Bölümümüz 1971 yılında Prof. Dr. Fuat Belli tarafından kurulmuş olup; ilk uzman hekim yetiştirmeye 1972 yılında başlamıştır. Bölümümüzde çalışan ilköğretim üyelerimizin yetiştirdikleri doktorlar halen ülkemizde farklı merkezlerde hizmet vermeye devam etmektedirler. Bu özellikleriyle Türkiye psikiyatri tarihinde önemli bir yere sahiptir.  Öncesinde bir çok değerli öğretim üyesinin çalıştığı kliniğimizde daha öncesinde çalışan hocalarımızdan bazılarının adını burada belirtmek isteriz: Dr. Fuat BELLİ, Dr. Güler MOCAN, Dr. Nafiz ULUUTKU, Dr. Hasan KAHYA, Dr. Ramiz BANOĞLU, Dr. İsmet KIRPINAR, Dr. Ali ÇAYKÖYLÜ, Dr. Nazan AYDIN, Dr. Erol OZAN, Dr. Elif ORAL, Dr. Mustafa GÜLEÇ, Dr. Mehmet Fatih ÜSTÜNDAĞ

       Öğretim Üyeleri

  1. Doç. Dr. Halil ÖZCAN (Anabilim Dalı Başkanı)
  2. Dr. Öğr.Üyesi Esat Fahri AYDIN
  3. Dr. Öğr.Üyesi Hacer AKGÜL CEYHUN
  4. Dr. Öğr.Üyesi Serap SARI
  5. Dr. Öğr.Üyesi Fatma TUYGAR OKUTUCU

 

      Asistan Doktorlar

Arş. Gör. Dr. Merve CEYLAN ÇÖREK
Arş. Gör. Dr. Tuğba KOCA
Arş. Gör. Dr. Uğur TAKIM
Arş. Gör. Dr. Duygu DEĞİRMENCİOĞLU
Arş. Gör. Dr. Ece DAĞDEMİR MERSİN
Arş. Gör. Dr. Elif Nur TOPU
Arş. Gör. Dr. Oğuzhan ŞENEL
Arş. Gör. Dr. Merve ÇELİK
Arş. Gör. Dr. Ceren ÖZAĞAÇHANLI
Arş. Gör. Dr. Gonca KOÇER
Arş. Gör. Dr. Hakan Emre BABACAN
Arş. Gör. Dr. Ayşe DUMAN
Arş. Gör. Dr. Esma Ulya AŞIK
Arş. Gör. Dr. Kübra ZİNNUR
Arş. Gör. Dr. Sevim Burcu DEMİRKOL
Arş. Gör. Dr. İbrahim BARİKAN
Arş. Gör. Dr. Oğuz ERÇELİK
Arş. Gör. Dr. Rabia Merve SÖKMEN
Arş. Gör. Dr. Sümeyye Beyza ASLAN
Arş. Gör. Dr. Hatice AVCIOĞLU

 

       Bölümümüz ayaktan ve yatarak tedavi ünitelerinde hemen hemen alanımızla ilgili bütün psikiyatrik hastalıkların (depresyon, bipolar bozukluk, şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, panik bozukluğu ve diğer anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, organik ruhsal bozukluklar ve nörobilişsel bozukluklar, yeme bozuklukları, uyku bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu gibi) tanı, tedavi ve izlemleri yapılmaktadır. Bölümümüzde ilaç tedavilerinin yanında psikoterapiye ihtiyacı olan hastalarımız için öğretim üyelerinin süpervizyonunda araştırma görevlisi ve psikologlar tarafından bilişsel davranışçı terapi, evlilik terapileri ve cinsel terapiler, EMDR, dinamik yönelimli terapiler yapılmaktadır. Bölümümüzde yılda ortalama 5 adet yayın çıkmakta olup; bunun dışında sözel ve poster bildiriler kongrelerde sunulmaktadır. Bunun artması hedeflerimiz arasındadır.

