spondilit hastalığıyla hangi doktor ilgilenir?

Ankilozan spondilit ve diğer romatizma hastalıkları ile FTR-ROMATOLOJİ bölümü ilgilenmektedir.

Tedavi süresince hastanın yapması gerekenler nelerdir?

Tedavi esnasında ve sonrasında hasta birey, mutlaka uzman doktorun tavsiyelerini dinlemeli ve dikkate almalıdır.

Ankilozan spondilit hangi hastalıklarla karıştırılır?

Ankilozan spondilit hastalığı, en çok bel fıtığı ile karıştırılır. Bulguları benzediğinden ve bel fıtığı daha yaygın olduğundan çoğu zaman yanlış teşhis söz konusu olabilir.

Bebeklerde ankilozan spondilit görülebilir mi?

Hayır. Ankilozan spondilit hastalığının en erken görüldüğü yaş 15’dir.

Gebelik döneminde de hasta ilaçlara devam etmeli mi?

Ankilozan spondilit, yaygın bir erkek hastalığı olarak bilinse de kadınlarda da görülür. Yapılan araştırmalar sonucunda hastalık esnasında ilaç kullanan gebe kadınların, %15’inin düşük yaptığı gözlenmiştir. Bu kadar düşük bir istatistiki sonuç ile kesin bir yargıya varmak imkânsızdır.

Ankilozan spondilit hastalarının yapmamaları gerekenler nelerdir?

Ankilozan spondilit hastaları, mutlaka uzman hekimin tavsiyelerine uymalı, farklı ilaç kullanmamalı ya da farklı, ağır egzersizler yapmamalıdır. Tüm bunların yanında asla sigara ve alkol de kullanmamaları gerekmektedir.

GUT HASTALIĞI

Gut hastalığı nedir?

Gut, vücuttaki aşırı ürik asit miktarından kaynaklanır. Özellikle protein yapısındaki maddelerin vücuttan atılım şekli olan ürik asidin atılmasında bir sorun varsa ya da çok fazla üretimi söz konusu ise vücutta birikir ve kanda düzeyi artar. Ürik asidin eklemlerde birikmesi sonucu iltihaplanma oluşturmasına “gut hastalığı” denir

Protein ağırlıklı beslenme alışkanlığı ile ilgili olduğu düşünüldüğünden halk arasında “zengin hastalığı” veya “kralların hastalığı” olarak da bilinir.

Kanda ürik asit yüksekliğinin (hiperürisemi) nedenleri nelerdir?

Hatalı veya aşırı beslenme, kırmızı et, sakatat, kabuklu deniz ürünleri, fruktoz/mısır şurubu ile hazırlanan gıdalar, kuru fasulye, bezelye gibi baklagiller, mantar, ıspanak, karnabahar gibi sebzeler, kullanılan bazı ilaçlar (düşük doz aspirin, bazı tansiyon ilaçları, idrar söktürücüler), alkol kullanımı (özellikle bira), böbrek yetmezliği, hipertansiyon, hazı genetik geçişli hastalıklar, enzim bozuklukları, kanser ve kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları, obezitedir.

Gut hastalığının belirtileri nelerdir?

Gut hastalığının akut atak, ara dönem, kronik tofüslü gut gibi evreleri bulunmaktadır.

Akut atak: Eklemde ani başlayan ağrı, şişlik, kızarıklık ve hareket kısıtlılığı ile kendini gösterir. Genellikle protein ağırlıklı bir akşam yemeğinin ardından sabaha karşı ağrı başlar. Bazen eklemin travmaya uğraması ya da sıkı giyilen bir ayakkabı da atağı başlatabilir. İlk atakta ayak başparmak eklemi en çok tutulan eklem olmakla birlikte ayak bileği, diz gibi eklemler de tutulabilir. Bu dönemde alınan iltihap giderici ilaçlara iyi yanıt verir. Hastalık tedavi edilmese de ortalama 7-10 gün içinde düzelir. Ancak ağrı şiddeti o kadar fazladır ki tedavisiz beklenmesi imkânsızdır.

Ara Dönem: Şikâyetlerin olmadığı ancak kanda hiperüriseminin devam ettiği dönemdir. Bu dönemin sonunda yeterince doygunluğa ulaşınca ya da tetikleyici bir nedenle (cerrahi operasyon, ani ve şiddetli hastalıklar, enfeksiyonlar, travma, aşırı yorgunluk,,,) ürik asit tekrar eklemde çökmesine ve gut atağının ortaya çıkmasına neden olur.

Kronik tofüslü gut: Akut ataklar yeterince tedavi edilmediğinde atak araları sıklaşır, daha çok eklem tutulmaya başlar ve eklem şikâyetleri daha uzun sürer. Ayrıca yumuşak dokuda ve eklem çevresinde de ürik asit kristallerinin birikimine bağlı tofüs denilen yumuşak doku kitleleri oluşur.

Gut hastalığının tanısı nasıl konulur?

Gut hastalığı tanısı için anamnez (hasta hikâyesi) ve klinik bulgulara ek ilk olarak kanda ürik asit miktarının yüksek olmasına bakılır. Ancak sadece ürik asit miktarının yüksek olması, gut hastalığının tanısı için yeterli değildir. Kan testi dışında gut hastalığı tanısı için özel bir kan testi bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra film çekilmesi şişliklerin görülmesini sağlayacaktır. Kesin tanının konulması için şişmiş ve ağrılı olan eklemlerden sıvı alınması ve ürik asit kristallerinin varlığının gösterilmesi gerekir.

Gut hastalığı nasıl tedavi edilir?

Gut hastalığının tedavisi akut ataklar sırasında ve ataklar arasında ayrı şekillerde yapılır. Ağrılı durumlarında; yani akut atak zamanlarında anti-enflamatuar (iltihap giderici) ilaçlar kullanılır. Gut hastalığında kullanılan ilaç tedavisi kişinin hastalık seyrine göre ayarlanmaktadır. Eğer ürik asit seviyeleri oldukça yüksekse ürik asit düşürücü ilaçlar da verilebilmektedir.

Ağrılı dönemde istirahat edilmesi ve iltihaplı eklemlerin üzerine buz koymak; ağrı ve şişliğin azalmasında etkili olabilir; ancak bunun dışında tedavi edici bir etkisi yoktur. Gut hastalığında ürik asit kristallerinin çözünmesi arttırması açısından su tüketimi de önemlidir. Böylece böbrek taşı oluşmasının da önüne geçilir. Gut tedavisi mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır. İltihaplar için doktor tavsiyesi dışında asla ilaç kullanılmamalıdır.

Gut hastası diyette nelere dikkat etmelidir?

Gut hastalığında diyet oldukça önemli bir konudur. Alkol ve kırmızı et tüketimi kısıtlanmalıdır. Aşırı et ve alkol tüketimine bağlı olarak hastalarda gut krizleri yaşanabilmektedir. Bununla birlikte ürik asit dengesini sağlayan süt ve yoğurt gibi yiyeceklerle birlikte etin tüketilmesi gut hastaları için tavsiye edilmektedir. Gut hastalarının dikkat etmesi gereken durumlar:

  • Dalak, işkembe, yürek, sucuk, pastırma, salam, sosis, kabuklu deniz ürünleri, ördek eti, kaz eti, küçük balıklar ve tam yağlı peynirlerin tüketilmemesi önerilmektedir. Yağı az olan kuzu eti, dana eti, hindi, tavuk ya da balıketi tüketimi günlük önerilen miktar (60 gr.) düzeyinde olmalıdır.
  • Özellikle mercimek, kuru fasulye, nohut gibi baklagillerin bir öğünde en fazla 6-7 yemek kaşığı kadar tüketilmesi gereklidir. Ispanak, karnabahar gibi sebzelerin 8 yemek kaşığı kadar, bezelye ve mantar 2 yemek kaşığı kadar tüketilmelidir. Diğer sebzelerden istenildiği kadar tüketilebilir.
  • Kuruyemişlerden uzak durulmalı, nane, maydanoz ve sirke tüketilebilir. Meyvelerde kişiler istedikleri meyveleri tüketebilir.
  • Tam yağlı süt ürünleri, tam yağlı yoğurt ve karbonatlı yiyeceklerden esmer ekmekler, çavdar yulaf, tam taneli ve kepekli ürünlerden kaçınılması gerekmektedir.
  • İki günde bir rafadan veya haşlanmış bir adet yumurta tüketilebilir. Margarin, katı yağlar ve iç yağı kullanılmamalıdır.
  • Fruktozlu (meyve şekerli) gazlı içeceklerin azaltılması gerekir.
  • Günlük yeterli sıvı alımı ve C vitamini önerilir.

