Anabilim dalımız, Prof. Dr. Tali Ural tarafından 1966’ da kurulmuştur.. İlk olarak Erzurum Numune Hastanesi bünyesinde faaliyetine başlamıştır. 1977 yılında, halen hizmet verdiği Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne taşınmıştır. Prof. Dr. Tali Ural’ın emekliliğinden sonra 1994 yılında Prof. Dr. Süleyman Şirin, 2000 yılında Prof. Dr. Yavuz Sütbeyaz, 2006 yılında Prof. Dr. Enver Altaş Anabilim Dalı Başkanlığı görevini sürdürmüştür. 2014 yılı itibariyle Anabilim Dalı Başkanlığı görevini Prof. Dr. Bülent Aktan yürütmektedir.

       Anabilim dalımız halen iki profesör, altı doçent, bir uzman ve onbir asistan kadrosuyla hizmet vermektedir. Birimimizde 43 yıldır asistan eğitimi verilmektedir. Anabilim dalımız asistan eğitiminde, Türk Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu Eğitim Kurumları ve Programları Değerlendirme Komisyonunun hazırlamış olduğu Uzmanlık Çekirdek Eğitimi Programı (UÇEP)’i 2007 yılından itibaren uygulanmaktadır.

     Öğretim Üyeleri

  1. Prof. Dr. Bülent AKTAN
  2. Prof. Dr. Özgür YÖRÜK
  3. Doç. Dr. Arzu TATAR
  4. Doç. Dr. Muhammed Sedat SAKAT
  5. Doç. Dr. Vahit MUTLU
  6. Doç. Dr. Korhan KILIÇ
  7. Doç. Dr. Mustafa Sıtkı GÖZELER
  8. Doç. Dr. Zülküf KAYA
  9. Dr.Öğr.Üyesi. Abdulkadir ŞAHİN

 

     Asistan Doktorlar

Arş. Gör. Dr. Faruk ÖZER
Arş. Gör. Dr. Merve Zeynep KODAY ERBAY
Arş. Gör. Dr. Atakan SARIGÜL
Arş. Gör. Dr. Hakan TAŞKIRAN
Arş. Gör. Dr. Azra MEHRNOOSH
Arş. Gör. Dr. Selvi Sümeyye ÖZLÜ
Arş. Gör. Dr. Hasan Bera UÇAR
Arş. Gör. Dr. Hamdi Talha ÇALIŞKAN
Arş. Gör. Dr. Bedia BULUT
Arş. Gör. Dr. Abdulkerim YILDIZ
Arş. Gör. Dr. Sadi Taha AKTAŞ
Arş. Gör. Dr. Ebubekir Taha BUĞUR
Arş. Gör. Dr. Cafer Tayyar EYVAZ
Arş. Gör. Dr. Berkay BOY
Arş. Gör. Dr. Sedat BATMAN
Arş. Gör. Dr. Muhammed YILDIRIM
Arş. Gör. Dr. Yakup TEMEL
Arş. Gör. Dr. Tuncay DEMİR

 

       Kliniğimiz geniş bir hasta popülasyonuna hizmet vermektedir. Servisimizdeki yatak sayısı 36 olup doluluk oranı %95’dir. Yıllık poliklinik sayımız ortalama 52.000, yıllık ameliyat sayımız ortalama 2800`dür. Tanı ve Tedavi Üniteleri olarak; BERA, otoakustik emisyon, odyometri, immitansmetre testleri yapılabilmektedir. Akustik rinometri, rinomanometri, fleksibl ve rijid endoskopik muayeneler kliniğimizde kullanılan diğer tanı araçlarıdır. Ameliyatlarımız her gün 2 oda olacak şekilde merkez ameliyathanede yapılmaktadır. Kliniğimizde; endoskopik ve endoskopik olmayan sinüs cerrahileri, rinoplasti, kronik otit cerrahileri, stapez cerrahisi, fasial sinir cerrahisi, maksillo-fasiyal cerrahiler, horlama ve uyku apnesi cerrahileri, tiroid cerrahisi ile larinks (gırtlak), farinks (yutak), oral kavite (ağız içi ve etrafı), tükrük bezi ve tiroid kanserlerinde radikal ve fonksiyonel kanser cerrahileri yapılmaktadır.

İşitme Kayıpları

Tanım

       İşitme kaybı; kulağın, doğuştan yada sonradan, ses duyma özelliğini tamamen veya kısmen kaybetmesi durumudur.

Nedenleri

       İşitme kayıpları, konjenital yani doğumda var olan ve akkiz yani sonradan kazanılan olarak ikiye ayrılabilir. Konjenital işitme kayıpları da genetik geçişli olmayan ve genetik geçişli olanlar olmak üzere ikiye ayrılabilir.

       Genetik geçişin olmadığı konjenital işitme kayıplarına; erken doğum, düşük doğum ağırlığı, bebeğin anne karnında geçirdiği enfeksiyonlar sebep olabilir. Genetik geçişli işitme kayıpları ise down sendromu, pendred sendromu, usher sendromu gibi sendromlarla birlikte görülebileceği gibi sendromlardan bağımsız olarak da görülebilir.