     Panik atak nedir?

      Panik atak; yoğun korku ya da huzursuzluk hissinin eşlik ettiği çeşitli bedensel belirtilerle birlikte aniden ortaya çıkan bir durumdur. Bedensel belirtilerin şiddeti birkaç dakika içinde en üst seviyeye ulaşmakta ve 10-30 dakika boyunca devam edebilmektedir. Panik atak sırasında insanlar şiddetli biçimde “ölme, delirme, kontrolü yitirme” korkusu yaşarlar. Birçok hasta panik atağı sırasında kalp krizi geçirdiğini düşünerek acil servislere başvuruda bulunurlar. Panik atakların tekrarlaması korkusu hastalarda çok sık bulunmaktadır. Panik atak, genellikle herhangi bir belirti vermeden tetikleyici olmadan da ortaya çıkabilir. olmayabilir. Tekrar eden atak durumunda belirli bir tetikleyici neden olabilir (kalabalık içinde bulunmak, konuşma yapmak, kapalı bir ortama girmek, yolculuk yapmak gibi). Panik atak sırasında kişide tehlikede olduğu ve kaçıp kurtulamayacağı hissi eşlik eder. Tedavisinde uygulanan ilaç ve psikoterapiler kliniğimizde yapılmaktadır.

    Depresyon düzelir mi?

    Depresyon yaşam boyu kadınlarda %20-30 erkeklerde %10-15 sıklıkta görülebilen; ilgi istek azalması, zevk alamama, uyku ve iştah değişiklikleri, dikkatte hafızada bozulma gibi belirtilerin görülebildiği bir hastalıktır. Genellikle 3-6 ay kadar sürebilen ataklar halinde seyreden depresyon bazı durumlarda kronikleşip yıllarca da sürebilir ya da düzeldikten sonra tekrar edebilir. Günümüzde uygulanan ilaç, psikoterapi, diğer tedavilerle depresyon tedavisinde günümüzdeki başarı oranları oldukça yüksektir.

     Takıntı geçer mi?

     Takıntı, psikiyatride obsesif kompulsif bozukluk olarak tanımlanan hastalığın belirtilerindedir. Takıntı kişinin aklına istemeden gelen duygu-dürtü-düşüncenin olduğu ve bunları rahatlatmak için zorlantıların olduğu bir durumdur. En sık kirlenme-temizlik, düzen-simetri belirtileri görülmektedir. Tedavide ilaçlar ve psikoterapiler kullanılmakta, hastalık bazen tamamen düzelebilmekle beraber çok sık tekrarlama ve nadiren de düzelmeme görülebilmektedir.

    Stres ile nasıl başa çıkılır?

    Stres, uyum sağlanması ya da tepki verilmesi gerekli herhangi bir tehlike anında vücudun gösterdiği bir reaksiyondur. Kişiyi korumak adına ortaya çıkan stres tepkisi, çok fazla gözlendiğinde yaşam kalitesini bozabilir. Gündelik yaşam içinde bir çok yaşam olayı stres verici olabilir. Değişim ve bu değişime uyum gerektiren durumlarda, mevcut baş etme yöntemleri yetersiz kaldığında stres kaçınılmaz hale gelir. Stres günümüzde psikiyatrik hastalıklar başta olmak üzere birçok hastalığın nedenleri arasında sayılmaktadır. Stresten etkilenme düzeyini azaltabilmek için stres nedenini keşfetmek oldukça önemlidir. Stres belirtilerini tanımak, baş etmenin zorlaştığı durumlarda bir uzmandan yardım almak elzemdir. Gerekli görüldüğü takdirde ilaç tedavileri, psikoterapiler ile stres belirtileri yatıştırılabilir. Stres anında uygulanabilecek nefes ve gevşeme egzersizleri, stresi tetikleyen olay-düşünce-duygu-davranış arasında bağ kurularak düşünce sisteminde olumlu değişimler stresle başetmede etkilidir. Stresle baş etmek için fiziksel egzersiz, sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve dinlenme, sosyal ilişkileri sürdürme, geçmiş ya da geleceğe değil halihazırdaki ana odaklanma uygulanabilecek başlıca yöntemlerdir.