Gut hastalığı için yaşam önerileri nelerdir?

Obez kişiler için kilo verme ve düzenli egzersiz (ağır spordan kaçınma) yapılması önerilmektedir. Gut herkesi aynı şekilde etkilemez. Bazı insanlar hayatları boyunca bir tek atak geçirirler ve bundan başka hiçbir problem oluşmaz. Bazılarında ise zamanla eklemlerde hasara ve ağrıya yol açan şiddetli kronik ataklar görülür. Gutun kesin kür sağlanan bir tedavisi yoktur ancak iyi bir tedavi ile tamamen hastalık önlenebilir.

SIK KULLANILAN SORULAR

Gut hastaları sigara ve alkol kullanabilir mi?

Sigara tüketiminin gut hastalığı ile bir bağlantısı bulunamamıştır. Ancak gut hastası bir kişinin alkol kullanması, hastalığı daha fazla tetikleyecektir. Bu sebeple gut hastaları kesinlikle alkol kullanmamalıdır.

Gut hastalığının tedavisi kalıcı mı?

Hayır, gut hastalığının tedavisi kalıcı değildir. Bir kez gut hastası olan bir hasta, yukarıda belirttiğimiz gibi beslenme alışkanlıklarına dikkat etmezse tekrar ve bu kez daha şiddetli olarak hastalığa tutulabilir.

Gut hastalığı bulaşıcı mıdır?

Hayır, gut hastalığı bir eklem rahatsızlığı olduğundan temas veya cinsel yolla bulaşabilecek bir hastalık değildir.

Gut hastalığı ölümcül mü?

Hayır, gut hastalığı günümüzden 300 yıl önce ölümcül olsa da günümüzde uygulanan tedavi yöntemleri sebebiyle insan sağlığını tehlikeye sokacak bir hastalık olmaktan çıkmıştır.

Gut hastalığı şüphesiyle hangi kliniğe başvurulmalı?

Gut hastalığı belirtileri vücudunuzda varsa ve gut hastalığından şüphe duyuyorsanız, hastanelerin romatoloji bölümüne başvurabilirsiniz.

Gut hastalığının sebep olduğu ağrılar için ağrı kesici alınabilir mi?

Hayır, gut hastalığı için alınacak her aspirin vb. ilaç, hastalığı daha kötü bir hale sokabilir. Mutlaka uzman bir hekime danışmalısınız.

Gut hastalığının tedavisi ne kadar sürer?

Gut hastalığı için gerekli önlemler alınmaz ve gerekli müdahaleler yapılmazsa bir ömür boyu artarak devam edebilir. Fakat alınan yöntemler neticesinde çok kısa sürede hastalık sona erer.

Gut hastalığı ataklarına atak sırasında nasıl müdahale edilmeli?

Gut hastalığı atakları, aniden gelen eklem ağrıları ve kasılmaları olduğundan o anda müdahale etmeniz mümkün olmayacaktır. Ağrı geçtikten sonra daha önce verdiğimiz besin tavsiyelerini ve bitkisel tedavileri uygulayarak çözümler üretebilirsiniz.

Hamilelikte gut hastalığı bebeği etkiler mi?

Hayır. Gut hastalığı herhangi bir yolla (genler hariç) bulaşamayacağı ve genler vasıtasıyla bulaşsa bile bebeği hamilelik döneminde ya da sonrasında etkilemeyeceğinden dolayı bu yönden tehlikeli bir hastalık değildir.

İNME REHABİLİTASYONU

İnme; damarsal neden dışında görünürde başka bir neden olmadan, ani gelişip, bölgesel veya tüm beyni ilgilendiren işlev bozukluğudur. Beyin damarlarındaki kanama ya da tıkanmaya bağlı olarak ortaya çıkabilir. Vücut fonksiyonlarında kalıcı hasarlara neden olabildiği gibi, ölümle de sonuçlanabilir.

İnme için birçok risk faktörü bulunmaktadır. Bunların başlıcaları; yüksek tansiyon, kontrolsüz diyabet, kan yağlarının yüksekliği, obezite, kalp hastalıkları, kanın aşırı pıhtılaşma durumları, bazı iltihabi ve romatizmal hastalıklar ile sigara ve alkol kullanımıdır

İnme çoğu zaman ani başlayan nörolojik araz ile belli olur. En sık olarak konuşma bozukluğu, tek taraflı olarak kollarda veya bacaklarda güçsüzlük, görme kaybı, bulantı, kusma ile kendini belli etmektedir. Felç belirtilerinin sık izlenenleri, bir kol ya da ayakta tutmama, güçsüzlük, konuşamama – ifade edememe ya da konuşulanı anlamama tarzında – ani ortaya çıkan baş ağrısı, kusma, denge bozukluğu, çift görme, yutma bozukluğu ve yüzde kayma gibi belirtilerdir.

İnmeden sonraki saat ve günlerde hastanın durumu sabitleştiğinde, inmenin sebep olduğu sorunlar daha fazla fark edilmeye başlanmaktadır. Hastada konuşma, okuma ve yazmada zorluk, yürüme ve hareket güçlüğü, hafıza problemleri ya da dikkati toplama becerisinde azalma gibi çeşitli problemler görülebilir.

İnme rehabilitasyonunun amacı inme geçiren hastaya bir an önce kaybettiği gücü ve hareket kabiliyetini tekrar kazandırmak, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız olmasını sağlayıp, yaşam kalitesini artırmaktır. Hastanın yeniden yürüyebilmesi, felçli elini ve kolunu kullanarak günlük işlerini yapabilmesi, konuşma bozukluğunun giderilmesi, hareketsiz kalan eklemlerinde kireçlenme ve kaslarda sertleşme gibi sorunlara engel olunması, yatak yaralarının önlenmesi, hastanın günlük yaşantısında kimseye ihtiyaç hissetmeden hareket edebilmesi, sosyal yaşantısına tekrar kavuşması, rehabilitasyon tedavisinin temel amaçlarıdır. Rehabilitasyondaki önemli parametrelerden biri de hastanın kişisel durumudur.

İyileşme

En hızlı iyileşme dönemi inmeyi takiben ilk 6 ay içinde olup, iyileşme sürecinin yavaşlayarak da olsa 2 yıl boyunca devam ettiği bilinmektedir. İnme sonrasındaki tedavi sürecinde beynin etkilenen bölümünün lokalizasyonu, ve büyüklüğü, hastanın yaşı, aile desteği ve sosyoekonomik düzeyi, hastanın varolan diğer hastalıkları ve en önemlisi de iyileşme isteği ve kararlılığı sonucu etkileyen faktörlerdendir.