       Akkiz işitme kayıplarına neden olan pek çok sebep ve hastalık bulunmaktadır. Sebepler arasında Otoskleroz(iç kulak kireçlenmesi), Meniere , akustik nörinom gibi hastalıklar, iç kulağa hasar verdiği bilinen bazı ilaçların kullanımı, kulak enfeksiyonları, yaşlanmaya bağlı işitme kayıpları, yüksek seviyede gürültüye uzun süre maruz kalmak, ani darbeler ve patlama seslerine maruz kalmak sayılabilir.

Belirtileri

  1. Kalabalık ve gürültülü ortamlarda bulunma isteğinde azalma
  2. Toplum içerisinde konuşmaktan kaçınma
  3. Telefon, televizyon gibi cihazların sesini yükseltme isteği
  4. Kulakta çınlama hissi
  5. Bebeklerde seslere tepkisizlik ve yüksek sesle ağlamak
  6. Çocuklarda seslere tek tarafa bakarak tepki vermek, konuşma ve dil gelişiminde gerileme

Tanı

       Hastadan alınan hastalıkla ilgili öyküsü, fizik muayenesi, işitme testleri ve radyolojik tetkikleri birlikte değerlendirilerek tanı konulur.

       İşitme kayıplarının derecelendirilmesi odyometre (işitme testi) gibi odyolojik testler kullanılarak yapılır. Farklı frekanslardaki sesler kişiye kulaklıkla dinletilerek kişinin duyduğu frekans odağı ve işitme seviyesi belirlenir.

Tedavi

       İşitme kaybının tedavisi altta yatan nedene yöneliktir. İşitme kaybı tedavilerinde bazı bireyler için uygun yöntem, ilaç tedavisi ve/veya cerrahi işlem olabilirken bazıları için işitme cihazı gibi rehabilitatif uygulamaların yapılması gerekmektedir.

Kulak Çınlaması (Tinnitus)

Tanım

       Kulak çınlaması; herhangi bir sesli uyaran olmaksızın ses algılanmasıdır.

Nedenleri

       Bir hastalık değildir pek çok hastalığın bulgusu olarak ortaya çıkabilen bir semptomdur. Tinnitus bazen ateroskleroz, orta kulak kaslarının anormal kontraksiyonları gibi vücuttaki anatomik bir varyasyondan dolayı kulakta herhangi bir problem olmaksızın ortaya çıkabilir. Ancak çoğunlukla buşon(kulak kiri) gibi dış kulak yolunu ilgilendiren hastalıklar, kulak zarı kireçlemesi, otoskleroz yada orta kulak iltihabı gibi orta kulağı ilgilendiren hastalıklar, yüksek sese maruziyet, iç kulağa zarar veren bazı ilaçların kullanımı, yaşlılığa bağlı iç kulak fonksiyonlarının etkilenmesi yada meniere hastalığı gibi iç kulağı ilgilendiren hastalıkların belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Ayrıca şeker hastalığı, yüksek kan kolesterol düzeyleri, tiroid hormon bozuklukları gibi metabolik hastalıklar da kulak çınlamasının nedeni olabilmektedir.

Belirtileri

       Hastalar ıslık sesi, zil sesi, musluk sesi, motor sesi ve televizyon vınlamasına benzeyen sesler duyduğunu ifade eder. Tek taraflı çift taraflı yada kafanın içinde ses algılanması olarak hissedilebilir. Semptomun şiddetine ve süresine bağlı olarak hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde azaltabilir.

Tanı Ve Tedavi

       İşitme testleri, kan testleri, radyolojik tetkikler tinnitusa neden olan problemin belirlenmesinde önemlidir. Hastada tinnitusa neden olan patolojinin saptandığı durumlarda bu hastalığa yönelik tedavilerin uygulanması tinnutus içinde faydalı olacaktır. Örneğin anemi nedeniyle tinnitusu olan hastanın anemisinin düzeltilmesi yada kulak kiri olan hastanın kulak kirinin alınması tinnitusuda düzeltecektir. Ancak yaşlılığa bağlı tinnitus gibi tedavisi günümüzde mümkün olmayan durumlarda tedavide amaç tinnitusu ortadan kaldırmaktan çok hastaların çınlama seslerini daha az önemsediği yada seslerden daha az etkilenmesini sağlayacak tedavi yöntemlerini uygulamaktır. Bunun için eğer tinnitusunuz varsa sessiz ortamlarda bulunmaktan kaçınmak, kulağınızdaki çınlamayı duymanızı engelleyecek hoşunuza giden bir müzik dinlemek faydalı olabilir. Uykusuzluk, koyu çay, kahve gibi uyaranları azaltmanızın da faydası olabilir. İşitme cihazları, eşlik eden duyma zorluğu olan bireylerde tercih edilebilir. Sessiz ortamlarda yumuşak bir ses üreterek daha iyi duymayı sağlayan maskeleyici özellikli işitme cihazları bu amaçla kullanılmaktadır. Pisikoterapi, hipnoz, meditasyon, gevşeme egzersizleri de faydalı olabilir. Bir tür davranışsal terapi yöntemi olan tinnitus retraining terapi ve transkranyal manyetik stimülasyon tedavileri kullanılan diğer tedavi yöntemleridir. Tinnutus için günümüzde etkinliği saptanmış bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır.