     Ben hiperaktif miyim?

     Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocuklukta başlayan ancak %50 oranında belirtilerin farklılaşarak erişkin çağda da devam ettiği bir psikiyatrik bozukluktur. Erişkinlikte en sık rastlanan belirtiler dikkatini ayrıntılara vermekte zorlanma, aşırı hareketlilik, söylenileni dinlemiyormuş gibi görünme, görevleri düzenlemede zorluk, sık eşya kaybetme, huzursuzluk, sakin bir şekilde oturarak boş zaman geçirememe, sıra beklemekte zorlanma, çabuk sinirlenme ve tepki verme gibi belirtilerle beraber başka psikiyatrik bozuklukların da sıklıkla eşlik ettiği bir durumdur. Tedavisinde ilaç tedavileri ve kişinin yaşamını düzenleme becerileri, zaman yönetimi, organizasyon becerilerini geliştirme gibi yöntemler etkilidir.

       Şok tedavisi nedir, işe yarar mı, hafızayı siler mi?

      Halk arasında şok tedavisi olarak da bilinen “elektrokonvulsif” terapi kişinin alnının her iki tarafından düşük düzeyde elektrik akımı verilip kişinin 30-40 sn süreli yapay epileptik nöbet geçirmesi sağlanan günümüzde genellikle kısa süreli (5 dk kadar) genel anestezi altında uygulanan bir yöntemdir. Depresyon başta olmak üzere, bipolar bozukluk, şizofreni, gebelikte ilaçların kullanımının riskli olduğu durumlarda en az ilaçlar hatta bazen ilaçlardan da etkili bir tedavi yöntemidir. Genellikle 8-15 seans arası haftada 2-3 kez uygulanır. En sık görülen yan etkileri işlem sonrası geçici başağrısı, kas ağrıları ve 3-6 ay kadar sürebilen hafif şiddette unutkanlık olup; sonradan tamamen bu unutkanlık düzelmektedir.

      Madde bağımlılığın tedavisi var mıdır?

     Madde bağımlılığı günümüzde bütün dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olmakla beraber 7’den 70’e her kişide görülebilmektedir. Günümüzde birçok maddenin kullanımı sonrası bağımlılık gelişebilmekte ayrıca bu kullanım kişide başka psikiyatrik ve fiziksel hastalıkların da ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Günümüzde bağımlılıkla ilgili tedaviler ilaç tedavisi, rehabilitasyon ve psikoeğitim grup tedavileri şeklinde uygulanmaktadır. Bağımlılık sık nüks eden bir durum olduğundan bağımlı olan bir kişinin tedavisi ancak yaşam boyu maddeden uzak kalarak başarıya ulaşabilir.

       Bipolar Bozukluk

     Bipolar bozukluk, sıklıkla duygudurumunda aşırı yükselmelerden çöküşlere ve yine yükselmelere dönüşen ve çoğu zaman aralarda normal duygudurum dönemleri bulunan, dalgalanmalarla kendini gösteren bir hastalıktır. Tablo kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterebilir. Hayat boyunca en az 1 kere manik atak geçirmek şartıyla değişik sayılarda ve değişik tiplerde duygudurum ataklarıyla (depresif, manik veya karma ataklar ) seyreden bir bozukluktur. Ataklar arasında hastada genellikle tam bir iyilik hali vardır.

      Nedenleri

    Bipolar afektif bozukluğun sebebi tam olarak bilinmemektedir. Biyolojik ve psikososyal etkenler birbirleri ile etkileşerek duygudurum bozukluklarına neden olurlar. Genetik faktörlerin ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı bir rahatsızlıktır.