Rehabilitasyon ekibi

Rehabilitasyon tedavinin başarısı için deneyimli bir ekip ve yeterli teknik donanım gereklidir. Tedavi, rehabilitasyon ekibi tarafından yapılmalıdır. Bu ekipte; fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı, fizyoterapistler, rehabilitasyon hemşiresi, ortez ve protez teknisyeni, iş ve uğraşı terapistleri, sosyal danışman ve psikolog bulunur.

Akut dönemde hastanede yatarak başlanan tedaviye ilerleyen dönemlerde ayaktan devam edilir. Tedavi sürecinde iyileşmenin derecesi hastanın aile desteği ve iyileşme isteğinin yanısıra rehabilitasyonu uygulayan ekibinin bilgi ve deneyimi ile de çok yakından ilgilidir.

Ayrıca rehabilitasyonda hastanın da rolü önemlidir. Terapi seansları sırasında öğrenilenlerin günün geri kalanında da uygulanması çok önemlidir. Terapistlerin verdiği egzersizlerin sık tekrar edilmesi iyileşmeyi hızlandıracaktır. Ancak inme sonrasında iyileşmenin çok kademeli olduğunu unutulmamalıdır. Kişi bu konuda azmini kaybetmemelidir.

Ayrıca hasta değerlendirmesi, rehabilitasyon programı boyunca sürecek devamlı bir işlemdir. İnme hastası ile ilgilenen profesyoneller, kaydedilen ilerlemeyi gözlemlemekte ve ihtiyaçlara uygun olması açısından terapiyi tekrar düzenlemektedir.

Rehabilitasyon çalışmaları, geleneksel yöntemler yani çeşitli eklem hareketleri, germe egzersizleri, kasların güçlendirilmesi ve hareketten oluşmaktadır. Bunları sağlamak için de bir takım teknik ve yöntemlerden yararlanılır.

Rehabilitasyon ne zaman sonlanır?

İnme hastaları için sabit bir rehabilitasyon süresi ve sayısı yoktur. Rehabilitasyonun ne kadar devam edeceği hastanın problemlerine ve kat ettiği yola bağlı olarak değişmektedir. Rehabilitasyon seanslarının bitmesi, iyileşmenin artık devam etmeyeceği anlamına gelmez. Hasta kendine ulaşabileceği gerçekçi amaçlar belirleyerek, rehabilitasyon sırasında öğrendiği bilgi ve yetenekleri kullanmayı sürdürmeli ve amaçlarına ulaşmak için çalışmalıdır.

SIK SORULAN SORULAR

İNME (FELÇ)

İnmeye bağlı felç iyileşebilir mi?

Evet, fizik tedavi ve rehabilitasyon ile kol ve bacakta felç yani güçsüzlük gelişen hastalarda hareketlerin bir kısmı ya da tamamı geri kazanılabilir. Eklem hareket açıklığı ve esneklik egzersizleri, nörofizyolojik terapi yöntemleri, elektrik stimülasyonu, yardımcı araçlar gibi yöntemler bu süreçte kullanılmaktadır.

İnme rehabilitasyonuna neden ihtiyacım var?

Rehabilitasyon eğitime benzer; rehabilitasyon ekibinin yardımıyla yaşam becerilerini yeniden kazanmak için çalıştığınız bir süreçtir. Günlük yaşam becerileriniz, ancak rehabilitasyonda öğrendiğiniz teknik ve stratejileri tekrarlamaya devam ettiğiniz sürece gelişme gösterecektir. Rehabilitasyon bir yaşam modeline dönüşecektir.

İnme rehabilitasyonun amaçları nelerdir?

Rehabilitasyonun amacı mümkün olduğu kadar kişiye yardım edip başkalarına olan bağımlılığı engellemektir. Bazen bildiğiniz şeyleri tekrar öğrenmek ya da bazı şeyleri yapmak için yeni yollar öğrenmek zorunda kalırsınız. Ayrıca size güç vermek ve yorgunluğunuzu engellemek amacıyla fiziksel durumunuzu korumak ve geliştirmek önemlidir. Yaklaşık 20 inme hastasından 1 tanesi yemek yeme, giyinme, tuvalet ve banyo yapma gibi günlük yaşam aktivitelerinde devamlı yardıma ihtiyaç duyar. Rehabilitasyon programı, hastaya farklı yönlerde yardım etme amacıyla düzenlenen terapileri içerir. Fizik tedavi kas gücünü yeniden kazanmaya yardımcı olur ve zayıf, felçli kaslara güvenli olarak hareket etmeyi öğretir. İş ve uğraşı terapisi yemek yeme, giyinme, kişisel bakım gibi ev içi aktiviteleri yeniden öğrenmeye yardımcı olur.

Rehabilitasyonun amacı, inme geçirmiş hastanın mümkün olan en yüksek bağımsızlık seviyesine ulaşmasını sağlamak ve mümkün olan en fazla üretkenliğe ulaştırmaktır. İnme geçirenlerde rehabilitasyon gereksinimleri karışık olduğundan tedavinin ilerlemesi ve iyileşme her bireyde farklılık gösterir. Fonksiyonel yeteneklerin birçoğu inmeden hemen sonra düzelebilmesine karşın, iyileşme devam eden bir olaydır.

İnmeden sonra iyileşme ne kadar zaman alır?

Çoğu inme hastası rehabilitasyona ihtiyaç duyar ve rehabilitasyon süresi kişiden kişiye değişir. Bazı hastalar görece hızlı iyileşme gösterir, fakat inme ile ilişkili ek sorunlar ağırsa bu süreç aylar, hatta yıllar alabilir. Rehabilitasyon yaklaşımı belirli bir hastanın ihtiyacına ve gösterdiği gelişmeye göre zaman içinde değişir.

Aile nasıl yardımcı olabilir?

Hastanın ailesi rehabilitasyonda önemli rol oynar. İlgili, becerikli ve bakım yapabilecek bir aileye sahip olmak rehabilitasyon sürecini olumlu yönde etkileyen önemli bir faktördür. Hastanın ne tür sıkıntılarla karşılaşabileceği ve bu sıkıntıların hastayı nasıl etkileyebileceği aile bireylerine açıklanmalıdır. Bu sayede hastaneden çıkıldığında aile için çözüm üretmek daha kolay olabilecektir.

İnme rehabilitasyonunun başarılı olması nelere bağlıdır?

  • İnmenin nedenine
  • Lezyonun beyindeki yeri ve ciddiyetine, beyin hasarının derecesine
  • İnmeden oluşan özürlülük ve engelliliğin tipi ve derecesine
  • Rehabilitasyonun ne kadar erken başladığına
  • Hastanın genel sağlığına
  • Hastanın tutumuna
  • Rehabilitasyon ekibinin yeteneklerine
  • Aile bireyleri ve çevresinin uyumuna
  • Aile ve toplum desteğine

Hemipleji rehabilitasyonunda kullanılan çeşitli ortezlere sonradan da gereksinim duyacak mıyım?

Eğitim ve terapi sayesinde herhangi bir yetersizliği ortadan kaldıracak veya üstesinden gelecek şekilde size uygun cihazlarla yürümeyi öğrendiniz. Eğer size önerilen destekleri veya cihazları kullanmazsanız ileride hareketliliğiniz ve yürüme sırasındaki emniyetiniz bozulabilir.

İnmede duyu bozukluğu olur mu?

İnme, duyuda hasar meydana getirebilir. Örneğin duyuda anormal azalma, sıcak veya soğuk hissi ve iğnelemeye benzer karıncalanma hissi olabilir. Fizyoterapi bu hislerin bazılarında rahatlama sağlayacaktır.

İnmede görme bozukluğu olur mu?