Vertigo

Tanım

       Hastalar tarafından dengesizlik, sersemlik, göz kararması hafif ya da şiddetli dönme olarak farklı şekillerde ifade edilebilir. Aslında bu bir hastalık değil, bir semptomdur. İnsanda denge; beynin, gözlerden, iç kulaktaki denge merkezlerinden, kas, eklem ve tendonlardan iletilen vücut pozisyonu ile ilgili bilgileri toplayıp işlemesiyle sağlanmaktadır. Bu organlardan herhangi birinin anormal fonksiyonu kişide denge kaybına sebep olabilir. Vertigolar periferik vertigo ve santral vertigo olarak ikiye ayrılmaktadır. Periferik vertigo, iç kulağınızda dengeyi kontrol eden bir sorunun sonucudur. Merkezi vertigo beyninizdeki veya beyin sapınızdaki problemleri ifade eder. Bu nedenle öncelikle denge bozukluğuna neden olan patolojinin kaynağının belirlenmesi önemlidir. Çünkü santral kaynaklı (beyin ve beyin sapı) bir denge bozukluğu çok daha acil ve hayati tehlikesi olan beyin kanaması, anevrizma, tümor gibi hastalıklarla ilişkili olabilir.

       Aslında santral kaynaklı baş dönmeleri genellikle dengesizlik, sersemlik gibi daha hafif belirtilerle ortaya çıkarken vertigo daha ziyade kulaktaki dengeyle ilgili sistemlerle ilgili patolojilerde ortaya çıkmaktadır. Vertigo dönme ilizyonu olarak tanımlanmaktadır. Yani kişi dönmediği halde gözleri açıkken çevresinin döndünü gözleri kapalıyken kendisinin döndüğünü hissetmektedir. Kulaktaki denge sistemleri ile ilgili vertigoya işitme kaybı, kulaklarında çınlama, gözlerin odaklanma zorluğu gibi belirtiler eşlik edebilir.

1) Periferik vertigo nedenleri

  • Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV)

       BPPV, periferik vertigo’nun en yaygın şekli olarak kabul edilir. Halk arasında kulak kristallerinin hareket etmesi olarak da bilinmektedir. Hastalar baş ve gövdenin ani hareketi ile başlayıp yaklaşık 1 dakika süren şiddetli baş dönmesi atakları tarifler. Bulantı eşlik edebilir. Hastalar ataklar arasında rahattır. Kuvvet ve his kaybı, yüz felci, bilinç bozukluğu gibi nörolojik bulgular eşlik etmez. Genç ve orta yaş grubunda yaygındır. Yarım daire kanalları adını verdiğimiz denge organımızın içine, iç kulaktan kristallerin kaçması sonucu meydana gelir. Kristallerin belirli manevralarla tekrar yerine oturtulması ile hastanın şikayetleri geriler .

  • Meniere hastalığı

       Baş dönmelerinin süresi birkaç dakika ile 24 saat arasında değişir. Ataklarla seyreder ve daha sıklıkla 2-3 saat süren ataklar gözlenir. Orta yaş grubu kadınlarda yaygındır. Ataklar halinde baş dönmesi, işitme sorunları, kulakta çınlama ve kulakta dolgunluk hissi ile karakterizedir. Hastalığın temelinde iç kulaktaki endolenf sıvısının fazlalığı ve basınç artışı rol oynar. Başlıca tedavisi hastaya tuzsuz diyet önerilmesi, kafein ve çay tüketiminin kısıtlanması, sigara ve alkol kullanımının kısıtlanmasıdır. Ayrıca atakların sıklığını azaltmak amacıyla ilaç tedavileri düzenlenir. Bu önerilerden fayda görmeyen hastalara orta kulağa ilaç enjeksiyonu uygulanabilir.

       Toplumda; baş ağrısı ve baş dönmesinin birlikte izlendiği meniere ve migren hastalığının bir arada olduğu tablo da sık olarak görülür. Bu hastalarda öncelikli tedavi migrene yönelik ilaç tedavisidir.

  • Labirentitler

       İç kulak iltihabıdır. Ciddi işitme ve denge kayıplarının gözlendiği bir hastalık tablosudur. Ateş ve kulak ağrısı gibi diğer semptomlarla birlikte ortaya çıkabilir.

  • Vestibüler nöronit

       Bu tip vertigo aniden başlar ve şiddetli bulantı ve kusmaya neden olabilir. Vestibüler nöronit, dengeyi kontrol eden vestibüler sinire yayılan bir enfeksiyonun sonucudur. Bu durum genellikle soğuk algınlığı veya grip gibi viral bir enfeksiyonu takip eder. İlaç tedavisi ile baş dönmesi hafifletilir. İki aya kadar tamamen iyileşirler.

Periferik vertigo Tanısı

       Periferik vertigo olup olmadığınızı doktorunuz hastalık hikayenizin sorgulayıp takiben yapacağı fizik muayene ve denge testleri sonucunda koyacaktır. Doktorunuz ayrıca videonistagmografi gibi ileri denge testlerinizi ve işitme testlerinizi isteyebilir. Gerekli gördüğü takdirde diğer vertigo nedenlerini dışlamak için beyninizin ve boynunuzun görüntülemesine yönelik(MRI taraması gibi) tetkiklerinizi de isteyebilir.

3) Periferik Vertigo Tedavisi

       Tedavi yukarıda vertigoya neden olan hastalıklar içinde kısaca bahsedilmiştir.