      Belirtiler

      Manik ataklar

       Temel belirti; olağandışı ve aşırı neşe, coşku, çabuk tepki verme, dışa vuran duygularda abartılı artışın varlığıdır. En az bir hafta süre ile devam eder ve kişinin günlük yaşamını aksatacak düzeydedir.

  1. Diğer belirti ve bulgular:
  2. Aşırı neşeli, coşkulu, taşkın ya da öfkeli duygudurum
  3. Kendine güvenin artması, büyüklük düşünceleri
  4. Uyku ihtiyacının artması
  5. Aşırı konuşlandık
  6. Düşüncelerin hızlanması
  7. Dikkat dağınıklığı
  8. Amaçla yönelik hareketlerde artış
  9. Zevk veren uğraşlara aşırı ilgi

          Depresyon(çökkünlük) dönemleri;

      Depresyon; derin üzüntülü, bazen de hem üzüntülü, hem bunaltılı bir duygu durumla birlikte düşünce, konuşma hareket ve fizyolojik işlevlerde yavaşlama, durgunlaşma ve bunların yanı sıra değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleri ile belirli bir dönemdir.

     Diğer belirti ve bulgular;

  1. Çökkün ve bunaltılı duygudurum (üzüntü, elem, bunaltı)
  2. Genel isteksizlik, ilgilerde azalma, eskiden zevk aldığı şeylerden zevk alamama
  3. Enerji azlığı, çabuk yorulma
  4. Dikkati yoğunlaştırma yapısında azalma, dalgınlık
  5. Uykuda azalma ya da artma
  6. İştah ve kiloda değişiklik
  7. Ölüm ve özkıyım düşünceleri
  8. Hareketlerde yavaşlama ya da ajitasyon
  9. Kendine güven azalması

       Tedavi

       Bipolar bozukluğun temel tedavisi ilaç tedavisidir. Manik ve depresif belirtileri kontrol altına almak için bazen tek ilaç yeterli olmayabilir. Hastalığın şiddetine bağlı olarak birden fazla ilaç kullanılması gerekebilmektedir.

     Bipolar bozukluğun tedavisinde duygudurum dengeleyiciler, antidepresanlar ve antipsikotikler kullanılmaktadır.    Uyku sorunları, ajitasyon, anksiyete gibi diğer sorunlar için ek ilaçlara ihtiyaç duyulabilmektedir.

    Bipolar bozukluğun tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar için kan düzeyi takibi gerekmektedir. İlacın yan etkilerinden korunmak için bu tetkiklerin büyük önemi vardır ve hekimin önerdiği zamanlarda kan düzeyi takibi mutlaka yaptırılmalıdır.

      Korunma

   Hasta ve yakınlarının atakları tetikleyen faktörler ve ataklar sırasında görülebilecek belirtiler hakkında bilinçlenmesi ve böylece atağın erken dönemde tespitinin sağlanıp doktora başvurmaları, erken dönemde müdahale ve iyileşme açısından oldukça önem taşımaktadır.

     Bipolar bozukluk hastalarının; düzenli ilaç kullanımı, düzenli psikiyatri poliklinik kontrolleri ve güçlü bir sosyal destek varlığında, atakların sıklığının oldukça azaldığı, dengeli ve düzenli, işlevselliğin yüksek olduğu, ara dönemlerde tam iyilik halinin mevcut olduğu bir yaşam sürme olasılıkları çok yüksektir.

       Major Depresif Bozukluk

       Depresyon nedir?