İnme, sıklıkla çift görme, bulanık görme veya kısmi körlüğe neden olabilir. Denge sağlama, koordinasyon veya alışılmış şeyleri/insanları fark etmede güçlük yaşayabilen bazı hastalar sağ veya solundaki kişiyi/eşyayı göremezler (hemianopi). Fizyoterapist veya iş uğraşı terapisti, hareket ve egzersizlerle görülmeyen alanın telafi edilmesini sağlayabilir. Klinik psikolog, alışılmış kişi veya nesneleri fark etmek gibi bilgileri yeniden yapılandırabilir. Göz hekimi, gözlük gibi görmeye yardımcı elemanları tavsiye edebilir.

İnmede idrar-gaita sorunları bozukluğu olur mu?

Bağırsak ve mesane kontrol problemlerine hemiplejide çok sık rastlanır. İdrar veya gaitanın kontrol kaybı (inkontinans) sinir hasarı, kas kontrol kaybı ve diyet değişikliği nedeniyle gelişebilir. İletişim ve hareket problemleri inkontinansı kötüleştirebilir. Hasta tuvalet ihtiyacı olduğunu diğer insanlara anlatmakta güçlük çekebilir veya zamanında tuvalete götürülemeyebilir. Birçok hastada bu sorunlar basit tedavilerle düzeltilebilir. Komplike vakalarda doktor gerekli ileri tetkik ve tedavileri yapar.

İnmede oluşabilecek psikolojik değişiklikler nelerdir?

Öfke, umutsuzluk, hayal kırıklığı ve keder benzeri hisler inme geçiren hasta ve onların aileleri için normal hislerdir. İş ile ilgili üzüntüler, parasal kayıp, yakın dostlukların ve güvenin kaybı anksiyete ve depresyon nedeni olabilir. Hemiplejiyi takip eden yorgunluk, depresyonu kötüleştirebilir. Hasta duygularını kontrol etmekte zorlanır. Dramatik duygu dalgalanmaları ve ani patlamalar; örneğin yanlış zamanda gülme, ağlama beyinde inmenin hasar verdiği alana bağlı olabilir.

Bu belirtileri ve hisleri anlamasına yardımcı olmak ve bunlarla başa çıkmak rehabilitasyonun önemli bir parçasıdır. Bulgular ciddi veya uzun süredir varsa bir psikolog veya psikiyatrist tavsiyesine başvurulmalıdır.

İnmede oluşabilecek mental değişiklikler nelerdir?

İnme; düşünme, yoğunlaşma, hatırlama, karar verme, sebep-sonuç ilişkisi, planlama ve öğrenme gibi mental yapılanmada problemlere neden olabilir. Klinik psikolog, zorlukları tayin eder ve bunları iyileştirme yolları arar. Örneğin; hafıza kaybı olan hasta günlük yaptığı işleri hatırlatacak notlar tutabilir. Konsantrasyon problemleri olanlar yavaş öğrenmek ve karışıklıktan kaçınmalıdır.

LENFÖDEM

Proteinden zengin lenf sıvısı mikroplardan, vücudumuzun oluşturduğu atıklardan kurtulmak için çalışırken bağışıklık sistemimize yardımcı olur. Bunu dengeleyen sistem lenfatik sistemdir. Bu mekanizma lenf kanalları aracılığıyla çalışır. Eğer vücuttaki lenfatik sıvı taşıyabileceğimiz kapasitesin üstüne çıkarsa lenfödem oluşur.

Tipleri

Primer (doğuştan gelen) lenfödem

Bebek anne karnındayken, lenf damarlarının yeteri kadar gelişmemesi nedeniyle ortaya çıkıyor. Fakat vücudun sağlam damarları, gelişmemiş olan damarların görevini üstlenerek sistemin çalışmasını sağlıyor. Lenf sistemi üzerine binen aşırı yükle (travma, hamilelik, enfeksiyon, ergenliğe giriş) tetikleniyor. Primer lenfödem tek bacakta olabildiği gibi, sadece bir bacakta başlayıp diğer bacağı da etkisi altına alabiliyor.

Sekonder lenfödem

Lenfödemin bu tipinde lenf sistemi doğumdan itibaren normal olarak çalışıyor. Sekonder lenfödem en sık, kansere bağlı olarak yapılan cerrahi uygulamalar ve radyoterapi ile ortaya çıkıyor. Kanser cerrahisi sırasında, kanserli bölge alınırken ilgili lenf nodülleri de alınıyor. Bu operasyon zamanla lenf akışını bozup lenfödeme sebep olabiliyor. Örneğin meme kanseri tedavisinde, memeyle birlikte koltukaltından alınan lenf nodülleri sayısına bağlı olarak kolda lenfödem gelişebiliyor. Ayrıca kanser tedavisinde cerrahi işlem yapılmamışsa bile, alınan radyoterapi lenf nodüllerinin çalışmasını bozabiliyor ve bu da lenfödeme neden olabiliyor. Fakat lenf nodüllerinin alınması hastada kesinlikle lenfödem oluşacağı anlamına gelmiyor. Lenfödem, zamanla tetikleyici faktörlerin etkisiyle ortaya çıkabiliyor. Koltukaltı lenf bezleri alınan ve radyoterapi gören meme kanserli bir hastada lenfödem oluşma oranı yüzde 25. Yani bu koşullardaki her 4 meme kanseri hastasından birinde lenfödem oluşuyor.

Kronik venöz yetmezlik sonucu görülen lenfödem

Toplardamarların kanı yeteri kadar kalbe götürememesi ‘venöz yetmezlik’ olarak tanımlanıyor. Venöz yetmezlik en fazla bacaklarda diz altı bölgesinde görülüyor. Nedeniyse, bu bölgenin kalbe en uzak noktada olması. İyi çalışmayan venöz sistemin kanı tekrar kalbe göndermesine lenf sistemi yardımcı olmaya çalışıyor. Bu yardım sırasında lenf sistemine aşırı yük biniyor ve lenf kapakları işlevini yapamaz hale geliyor, bunun sonucunda lenfödem gelişiyor.

Lipödem sonucu gelişen lenfödem

Lipödem, nedeni belli olmayan bir kadın hastalığı, erkeklerde çok nadir görülüyor. Hastalık bazen menstürasyona (adet dönemi) girişte, bazen de hamilelikte başlıyor. Lipödemde, her iki bacakta da simetrik olarak yağ artışı görülüyor. Lipödeme aynı şekilde kollarda da rastlanabiliyor. Vücudun artan yağ oranıyla birlikte lenf sisteminin taşımakla yükümlü olduğu su ve protein miktarı da artıyor. Bunun sonucunda zamanla aşırı çalışan lenf sistemi bozuluyor ve görevini yapamaz hale geliyor. Lipödeme bağlı lenfödem de bu şekilde gelişiyor.

Nedenleri neler?

  • Radyoterapi uygulaması
  • Cerrahi müdahale
  • Travma
  • Tümöral bozukluk sonucu lenf yollarının tıkanması veya kesintisini takiben ilgili bölgede de (kol veya bacak) lenfödem gelişebiliyor.

Lenfödem Belirtileri Nelerdir?

Lenfödem belirtileri, ilk olarak el ve ayakların üst taraflarında görülüyor. Kol ve bacak ağrılarında artış söz konusu oluyor. Bu bölgelerde cilt gergin ve sert hale geliyor. El veya ayaklarda duyu bozuklukları ve eklem sertlikleri görülebiliyor. Dirsekte veya dizin arkasında gerginlik ve hassasiyet oluşabiliyor.