Burun Tıkanıklığı

       Burun, insan vücudundaki önemli organlardan biridir. İç kısımda yer alan tüyler, dışarıdan gelebilecek mikropları yakalar ve mukus sıvısı desteği ile alınan havanın ısıtılarak akciğerlere gönderilmesini sağlar. Burundan normal nefes alabilmek, akciğer ve kalp sağlığı başta olmak üzere, uyku kalitesi, koku duyusu, tat duyusu ve daha birçok sistemin düzenli çalışması için gereklidir.

       Burun tıkanıklığı ile birlikte hastaların hayat kalitesi ciddi oranda bozulmaktadır. Özellikle uyku esnasında nefes almakta güçlük çeken kişi istemsiz bir şekilde ağzını açacak ve nefes alışverişini bu şekilde sağlayacaktır. Bu durum uykunun bölünmesine, horlamalara ve ağız kokusu ile birlikte ağır kuruluğuna da sebep olabilmektedir.

Nedenleri

       Rhinosinüzit enfeksiyonları, alerjik ve vazomotor rinitler, burun kemik ve kıkırdak yapısındaki eğrilikler ve burun eti şişmesi burun tıkanıklığının en önemli nedenlerindendir.

· Kıkırdak ve Kemik Eğrilikleri

       Halk arasında burun veya kemik eğriliği olarak bilinen “Septum Deviasyonu” burun tıkanıklığının yaygın sebeplerindendir. Septum, burunda iki burun boşluğunu birbirinden ayıran orta bölmedir.

       Doğumda var olan eğriliklerin yanı sıra buruna alınacak bir darbe ile de bu tür eğrilikler meydana gelebilir. Kemik ve kıkırdak eğrilikleri, farklı şiddetlerde tıkanıklık yapabilirler. Hafif düzeydeki eğrilikler sorun oluşturmazken ileri düzeyde bir eğrilik burun tıkanıklığına sebep olacaktır. Bu durumda “septum deviasyon ameliyatı” gerekebilir. Septum deviasyonunun tanısı için fizik muayene yeterli olmaktadır.

  • Burun Eti Şişmesi (Konka Hipertrofisi)

       Konkalar burundan solunan havanın ısıtılmasını, nemlendirilmesini sağlar ve burun solunumunun düzenlenmesinde aktif rol oynar.
Konka hipertrofisi (burun eti büyümesi) en sık allerjisi olan ve septum deviasyonu (burun orta bölmesi eğriliği) bulunan kişilerde ve gebelik sırasında görülmektedir. Konka hipertrofisinin tanısı için fizik muayene yeterli olmaktadır.

       Konkalarla ile ilgili olarak karşılaşılan diğer bir patoloji de “konka bülloza” adı verilen konkanın kemik yapısının içinde hava olmasıdır. Çok küçük olduğunda herhangi bir problem oluşturmaz ancak burun pasajını ileri derecede daraltarak burun tıkanıklığına sebep olabilecek büyüklükte de olabilir. Ayrıca konka bülloza ileri derecede büyükse sinüslerin açıldıkları delikleri daraltarak tekrarlayan sinüzitlere neden olabilir. Konka bülloza fizik muayeneyle saptanabildiği gibi kesin tanı için çoğu zaman tomografi çekilmesini gerektirir. Tomografi ayrıca hekime sinüslerin durumu ile ilgili bilgi vererek tedavi planlamasında da yardımcı olur.
Konka hipertrofilerinin tedavisi amacıyla günümüzde pek çok tedavi yöntemi kullanılmaktadır. Öncelikle ilaç tedavisi kullanılır cevap alınamadığı durumlarda radyofrekans, argon plazma ile küçültme, krioterapi (dondurarak) ile küçültme, keserek çıkartma gibi yöntemler kullanılabilir. Özellikle konka hipertrofisi bulunan alerjik kişilerde kortizon içeren burun spreyleri ile yapılan tedaviler konka boyutunda ve hastanın şikâyetlerinde önemli ölçüde azalma sağlayabilir.

       Konka büllozada ise hastada burun tıkanıklığı veya sinüzit gibi herhangi bir şikayeti yoksa tedaviye gerek yoktur. Ancak burun tıkanıklığı ve/veya kronik sinüzite neden olduysa cerrahi müdahale gerektirir.

  • Rinit(nezle)

       Rinit (nezle) burun işlevlerinin bozulmasına neden olarak kişilerin yaşam kalitesini bozan ve sık görülen burun tıkanıklığı sebeplerindendir. Ayrıca rinit bir çok hastalığın (astım, rinosinüzit ve orta kulak iltihabı) ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Belirtileri; burunda, damakta, boğazda ve gözlerde kaşıntı, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, hapşırık, göz altlarında morluk ve gözlerde sulanmadır.

Rinitler alerjik ve alerjik olmayan rinitler olarak ikiye ayrılabilir.

       Alerjik rinit mevsimsel (saman nezlesi) olabilir. Bu durumda hastalık belirli dönemlerde özelikle polen sezonlarında ortaya çıkmakta sezonun bitmesiyle hastalık semptomları rahatlamaktadır. Perennial (yıl boyu) alerjik rinit ise daha çok ev içi alerjenlerine (ev tozu akarları, evcil hayvan alerjenleri, mantar sporları gibi) karşı gelişir ve hastaların semptomları yıl bouyunca devam eder.