     Depresyon, sürekli bir üzüntü ve ilgi kaybına neden olan bir duygudurum bozukluğudur. Majör depresif bozukluk veya klinik olarak depresyon olarak da adlandırılır. Nasıl hissettiğinizi, düşündüğünüzü ve davrandığınızı etkiler ve çeşitli duygusal ve fiziksel sorunlara yol açabilir. Normal günlük aktiviteler yaparken sorun yaşayabilirsiniz ve bazen hayat yaşamaya değmez gibi hissedebilirsiniz. Bir çok psikiyatrik rahatsızlıkta olduğu gibi biyolojik, psikoljik ve çevresel faktörler bu rahatsızlığın oluşumunda iç içedir.

       Belirtiler

       Depresyon yaşamınız boyunca sadece bir kez ortaya çıkabilse de, tekrarlayıcı olabilir. Depresyondaysanız semptomlar günün çoğunda ve neredeyse her gün ortaya çıkabilir ve şunları içerebilir:

  1. Üzüntü, gözyaşı, boşluk veya umutsuzluk duyguları
  2. Küçük konularda bile kızgın patlamalar, sinirlilik veya hayal kırıklığı
  3. Cinsellik, hobiler veya spor gibi normal faaliyetlerin çoğunda veya tümünde ilgi veya zevk kaybı
  4. Uykusuzluk veya çok fazla uyku dahil uyku bozuklukları
  5. Yorgunluk ve enerji eksikliği, bu nedenle küçük görevler bile ekstra çaba gerektirir
  6. İştah ve kilo kaybında azalma veya yiyecek ve kilo alımı için artan istek
  7. Kaygı, ajitasyon veya huzursuzluk
  8. Yavaş düşünme, konuşma veya vücut hareketleri
  9. Değersizlik veya suçluluk duygusu, geçmiş başarısızlıklara veya kendini suçlama
  10. Düşünme, konsantre olma, karar verme ve bir şeyleri hatırlamada sorun
  11. Sık veya tekrarlayan ölüm düşünceleri, intihar düşünceleri, intihar girişimleri veya intihar
  12. Sırt ağrısı veya baş ağrısı gibi açıklanamayan fiziksel problemler

       Depresyonu olan birçok insan için semptomlar genellikle iş, okul, sosyal aktiviteler veya başkalarıyla ilişkiler gibi günlük aktivitelerde gözle görülür sorunlara neden olacak kadar şiddetlidir.

       Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

       Genel Tanım

    DEHB, çocukluk çağında başlayıp etkisi tüm yaşamboyu sürebilen bir psikiyatrik hastalıktır. Temel belirtileri, dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüselliktir. Bazı çocuklarda dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik/dürtüsellik bir arada görülürken, bazılarında sadece aşırı hareketlilik ve dürtüsellik ya da sadece dikkat eksikliği görülmektedir. DEHB’li çocukların yaklaşık yarısında hastalığın erişkin yaşlarda da devam ettiği düşünülmektedir.

       DEHB belirtileri kişinin yaşamını akademik, sosyal ve mesleki alanlarda olumsuz olarak etkileyebilir ve uyum becerilerini bozabilir.

         Nedenleri

       DEHB’nin oluş nedenleri tam olarak aydınlatılamamış olmasına karşın, biyolojik ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı görüşü egemendir. Aile yaşantısı ve eğitim ortamına ilişkin etkenlerin genetik yatkınlığı olan bireylerde bozukluğun ortaya çıkmasını kolaylaştırıcı rolleri vardır.

        Belirtileri

    Dikkat eksikliği belirtisi; verilen ödevlerden çabuk sıkılma, bir görevi uygun süre ve konsantrasyonda sürdürememe, çevresel uyaranlarla dikkatin kolayca dağılması, hayallere dalma, dinlemiyormuş gibi görünme, eşyalarını kaybetme gibi belirtilerle ortaya çıkabilir.

        Aşırı hareketlilik; yaş ve gelişim düzeyine uyumsuz olarak amaçsız, görevle bağlantısız bir kıpır kıpırlığı tanımlar.

        Dürtüsellik belirtisi ise; düşünmeden hareket etme, kuralları umursamama, başkalarının etkinliklerine karışma ve sırasını bekleyememe biçiminde ortaya çıkabilir.