  • Yüz, boyun, kollar, bacaklar, karın ve akciğerlerde meydana gelebilen lenfödemin belirtileri şunlardır:
  • Belli bölgelerde şişkinlik
  • Şişkinliğin olduğu bölgelerdeki eklemlerde hareket kısıtlılığı
  • Kol altı, kasık bölgelerinde ve sert olan yerlerde ağrı
  • Ciltte gerginlik hissi ve sertlik
  • Ağırlık hissi
  • Görsel bakımından deformasyon
  • Rahatsızlık hissi
  • Tekrarlayan ataklarla enfeksiyonlar

Lenfödem, ilerlemiş ve tedavi edilmemiş durumlarda ciltte kalınlaşma, kol ya da bacakta sertleşme ileri derecede ve şişmeye (elefantiyazis) neden olabilir. Birçok doktor lenfödemin nadir bir durum olduğunu söylese de kabaca toplumun %1’ini etkilemektedir.

Tanı Yöntemleri

Lenfödem hastalığının tanısında, hasta öyküsü oldukça önemlidir. Lenfödem şüphesinde öncelikle hastada travma, enfeksiyon veya memeye cerrahi müdahale olup olmadığı araştırılır. Genellikle kol ve bacakta şişmelere yol açan lenfödem hastalığının net tanısı ultrason görüntülemesiyle konulabilir. Lenfödem hastalarının kol bölgesinde ağırlaşma, ağrı ve kolu rahat hareket ettirememe gibi belirtiler meydana gelebilir. Eğer ultrasonla kesin tanı konulamazsa, doktor diğer görüntüleme cihazlarından faydalanabilir. Meme kanseri veya meme cerrahisi geçiren kadınların, ameliyat sonrasında mutlaka fizik tedavi uzmanına danışmaları gereklidir. Ameliyat sonrasında oluşabilen hafif şişlikler ve ağrılar ilerleyen dönemlerde hastanın günlük yaşantısını etkileyebilecek boyutlara gelebilir, bu sebeple bir fizik tedavi uzmanının takip etmesi gereklidir.

Tedavi Yöntemleri

Lenfödem Tedavisi Nasıl Yapılır?

Lenfödem tedavisinde uygulanacak yöntem kompleks boşaltıcı fizyoterapi. Bu tedavi 4 farklı yöntemden oluşuyor:

  • Manuel lenf drenajı
  • Kompresyon (bandaj ve çorap)
  • Cilt bakımı
  • Egzersiz

Manuel lenf drenajı; Lenf sisteminin eller ile manipule edilerek, bloke olmuş sıvının serbest akışının sağlanması tekniği ve elle uygulanan özel bir yöntem. Ödemli bölgeden lenf sıvısının alınıp vücudun çalışan bölgelerindeki lenf nodüllerine transferi amaçlanıyor. Manuel lenf drenajı derinin tam altındaki yüzeysel lenf damarlarına hafif basınç uygulaması ile yapılıyor. Manuel lenf drenajı dolaşıma etkisi olmayan diğer terapötik masaj teknikleriyle karıştırılmamalı. Diğer masaj teknikleri lenfödem için faydalı olmadığı gibi zararlı da olabiliyor.

Kompresyon bandajı

Manuel lenf drenajından sonra aktive olmuş lenf sisteminin etkinliğini koruma amaçlı yapılan özel bir bandajlamadır. Yapılan bandajlamada basıncın en uçtan itibaren çok dengeli şekilde ayarlanması gerekiyor.Kısa çekişli ve elastik olmayan bandajlar, basınç ayarlanması için yün sargılar kullanılıyor. Bu bandajların görevi; kas aktivasyonu sırasında yüksek basınç, istirahat halinde ise düşük basınç uygulaması nedeniyle lenf sıvısının etkilenmiş uzuvda tekrar birikmesini önlemek. Diğer bandaj şekillerinin lenfödem için oldukça zararlı olduğu bilindiğinden kullanılması önerilmiyor.

Kompresyon çorapları

Tedavi bitiminde takip süresince giyilmesi gereken materyaldir. Her kişiye özel ölçü alınarak, özel örüm tekniğiyle yapılıyor. Basınç ayarlamasının çok önemli olması nedeniyle ölçü alımının çok iyi yapılması gerekiyor.

Cilt bakımı

Lenfödem bulunan deride cildin kurumasından dolayı Ph değeri 5.5 olan nemlendiricilerin kullanılması gerekiyor. Ödemli bölgedeki katlanan deridede sık sık mantar oluşup oluşmadığının takibi gerekiyor.

Lenfödem egzersizleri

Lenf sıvısının akış hızı iskelet kasları tarafından sağlanan aralıklı dış basınca bağlı. Bu nedenle sıvı drenajına yardım etmek için kas aktivitesi gerekiyor. Egzersizler bandaj veya çorap kullanımı eşliğinde yapılmalı, dirençli egzersizlerden ve ağırlık çalışmalarından kaçınılmalı. Egzersizin programının hastaya özel olarak tedavi yürüten fizyoterapist tarafından hazırlanması gerekiyor. Lenfödem hastalarında ısınma ve pompalama, solunum ve hafif germe egzersizleri yapılmalı. Meme kanseri tedavisinde memeyle birlikte koltukaltından alınan lenf nodülleri sayısına bağlı olarak kolda lenfödem gelişebiliyor. Meme kanseri tedavileri sonrası her dört hastadan birinde lenfödem oluşuyor. Lenfödem belirtileri ilk olarak el ve ayakların üst kısmında görülüyor.

Lenfödemi veya lenfödem ihtimali olan kişiler nelerden korunmalı?

  • Enfeksiyon (kesikler, enjeksiyonlar, böcek ısırmaları, yanıklar)
  • Aşırı kilo alma ve dengesiz beslenme
  • Yetersiz veya aşırı egzersiz
  • Kolun aşırı ısıya maruz kalması
  • Ağır yük kaldırma
  • Kolun baş üzeri pozisyonda uzun ve yorucu çalışması
  • Uzun yolculuklar (özellikle uçak yolculukları)
  • Etkilenen kol veya bacağın sıkılması (tansiyon ölçülmesi, sıkı saat, sıkı kıyafetler)

SIK SORULAN SORULAR

LENFÖDEM

Lenfödem tamamen iyileşir mi?

Evet, özverili bir tedavi ile lenfödem rahatsızlığının tamamen iyileşmesi mümkündür. Ancak tekrarlayan bir rahatsızlık olduğundan, tedbiri elden bırakmamak gerekir.

Hastalık tekrar eder mi?

Evet. Genelde tedavi sonrasında egzersiz ve masaj uygulamalarına devam etmeyen bireylerde, hastalığın tekrar ortaya çıktığı tespit edilmiştir.

Diyetin tedavideki yeri nedir?

Lenfödem tedavisinde, en önemli olan nokta hiçbir öğünün atlanmamasıdır. Özellikle kilo problemi olan bireylerin az az, sık sık yemeleri ve yemek porsiyonlarını az da olsa azaltılmasında fayda olacaktır. Lenfödem, proteinli sıvının birikimi anlamına gelir. Ancak beslenmede proteinleri kısıtlamak vücut için doğru bir davranış olmaz. Protein alımının kısıtlanması, Lenfödem tedavisini olumlu yönde etkilemez, aksine olumsuz olarak etkiler. Fazla miktarda tuz tüketimi ise vücutta sıvı tutacağından ödeme sebebiyet verecektir. Bu sebeple, tuz tüketimine mümkün olduğunca dikkat edilmelidir. Bunların yanı sıra tükettiğimiz su, vücuttaki sıvının dengelenmesini sağlar. Mümkün olduğunca su tüketmeli ve günlük 10 bardak su içmeye özen gösterilmelidir. Öte yandan çay, kahve, alkol ve kafein içeren tüm besinlerden uzak durulmalıdır. Bu tür besinler, böbreklerden idrar atılımını uyaracak ve vücuttaki sıvı miktarı azalacaktır. Lenfödem hastalığının tedavisinde, gerek duyulursa beslenme uzmanı tarafından bireye yönelik diyet listesi hazırlanmaktadır.