       Riniti olan hastaların üçte biri ise alerjik değildir. Bulguları alerjik nezleye benzerlik gösterir. Isı veya nem değişikliği, sigara dumanı ve keskin kokular (parfüm dahil) şikayetlerin başlamasına sebep olabilir. Ayrıca duygusal durum değişikliklerinde de nezle şikayetleri başlayabilir. Bu nezle türü vazomotor nezle olarak adlandırılmaktadır.

       Bazen hormonal nedenler ile rinit semptomları ortaya çıkabilir. Gebelikte, ergenlik döneminde, adet dönemlerinde veya hipotiroidi durumlarında hormonal değişiklikler nedeniyle ortaya çıkar. En önemli belirtisi burun akıntısı, hapşırık, ggöz yaşarması olmadan ciddi burun tıkanıklığıdır.

       Alerjik rinitte allerjiye neden olan tetikleyici ajanlardan uzak durmak tedavinin ilk ve en önemli basamağını oluşturur. Rinit tedavisinde antihistaminik ilaçlar (ağızdan ve sprey), kortizonlu spreyler, montelukast ve tuzlu su kullanılır. Burunda tıkanıklğının fazla olduğu hastalarda dekonjestanlar kısa süreli kullanılabilir. İmmünoterapi (aşı tedavisi) alerjik rinit tedavisinde kullanılabilir Ancak tedavinin başarısı için iyi seçilmiş uygun hastalarda uygulanmalıdır. Allerjik olmayan diğer rinitlerde de kortikosteroid içeren burun spreyleri fayadalı olmaktadır.

  • Sinüzit

       Burun çevresinde konumlanmış olan kemiklerin iç kısmında hava boşlukları bulunur ve bu hava boşluklarına sinüs adı verilir. Sinüzit, sinüslerin boşalmasını sağlayan yolların tıkanması sonucu sinüs boşluklarının viral, bakteriyel veya mantar gibi patojenlerle iltihaplanmasıdır. Semptomlar 2 haftadan daha kısa ise akut sinüzit, 2 ile 12 hafta arası ise subakut sinüzit, 12 haftadan daha uzun sürerse de kronik sinüzit olarak isimlendirilir.

       Göz ve çevresinde oluşan şişkinlik hissi ve baş ağrısı, yüzde oluşan basınç hissi, burun tıkanıklığı, 1-2 hafta devam eden öksürük, yanak kemiklerinde oluşan hassasiyet ve ağrı, ağız kokusu, koku ve tat almada bozukluk, hafif ateş, koyu kıvamlı ve yeşil renkli burun akıntısı sinüzitin karakteristik belirtileridir.

       Tanı için genellikle hasta hikayesinin dinlenmesi ve muayene yeterlidir. Radyolojik tetkik özelliklede bilgisayarlı tomografi, ilaç tedavisine yanıt vermeyen, kronikleşmiş sinüzitlerde ve polipli sinüzitlerde ameliyat öncesi gerekmektedir.

       Akut sinüzitlerin çok büyük bir kısmı viraldir. Bu nedenle tedavide; burun tıkanıklığını azaltmak ve alerji semptomlarının eşlik ettiği durumlarda alerjiyi kontrol altına almak amacıyla ilaç tedavisi kullanılabilir. Viral sinüzitlerde antibiyotik tedavisi kullanılmamaktadır. Ancak hekiminiz bakterileriel sinüzit bulguları saptarsa tedavinize 10-14 günlük antibiyotik tedavisi ekleyebilir. Kronik sinüzitlerde bu süre daha uzundur. Tedavinin başarısız olduğu durumlarda cerrahi müdahale planlanır. Fonksiyonel Endoskopiksinüs cerrahisi sinüzit ameliyatları için günümüzde tercih edilen yöntemdir. Bu cerrahi işlem, dışarıdan bir kesi yapılmadan, burun içinden endoskop denilen kameralar eşliğinde yapılmaktadır. Cerrahi ile hastalıklı dokular ve iltihap temizlenmekte sinüslerin ağzı açılarak sinüslerin yeniden havalanması sağlanmaktır.

Tanı Yöntemleri

       Burun tıkanıklığını teşhis etmek, belirtiler ele alınarak değerlendirildiği takdirde çok kolaydır. Ses kalitesinin bozulması, ağız kuruluğu ve ağzın sürekli açık olarak uyunması gibi belirtiler, hastalığı teşhis etme konusunda doktorlara büyük ölçüde yardımcı olmaktadır. Yapılacak fizik muayene ve radyolojik tetkikler neticesinde de hastalığa neden olan asıl sebepler tespit edilerek uygun tedavi yöntemi seçilebilmektedir.

Tedavisi

       Tedavi tıkanıklığa neden olan hastalığa göre planlanmaktadır. Hastalık başlıkları altında uygulanan tedavi yöntemlerini görebilirsiniz.

Baş ve Boyun Kanserleri

       Baş ve boyun kanseri, ağız, boğaz, burun, tükürük bezleri veya baş ve boynun diğer bölgelerinde gelişen kanseri tanımlamak için kullanılan bir terimdir.

       Baş ve boyun kanserleri, vücudun içinde meydana geldikleri kısma göre sınıflandırılır. Risk faktörleri, tanı ve tedavi, hastalığın alt tipine bağlı olarak değişebilir. Bazı baş ve boyun kanseri türleri şunları içerir:

  1. Larinks(Gırtlak) ses kutusu olarak da adlandırılan bu tüp şeklindeki organ nefes alma, konuşma ve yutma ile ilgilidir. Laringeal kanser, baş ve boyun kanserinin en yaygın formlarından biridir.
  2. Nazofaringeal(Geniz) kanser, burun arkasındaki üst kısmı olan nazofarenkste kanser hücreleri büyüdüğünde gelişen bir baş boyu kanseri türüdür. Bu tür kanser nadirdir. Nazofaringeal kanser nadir olmakla birlikte, hastalık tipik olarak erken evrelerinde semptomlara neden olmadığı ve semptomları diğer, daha yaygın durumların semptomlarını taklit edebileceği için, genellikle hastalığın daha geç evrelerinde tespit edilir.
  3. Hipofarenks(yutak), gırtlağı çevreleyen boğazın alt kısmıdır. Hipofaringeal kanser bir tür baş boyun kanseridir.
  4. Kanser, burun boşluğu ve paranazal sinüsler adı verilen burun boşluğunu çevreleyen hava dolu alanlarda da gelişebilir. Burun boşluğu ve paranazal sinüs kanseri nadirdir.
  5. Tükürük bezi kanseri, yiyecekleri parçalamaktan sorumlu tükürüğü üreten bezlerde bulunur. Tükürük bezi kanseri nadirdir.
  6. Ağız Boşluğu Kanserleri dudakları, dudak ve yanakların iç döşemesini, dişleri, diş etlerini, dilin önünü, ağzın tabanını ve ağzın çatısını içerir. Oral kanser erkekler arasında en yaygın dokuzuncu kanserdir.
  7. Ağız arkasındaki boğazın bir parçası olan orofarenksde orofaringeal kanser oluşur. Orofarinks, dilin tabanını, ağzın çatısının arkasını, bademcikleri ve boğazın yan ve arka duvarlarını içerir. İnsan papilloma virüsü (HPV), ayrıca tütün ve alkol kullanımı, bir kişinin orofaringeal kanser riskini artırabilir.

Baş Ve Boyun Kanseri Nedenleri

       Birçok kanser türünde olduğu gibi, belirli çevresel faktörlere maruz kalan veya tütün ve alkol kullanımı gibi belirli yaşam tarzı davranışları olan hastalar için baş ve boyun kanseri gelişme riski daha yüksek olabilir. İnsan papilloma virüsü (HPV) ile enfekte olan insanlar bazı boğaz ve ağız kanserleri için daha yüksek risk altındadır. HPV son yıllarda, özellikle 40 ve 50 yaşlarındaki insanlar arasında yükseliştedir.

Baş ve boyun kanseri için risk faktörleri şunları içerir:

  1. Sigara Kullanımı: Bu, baş ve boyun kanseri için en büyük risk faktörüdür. Pasif içicilik de riski artırabilir. Tütün çiğneme ağız boşluğu kanseri ile ilişkilendirilmiştir.
  2. Alkol: Aşırı içme, ağız, yutak, gırtlak ve yemek borusu kanserleri için ikinci en büyük risk faktörüdür.
  3. Cinsiyet: Erkeklerin kadınlarda baş ve boyun kanseri geliştirme olasılığı iki ila üç kat daha fazladır.
  4. Yaş: Baş ve boyun kanseri 50 yaş üstü kişilerde daha yaygındır.
  5. Güneşe maruz kalma: Uzun süre güneşe maruz kalmak dudak kanseri riskini artırabilir.
  6. Radyasyon tedavisi: Özellikle baş ve boyun bölgesinde uygulanan yüksek dozda radyasyon tedavisi, bu tip kanser gelişme riskini artırabilir.
  7. Beslenme: Yetersiz beslenme ve vitamin eksiklikleri riski artırabilir.

Baş Ve Boyun Kanserinin Belirtileri

       Bu kanserin belirtileri kanserin nerede geliştiğine ve nasıl yayıldığına bağlıdır.

       Örneğin, gırtlak veya ağız içindeki tümörler boyunda bir yumru olarak ortaya çıkabilir. Ağızdaki kanser, ağızda yaralara neden olabilir. Baş ve boyun kanserinin fiziksel belirtilerine ek olarak, bu tümörler soğuk algınlığı gibi daha az ciddi koşullara benzer semptomlara neden olabilir. Ses değişiklikleri, boğaz ağrısı veya öksürükteki değişiklikler gırtlak kanseri belirtileri olabilir. Kulaklarda ağrı veya çınlama da bazı baş ve boyun kanserlerine eşlik edebilir.Baş ve boyun kanseri tümörlerinin bazı yaygın belirtileri şunlardır:

  1. Burun, boyun veya boğazda, ağrılı veya ağrısız bir yumru
  2. Kalıcı bir boğaz ağrısı
  3. Yutma sorunu (disfaji)
  4. Açıklanamayan kilo kaybı
  5. Sık öksürük
  6. Ses değişikliği veya ses kısıklığı
  7. Kulak ağrısı veya işitme sorunu
  8. Baş ağrısı
  9. Ağızda kırmızı veya beyaz bir yama
  10. Hijyenle açıklanamayan kötü nefes kokusu
  11. Burun tıkanıklığı
  12. Sık burun kanamaları veya olağandışı akıntı
  13. Nefes darlığı