Lenfödem hangi sıklıkta görülür?

Lenfödem, genelde 20 yaş altında görülür. Tanı konulan kişi sayısı her 1000 kişide 1 olarak ifade edilebilir. Ancak hastalık yaşayan çok daha fazla insan olduğu tahmin edilmektedir.

Hangi sporların yapılması tedaviye yardımcı olur?

Lenfödem tedavisinde, uzman doktor tarafından önerilen egzersizler yapılmalı

Hangi sporların yapılması hastayı kötü etkiler?

Lenfödem tedavisi esnasında, bireysel mücadeleye yönelik sporlar yapılmamalıdır. Alınacak bir darbe, durumu daha kötü hale sokabilir. Bu sebeple belirttiğimiz gibi, yalnızca uzman doktorun önerdiği egzersizler ve/veya sporlar yapılmalıdır.

Tedavide doktorun deneyimi önem taşır mı?

Lenfödem tedavisinde değil fakat teşhisinde doktorun deneyimi önemlidir. Tedavi aşamasında, birden fazla uzman hastayla ilgilendiğinden her birinin kendi uzmanı olması yeterli olacaktır. Ancak teşhis aşaması fazlasıyla zor olduğundan, doktorun tecrübeli olması gerekebilir.

Erken teşhis önemli mi?

Evet. Çok çabuk teşhis edilen Lenfödem rahatsızlıkları, çok çabuk sona erdirilir.

Tedavi kaç seans uygulanır?

Tedavilerde uygulanan seans sayısı, hastanın durumuna göre belirlenir.

Seanslar kaç saat sürer?

Tedavilerde uygulanan seansların süresi de hastaya göre değişkenlik gösterebilir. Seanslar 45 dakika sürebildiği gibi 2 saat de sürebilir.

Lenfödem tedavisi nasıl yapılır?

Lenf ödem tedavisinde güncel yaklaşık egzersizler ve fizyoterapidir. Eğer ödem küçük boyutlu ise, dışarıdan bakıldığında göz ile tespit edilemiyorsa uzman bir fizyoterapist tarafından verilen egzersizler ev ortamında uygulanır. Ayrıca ödemi baskılamak ve dağıtmak için korse benzeri giysiler giydirilir. Eğer ödem çok büyümüş ise özel hareketler fizyoterapist tarafından klinik ortamında gerçekleştirilir. Bu uygulamaya ek olarak ev egzersizleri ve korse kullanımı devam eder. Bazen ise drenaj sağlayacak özel korselerin giyilmesi söz konusudur. Yani lenf ödem tedavisi tamamen cerrahi olmayan tekniklerle tedavi edilir.

Lenf ödem tedavisi için hangi bölüme gidilir?

Lenf ödemlerin birçoğu gözle görülür belirti vermez. Daha çok uzman bir göz tarafından ya da diğer hastalıkların tedavisi sırasında fark edilirler. Hasta eğer ödemi fark ederse ilk olarak dahiliye bölümüne gider. Burada yapılan ilk incelemenin ardından hasta fizik tedavi kliniğine yönlendirilir. Tedavi de baştan sona bu klinik tarafından uygulanır.

Lenfödem hastalarının dikkat etmesi gerekenler nelerdir?

  1. Cilt temiz tutulmalı ve iyice kurulanmalı, ıslak bırakılmamalıdır. Cilt bakımı ve esnekliğine dikkat edilmeli, yağ içeriği az nemlendiriciler kullanılmalıdır.
  2. Sıcak günlerde terlemeye karşı antifungal pudralar kullanılmalıdır.
  3. Kesik, kedi-köpek tırmalaması ve enfeksiyonun lenf yolları hasarına yol açacağı unutulmamalıdır.
  4. Sıcak su, kaplıca ve güneşlenmekten uzak durulmalı, bunun yerine ödemli kol veya bacağı soğuk tutulmalıdır.
  5. Tekrarlanan yorucu aktivitelerden kaçınılmalıdır.
  6. Kilo alımı, dengesiz beslenme, yetersiz veya aşırı egzersiz, uzvun aşırı ısıya maruz kalması ve ağır şeyler taşımaktan kaçınılmalı
  7. Etkilenen kol ya da bacağın sıkılması (örneğin; tansiyon ölçülmesi, sıkı saat, sıkı kıyafetler) lenfödemi tetikler ve artırır.
  8. Etkilenmiş kola manikür, enjeksiyon yaptırılmamalıdır.
  9. Etkilenmiş ayakta nasırlar kesilmemeli, keserken deriye dikkat edilmeli, yumuşatıcı kremlerle korunmalıdır.
  10. Jilet kullanılmamalı, istenmeyen tüyler tıraş makinesi yardımıyla alınmalıdır.
  11. Mutfakta veya bahçede iş yaparken kesiklerden korunmak için mutlaka eldiven giyilmelidir.
  12. Güneş yanığından kaçınılmalı, güneşlenirken yüksek koruma faktörlü koruyucular kullanılmalı ve uzun süre güneşe maruz kalınmamalıdır.
  13. Kompresyon çoraplarının çoğu zaman güneşten korumadığı ve uzvun yanmasına sebep olduğu hastalara hatırlatılmalıdır.
  14. En ideal sporlar yüzme ve dalmadır. Lenf dolaşımını sağlamak için verilen egzersizler düzenli olarak uygulanmalıdır.

PEDİATRİK REHABİLİTASYON

Pediatrik rehabilitasyon; doğumsal veya çocukluk çağında ortaya çıkarak fiziksel engellilik yaratan durumların önlenmesi, tanısı, tedavisi ve tıbbi rehabilitasyon yaklaşımlarını içinde barındıran geniş kapsamlı bir bilim alanıdır. Fiziksel engelliliği olan çocukların rehabilitasyon tedavisi; engelliliğin gidişatını ve büyüme sürecini iyi bilerek, aynı zamanda da devamlı bakımın gereklerinin farkında olarak, fonksiyonel kapasitenin belirlenmesi ve en iyi rehabilitasyon stratejilerinin geliştirmesini gerektirir.

Kapsam

Pediatrik Rehabilitasyon eğitimli hekimin liderliğinde, pediatrik rehabilitasyon tecrübesi olan yardımcı sağlık personelini ve eğitim kadrolarını da içinde bulundurması gereken bir alandır. Fizyoterapist, Hemşire, Ortez-Protez teknisyeni, İş-Uğraşı terapisti Konuşma ve yutma terapisti, Sosyal Hizmet uzmanı, Çocuk gelişim uzmanı, Çocuk psikoloğu, Özel Eğitim Uzmanı, rehabilitasyon ekibi içinde yer bulan diğer profesyonel üyelerdir.

Neden pediatrik rehabilitasyon ?

Çocukluk çağında gelişen fiziksel problemler, gelişme sürecinin etkisi ile değişim gösterdiğinden; klinik tanı ve zamana bağlı dönemsel değişimler sebebiyle yetişkinlik dönemindeki fiziksel problemlere yaklaşım şeklinden oldukça farklıdır. Yetişkinlik çağında görülmeyen, ancak çocukluk çağında baş gösteren ve rehabilitasyon gerektiren birçok nörolojik, ortopedik ve romatolojik hastalıklar genel FTR bilgi ve tecrübesinden farklı bir süreçtir.

Çocukluk çağında fiziksel engel ve hareket kaybına sebebiyet veren hastalıkların önemli bir bölümü, doğru ve zamanında yapılan müdahalelerle ortadan kaldırılabilir ya da mümkün olan en düşük seviyeye indirilebilir. Dolayısıyla, doğru zamanlarda ve doğru şekillerde uygulanan tıbbi tedaviler sayesinde çoğu bir şekilde bağımsızlığını kazanabilir. Sağlıklı çocuklarımız gibi, onlarda eğitimli, kültürlü, düşünen ve üreten bireyler olarak toplumumuza kazandırılabilir. Bu hastaların tedavisi sadece çocukları değil, onların ailelerini de içine alan bir rehabilitasyon sürecidir. Çocuğun rehabilitasyon tedavisindeki süreç, sadece FTR tedavisi değil, eğitim ve sosyal destek programlarını da gerektiren bütüncül bir konsepttir.

Hangi hastalıklara rehabilitasyon verilir?

  • Serebral palsi
  • Omurilik yaralanmaları
  • Travmatik-anoksik beyin hasarı
  • Kas hastalıkları
  • Periferik sinir lezyonları
  • Çeşitli ektremite kırıkları
  • Meningomyelosel-Hidrosefali
  • Multipl skleroz
  • Diğer (elektrik çarpmaları, Skolyoz, jüvenil artritler…)
  • Diğer (elektrik çarpmaları, Skolyoz, jüvenil artritler…)

SIK SORULAN SORULAR

Serebral palsinin çaresi var mı? Ne tip tedaviler uygulanabilir?

Serebral palsi tedavi ile tamamen iyileşemez ancak belirtileri az veya çok hafifletmeye yardımcı tedaviler ve rehabilitasyon uygulamaları yapılmaktadır. Ekibin lideri Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimi olmak üzere çeşitli başka uzman doktorlar ve diğer sağlık elemanları serebral palsinin tedavi ve terapilerini yürütürler. Aşağıda belirtilen uzmanlardan (sağlık elemanlarından) yardım alabilirsiniz:

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Doktoru: Kas-iskelet sistemini ilgilendiren problemlerin çözümü, spastisitenin tedavisi, hareket bozukluklarının tedavisi, takibi ve desteklenmesi, yürümenin tedavisi ve takibi gibi konularla ilgili çalışmalar yapar.

Ortopedist: Gerektiğinde serebral palsili çocuğun operasyonunu yaparak hareket tedavisi ve gelişimine katkıda bulunur.

Fizyoterapist: Hareket bozukluklarını düzeltmek için çeşitli egzersiz programlarını düzenler.

İş uğraşı terapisti: Günlük yaşamda, okulda veya işte serebral palsililerin daha bağımsız olmaları için çalışırlar.

Konuşma terapisti: İletişim problemlerinin terapilerinde rol alırlar.

Sosyal güvenlik uzmanı: Ailenin özürlülere ait toplumsal kaynaklara erişimine yardımcı olurlar.

Psikolog: Serebral palsinin neden olduğu psikolojik problemlerle baş etmede hasta ve yakınlarına yardımcı olurlar.

Serebral palsili çocuğun prognozu (hastalığın doğal seyri) nasıldır?

Serebral palsili çocukların anne ve babalarının genelde sorduğu ilk soru şu olur: “Çocuğum nasıl olacak? Yürüyebilecek mi?”. Çocuğunuzun gelişiminin nasıl olacağı, neler yapıp neler yapamayacağını tahmin etmek çok zordur. Bir yaşından daha küçük, hele altı aylıktan daha küçük bebeklerde herhangi bir tahminde bulunmak çok zordur. Çocuğunuz iki yaşına geldiğinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon doktoru çocuğunuzda ne tür bir serebral palsi olduğunu belirleyebilir. Çocuğunuzun serebral palsi tipi belirlendiğinde doktorunuz çocuğunuzun hastalığı ile ilgili daha doğru tahminler yapabilecektir.

Hastalık tedavi edilebilir mi?

Serebral palsi hastalığını tamamen iyileştiren bir tedavi yoktur. Fakat mevcut tedaviler ile hastalığın neden olduğu bulgular hafifletilebilir. Bu hastalıkla ilgili belirtileri hafifletmek için uygulanan tedavilere ilaç tedavileri de eklenebilir.

Spastik serebral palsi nasıl tedavi edilir?

Hastalığın en sık tipi olan spastik serebral palsiye neden olan belirtileri tedavi etmek için denenmiş çok çeşitli çalışmalar mevcuttur. Vücut hareketlerindeki zorluk ve kaslardaki katılığın kesin tedavisi yoktur ancak uygulanan tedavilerle spastisite (kas katılığı) azaltılabilir, çocuğa daha fazla esneklik kazandırılabilir ve hastanın bağımsızlığı artırılabilir. Kaslardaki katılık nedeniyle problem yaşayan çocuklar için fizik tedavinin ve çeşitli cihazlar gibi desteklerin uygulanması spastik kasları germeye ve hareket gelişiminin iyileşmesine yardımcı olabilir. Botilinum toksin (Botox, Dysport) ve fenol enjeksiyonları kaslardaki katılığın azaltılmasına yardımcı olabilir. Sinir uçlarından kaslara iletimi engelleyen Botilinum toksini bir bakterinin zehrinden elde edilen bir ilaçtır. Bu toksin spastik kasa enjekte edildiğinde kası 4–6 ay süreyle geçici olarak zayıflatır. Küçük miktarlarda uygulanır. Kasları güvenli biçimde gevşetir ve cerrahi ihtiyacını geciktirir. Ek olarak; serabral palsi hastalığının spastik formunun tedavisinde bazı cerrahi seçenekler de vardır.

Fizik tedavi ve rehabilitasyon hekimi başkanlığında serebral palsi tedavisinde deneyimli, bu alanda geniş bilgi birikimine sahip rehabilitasyon ekibi çocuğunuz için en iyi tedaviyi planlamada size yardım edecektir. Spastik serabral palside başarı veya sıkıntılar hastadan hastaya farklılıklar gösterir ve çocuğunuza uygun hareket yöntemlerinin uyarlanması için bu işin uzmanı kişilerle çalışmak çok önemlidir.

Serebral palside fizik tedavi ve rehabilitasyon önemli midir?

Serebral palsi hastalığı olan bebek ve çocuklarda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon büyük önem taşımaktadır. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon serabral palsi hastalığı olan çocuğun bakımının devamı ve gelişiminde esas rolü oynar. Ancak çocuk okul çağına yaklaştığı dönemde fizyoterapi programının yanında sosyal ve okul gelişimine de gerekli zaman harcanmalıdır.

Çocuğum ne zaman yürüyecek?

Serabral palsi hastası olsun veya olmasın her çocuk için adımlamak hareket gelişiminin kilometre taşıdır. Gelecekteki motor durumu belirlemede yardımcı olarak kullanılan ilkel refleksler ve çocuğun o anda içinde bulunduğu hastalık seviyesi ve tipi yardımcı olmasına rağmen serabral palsili çocuğun ne zaman yürüyeceği tam olarak bilinemez. Serebral palsi tiplerine göre çocukların ortalama yürüme yaşları hakkında Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekiminden bilgi alabilirsiniz.

Serabral palsi hastası çocuk büyürken neler olacak?

Serabral palsili çocuk profesyonel yardım ile ulaşabileceği en üst potansiyeline ulaşabilir. Ancak ebeveyn ve aile üyelerinin pozitif tutumu ve çocuğun yeteneklerine bakarak gerçekçi umutları olmalıdır.

Çocuğum büyüdükçe serabral palsi kötüleşecek mi?