Baş Ve Boyun Kanserinde Tanı

       Kapsamlı ve doğru bir kanser teşhisi, tedavi planının geliştirilmesinde ilk adımdır. Cerrah, radyolog, patolog ve onkologdan oluşan uzman ekipler, baş ve boyun kanserini teşhis etmek, hastalığı değerlendirmek ve kişiselleştirilmiş tedavinizi planlamak için tasarlanmış bir dizi test ve araç kullanacaktır. Tedaviniz boyunca, tümörlerin boyutunu izlemek, tedaviye yanıtınızı izlemek ve gerektiğinde tedavi planınızı değiştirmek için görüntüleme ve laboratuvar testleri kullanacaklardır.

Baş ve boyun kanserini teşhis etmek için kullanılabilecek muayene ve görüntüleme yöntemleri şunlardır:

  • Endoskopi

       Bu prosedür doktorların baş ve boynu içeriden incelemesine izin verir. Bir endoskop ağız veya buruna sokulabilir, böylece doktor baş ve boyun bölgesinde gırtlak ve burun arkası gibi görülmesi zor bölgeleri inceleyebilir. İşlem sırasında tümörler bulunursa, doktor biyopsi için örnekler çıkarabilir.

  • Panendoskopi

       Bu, doktorunuz baş ve boyun kanseri olduğundan şüpheleniyorsa kullanılan bir prosedürdür. Panendoskopi, üst sindirim sistemini(yemek borusu) de içerecek şekilde burnun, genizin, ağzın, gırtlağın incelenmesine imkan sağlayan bir tanı testidir. İşlem sırasında tümörler bulunursa, doktor biyopsi için örnekleri çıkarabilir.

  • Biyopsi

       Baş ve boyun kanseri tanısını kesin olarak destekleyen tek test biyopsi dir. Biyopsi, kanser tedavisi başlamadan önce kanser şüpheli alandan alınan doku veya hücre örneğidir. Baş boyun kanserlerinin teşhisinde tipik olarak kullanılan biyopsilerin türleri şunlardır:

       İnce ve kalın iğne biyopsisi: Burada, bir tümör veya yumrudan hücreleri çıkarmak (aspire etmek) için bir şırıngaya bağlı ince bir iğne kullanılır.

       İnsizyonel biyopsi: Anormal görünümlü bir alandan küçük bir doku parçası çıkarılır. Anormal bölgeye kolayca erişilirse, numune doktorunuzun ofisinde alınabilir. Tümör ağız veya boğazın içinde daha derinse, genel anestezi uygulanarak ameliyathanede yapılması gerekebilir.

  • Görüntüleme Yöntemleri

Baş ve boyun kanserini teşhis etmek için kullanılan görüntüleme testleri şunları içerir:

Röntgen

Kanserin akciğerlere yayılıp yayılmadığını belirlemek için göğsün görüntüleri alınabilir..

       Bilgisayarlı tomografi (BT) taraması: BT taraması, tümörün boyutu, şekli ve pozisyonu hakkında bilgi sağlayabilir ve kanser hücreleri içerip içermediklerini belirlemek için genişlemiş lenf düğümlerinin belirlenmesine yardımcı olabilir.

       Manyetik rezonans görüntüleme (MRI): Baş ve boyun kanseri bölgesini kanser belirtileri açısından incelemek için bir MRI kullanılabilir.

       Pozitron emisyon tomografisi (PET) taraması: Baş ve boyun kanseri teşhisi konan hastalar için, kanserin lenf nodlarına yayılıp yayılmadığını belirlemek ve kanserde keşfedildiğinde orijinal kanser bölgesini belirlemek için bir PET taraması kullanılabilir. Lenf düğümleri veya tüm vücut kanser yayılımı açısından taranabilir.

Baş Ve Boyun Kanserinde Tedavi

       Radyoterapi(ışın tedavisi), cerrahi ve kemoterapi dahil bir dizi tedavinin yanı sıra immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler baş ve boyun tümörlerinin tedavisinde kullanılmaktadır. Baş ve boyun kanseri uzmanlarından oluşan uzman ekibiniz sorularınızı yanıtlayacak ve size hastalığınızın gerekliliklerine göre tedavi seçeneklerini önerecektir.

Her burun tıkanıklığı ameliyat gerektirir mi?

       Hayır gerekmez. Burun tıkanıklıklarında tedavi tıkanıklığa neden olan hastalığa göre planlanmaktadır. Burun tıkanıklığı başlığı altında belirtildiği üzere alerjik rinitli hastalarda ilaç tedavisiyle çok başarılı sonuçlar alınabilirken burun eğriliklerinde ameliyat gereklidir.

Burun kemik eğriliği nedeniyle ameliyat olunca burun tıkanıklığı tekrarlar mı?

       Başarılı bir ameliyat sonrası burnunuza ciddi bir darbe almadığınız takdirde burun eğriliğiniz tekrarlamaz ve burun tıkanıklığı yenilemez. Ancak burun etlerine yönelik yapılan müdahalelerde özellikle alerjik bir durumunuz varsa burun etleriniz yeniden büyüyerek burun tıkanıklığına sebep olabilir.