Çocuğunuz büyüdükçe çocuğunuzun beynindeki hasar değişmeyecektir. Ancak spastik kaslar normal olarak büyümez. Serabral palsi hastalığı olan çocuk büyümesine rağmen çok güçlü olamayacaktır. İskelet deformiteleri (kemiğe ait biçim bozukluğu, sakatlık) gelişebilir. Beyindeki bozukluğun ilerlememesine rağmen kas ve iskelet sisteminde meydana gelecek problemlerin yakın takibe alınması ve bunların gerekli şekillerde, gerekli zamanlarda tedavilerinin yaptırılması çok önemlidir.

Serabral palsi ilerleyici bir hastalık mıdır? Zamanla kötüleşir mi?

Serabral palsi, zamanla ilerleyen bir hastalık değildir. Ancak bunun anlamı serabral palsinin belirtilerinin zamanla kötüleşmeyeceği değildir. Uygun ve düzenli tedavilerle belirtiler daha iyi hale gelebilir veya yapılan yanlış/eksik tedaviler sonucu belirtiler kötüleşebilir.

Serebral palsili çocuklarda beslenme problemlerinin nedenleri nedir?

Serebral palsili çocukların ağız ve boğaz kasları etkilenmiş ve kuvvetsiz olabilir. Hasta çocuklarda konuşma güçlüğü veya kelimeleri düzgünce kullanmada zorluk ya da çiğneme ve yutkunmada zorluk mevcut olabilir. Çocuklar yeterli besin alamazlarsa yetersiz beslenmeye bağlı büyüme sorunları oluşabilir. Serebral palsili çocuklar basit bir yemek yeme işlemi için dahi fazla enerji tüketirler. Ayrıca mevcut spastisite çocukların fazla kalori kullanmalarına neden olabilir. Bu nedenden dolayı serebral palsili çocukların bir çoğu zayıftır. Böylece bu çocukların ortalamadan daha fazla kaloriye ihtiyaçları bulunmaktadır.

Ağız kaslarındaki kuvvetsizliğe bağlı gelişen bir diğer problem aspirasyondur. Aspirasyon, katı ya da sıvıların mide yerine akciğerlere doğru yutulmasıdır. Normalde böyle bir durum olduğunda yeterli öğürme refleksi ile kendimizi koruyabiliriz. Fakat serebral palsili birçok çocuk yeterli öğürme refleksinden yoksundur ve böylece sinsi bir şekilde yani farkına varılmadan aspirasyon gerçekleşebilir. Bunun sonucunda da çocukta ateş ve solunum güçlüğüne yol açan tekrarlayıcı pnömoniler (zatürre) gelişebilir. Bu durumu belirlemenin en uygun yolu serebral palsili çocukların yutma yeteneklerinin değerlendirildiği “modifiye baryum yutma testi”dir. Bu test ile çocuğun neyi güvenli olarak yuttuğu, hangi besinlerle yutma sorunu olduğu, yutma fonksiyonunda yer alan organların hangisinde sorun yaşandığı açıkça ortaya konulur. Böyle bir değerlendirme sonrasında, alınan gıdaların kıvamlarında yapılacak değişikliklerle (örneğin yalnızca püre kıvamında yiyecekler vermek ve aşırı akıcı sıvılar vermemek) aspirasyon engellenebilir. Gıdaların kıvamlarında yapılan değişiklikler yanı sıra verilen çeşitli oral-motor egzersizler ve rehabilitasyon teknikleri ile çocuğun yutma fonksiyonunda anlamlı düzelmeler sağlanabilir.

Yapılan tedavilere rağmen eğer çocukta sağlıklı vücut ağırlığı sağlanamıyorsa ve/veya ciddi aspirasyon oluyorsa besinlerin ağız ve boğaza uğramadan direkt mideye verilmesini sağlayan “gastrostomi tüpü” takılması önerilebilir.

Serebral palsili çocuklarda tekrarlayan kırıkların nedeni nedir?

İnsanlar kemik gücünü çocukluk çağı boyunca ve genellikle yaklaşık 20-25 yaşlarına kadar oluşturur. Kalsiyum ve fosfor kemiğe gücünü verir. Özellikle kalsiyum, fosfor ve D vitamininin mükemmel kaynakları olan süt ve süt ürünlerinin yeterli şekillerde alınamadığı durumlarda normal kemik yoğunluğu gelişmez. Bununla beraber bu tip besinleri yeterli miktarda alan çocuklarda bile kemik problemleri görülebilir. Örneğin, özellikle fenobarbital ve dilantin gibi sara ilaçları D vitamini metobalizmasına etki ederek vitamin D eksikliğine neden olabilir. D vitamini eksikliği bağırsaklardan yetersiz kalsiyum emilimine yol açar. Güneş ışığı da D vitamininin oluşumunda çok önemlidir. Kemik erimesinin bir başka nedeni de kasların yeterli derecede kullanılmaması ve gereği kadar ayakta bulunulmamasıdır. Birtakım serebral palsili çocuklarda olduğu gibi zamanlarının çoğunu tekerlekli sandalyede geçiren, yürüyemeyen çocuklar kemik erimesi riski ile karşı karşıyadırlar. Bunu engellemek için serebral palsili çocuklar mümkün olduğunca yürütülmeli, en azından ayağa kaldırılmalıdırlar. Bütün alınan önlemlere rağmen serebral palsili çocuklarda kemik erimesi sonucu kırık gelişebileceği akılda tutulmalıdır. Bu çocuklar bifosfonat olarak adlandırılan ilaçların kullanımından fayda görebilirler. Bu ilaçlar ancak Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon doktorunun tavsiyesi ve kontrolü altında kullanılmalıdır.

İleri yaşlarda serebral palsi olunur mu?

Olunmaz. Ancak beyin yaralanması ve bazı beyin hastalıkları nedeniyle serebral palsiye benzer felçler oluşabilir.

Serebral palsi önlenebilir mi?

Serebral palsi bazı önlemler alınarak önlenebilir veya görülme sıklığı azaltılabilir. Örneğin kan değişimi ile yeni doğandaki kan uyuşmazlığı engellenebilir. Çocukta sarılık varsa fototerapi uygulaması beyin hasarını önleyebilir. Hamile kadınlar viral enfeksiyonlar ve radyasyona maruz kalmamalıdır. Hamilede ilaç kullanımı, kansızlık ve beslenme konularına çok dikkat edilmelidir. Üzerinde titizlikle durulması gereken bir diğer konu ise bebekleri ve çocukları beyin travmasına karşı korumak gerekliliğidir.

Çocuk büyüdükçe ne olur?

Serebral palsili bir çocuğun geleceğine yaklaşımda, normal bir çocukta olduğu gibi olumlu olmak çok önemlidir. Sağlıklı bir çocukta olduğu gibi serebral palsili çocuğun da yeteneklerini belirlemek gereklidir. Aile gerçekçi veya hayalci yaklaşımlarda bulunabilir. Anne ve babanın gerçekçi amaçları benimsemesi profesyonel yardımla mümkün kılınabilir. Zaman zaman ebeveyn ve sağlık çalışanları arasındaki iletişimlerde bozulmalar oluşabilir. Ebeveyn, hekim ve çocuğun eğitmeni arasındaki ilişki düzgün olmalı ve çocuğun maksimal fonksiyonuna erişebilmesi için tüm olanaklar sağlanmalıdır.

Serebral palsiliyim. Bu hastalık çocuğuma geçer mi?

Hayır. Serebral palsinin bulaşıcı olan bir formu yoktur. Serebral palsili ebeveynden bu hastalık çocuklarına geçmez. Buna ek olarak serebral palsi hastalığı, hamile serebral palsili kadının normal bir hamilelik sürdürmesini etkilemeyecek, hamilelik ve doğum sırasında artmış komplikasyon riski oluşturmayacaktır.