Burun tamponu kullanmadan burun ameliyatı yapılabilir mi?

       Günümüzde hem burun orta bölmesine ait eğriliklerin düzeltildiği cerrahi işlemler hem burun etlerine yönelik ameliyatlarda ve hem de sinüzit ameliyatlarında çoğunlukla tampon kullanılmamaktadır. Bazı kanama şüphesi olan hastalarda ve çoklu cerrahi işlem uygulanan hastalarda burun içinde yapışıklık oluşmasını önlemek amacıyla burun tamponu kullanılmaktadır. Ancak günümüzde kullanılan tamponlar hem takılması hem çıkarılması son derece kolay olan tamponlardır.

Burun tıkanıklığım için ameliyat olursam horlamam geçer mi?

       Horlama çok yönlü değerlendirilmesi gereken bir hastalıktır. Uykuda solunum durması şikayeti ile birlikte olduğunda ciddi kalp hastalıkları, inme gibi hastalıklara zemin hazırlar. Bu nedenle horlamanın şiddetinin ve sebebinin saptanması önemlidir. Horlama obezite, yumuşak damak, burun, gırtlak, dil ve yüz anomalileri ile ilişkili olabileceği gibi santral yani beyin kaynaklı da olabilir. Bu nedenle sebebin saptanması önemlidir. Bazı durumlarda uykuda solunum durması ve horlama şikayetleri ameliyatla artabilir. Polisomnografi (uyku testi) testi yapılarak hastalığınızın değerlendirilmesi ve muayeneyle tıkanıklığın yerinin saptanması sonrasında ameliyat kararı verilmesi uygun olacaktır.

Uzun süreli burun spreyi kullanabilir miyim?

       Burun spreylerini doktorunuzun önerdiği süre ve şekilde kullanmanız önemlidir. Bazı burun spreylerinin uzun süre kullanımı burun tıkanıklığınızın artmasına ve nefes alabilmek için burun spreyine bağımlı hale gelmenize neden olabilir. Ayrıca doğru şekilde kullanılmayan burun spreyleri burun kanamalarına neden olabilir.

Sinüzit tedavi edilmezse ne olur?

       Sinüzit enfeksiyonları, komşu doku ve kemik yapılarının da enfekte olmasına sebep olabilir. Gözle ilgili komplikasyonlar gelişebilir ayrıca faranjit, larenjit, ses kısıklığı gibi gırtlağı ilgilendiren hastalıkları tetikleyebilir. Hatta şiddetli iltihaplanmaların olduğu durumlarda enfeksiyon beyne gidebilir ve bu durum menenjit ve beyin apsesi gibi ciddi komplikasyonlara sebep olabilir.

Geniz eti ameliyattan sonra tekrarlar mı?

       Hastaların çok büyük kısmında ameliyat yeterli olur ve ikinci bir ameliyat gerekmez. Ancak düşük oranda özellikle küçük yaşta ameliyat olan hastalarda geniz eti yeniden büyüyebilir ve ikinci ameliyat gerekebilir.

Her sinüzit olduğumda antibiyotik kullanmalı mıyım?

       Sinüzitlerin çok büyük kısmı viraldir. Antibiyotik kullanılmamalıdır. Sadece bakteriel olduğu durumda doktorunuzun önerisiyle antibiyotik kullanmalısınız.

Tükrük bezi ameliyatları yüz felci yapar mı?

       Tükrük bezi ameliyatlarında yüz felci geçirme riski vardır. Yüz kaslarımızı çalıştıran sinir yanakta yer alan parotis adı verilen tükrük bezinin içinden geçmektedir. Bu nedenle bu tükrük bezine yapılacak cerrahi işlemlerde geçici veya kalıcı yüz felci olabilir. Eğer tümör iyi huylu ve sinire yapışık değilse risk çok düşüktür.

Boynumdaki lenf bezi kesinlikle kanser belirtisi midir?

       Baş- boyundaki lenf nodu kabalaşmaları çocuklarda çoğunlukla basit bir üst solunum yolu enfeksiyonuna yada doğuştan olan kitlelere bağlı iken yetişkinlerde daha yüksek oranda kanser belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Ancak yinede her lenf bezi büyümesi kanser değildir ve ileri incelemeler gerektirir. Ayrım KBB hekimi tarafından yapılacak muayene, kan tahlilleri, görüntüleme tetkikleri ve gerekirse biyopsi ile yapılabilir.

Gırtlak kanseri ameliyatından sonra konuşulabilir mi?

       Yapılacak ameliyata göre kendi sesinizle veya ses protezleri ile konuşabilirsiniz. Gırtlağın bir kısmının alındığı ameliyatlarda ses kalitesi bozulmakla birlikte kendi sesinizle konuşmanız mümkündür.

Uzun süredir ses kısıklığım var, gırtlak kanseri olabilir miyim?

       İki haftadan uzun süren ses kısıklıklığınız varsa doktorunuza müracaat etmeniz gereklidir. Uzun süreli ses kısıklıkları sesin kötü kullanımına bağlı olarak gelişen nodül, polip gibi iyi huylu kitlelerin belirtisi olabileceği gibi kanser belirtisi de olabilir.