        Tanı

       Hastalığın tanısı için kesin bir test yoktur. Tanı için özellikle hastanın gelişimi ile ilgili kendisi ve yakınlarından çocukluğu itibariyle alınan detaylı ve doğru bir öykü çok önemlidir. Hem hastanın hem de yakınlarının hastalığın belirtileriyle ilgili gözlemlerinin değerlendirildiği özel geliştirilmiş ölçekler kullanılabilmektedir. Bu bilgilere ek olarak hastanın dikkatini ölçen özel testler uygulanabilir ve sonuçlar klinik öykü ile birlikte değerlendirilir.

        Tedavi

      Çocuklarda dehb için günümüzde kabul edilen yaklaşım, ilaç tedavisi yanı sıra, çocuk aile ve eğitmenleri kapsayacak şekilde planlanmış psikososyal girişimler ve destekleyici tutumları içermektedir. Erişkin DEHB’ de ise ilk yaklaşım psikostimulan ilaçlarla tedavidir. İlaç tedavisine ek olarak DEHB’si olan kişilerde zaman yönetimi, planlama, organizasyon, sosyal beceri eğitimlerini içeren Bilişsel Davranışçı Terapi ve grup terapileri fayda sağlamaktadır.

       Korunma

     Anne babalar çocuklarda uyarıcı ilaç kullanımından endişe duymakta, çocukluk çağındaki dehb tedavisini yarıda kesme eğilimindedirler. Fakat yapılan çalışmalarda dehb nedeniyle kullanılan uyarıcı ilaçlarını madde kötüye kullanım riskini azalttığı gözlenmiştir. Bu nedenle hekimin tanı koyarak reçete ettiği ilaçlar yine hekimin kontrolünde kullanılmalı ve hekime danışılmadan kesilmemelidir.

   Hastaların, önerilen tedavi ve kontrolleri düzenli olarak uygulamaları akademik, mesleki ve sosyal işlevselliklerinde sorun yaşamamaları açısından büyük önem arz etmektedir.

        Şizofreni

    Şizofreni, alevlenme ve yatışma dönemleriyle kendini gösteren kronik bir psikiyatrik hastalıktır. Şizofreni de migren ya da epilepsi gibi bir beyin hastalığı olmakla beraber gerek ortaya çıkmasında gerekse nasıl bir gidiş göstereceğinde çevresel, psikolojik ve sosyal etkenlerin de rolü vardır. Diğer psikiyatrik bozukluklara göre şizofreni kişinin mesleki ve sosyal işlevselliğinde daha ciddi kayıplara yol açabilmektedir.

       Belirtileri Nelerdir?

       Şizofreninin alevlenme ve yatışma dönemlerinde farklı belirti ve bulgular ön plana çıkar. Alevlenme döneminde özellikle düşünce ve algılama bozuklukları ön plana çıkar. Örneğin kişi çevresindekilerin kendisine düşman olduğuna, izlendiğine, herkesin kendisi hakkında konuştuğuna ya da çevresinde tam anlayamadığı “bir şeylerin döndüğüne” inanabilir. Bu düşünce bozukluğu sarsılmaz, değişmez derecede güçlüyse “hezeyan” olarak tanımlanır. Kişinin çevresine karşı tutumu da bu hatalı düşüncelerden etkilenir. Korku ya da öfke duymak gibi, insanlardan kaçınmak ya da kavgacı olmak gibi. Ya da kişi ortada bir ses, görüntü olmamasına karşın bunları varmış gibi algılayabiliyor (halüsinasyonlar). Şizofreninin alevlenme belirtileri yatıştıktan sonraysa kişide günlük işleri yapmakta isteksizlik, alışveriş sırasında ya da bir yerden bir yere giderken karşılaştığımız, bize basit gelen bazı sorunların üstesinden gelmekte güçlük çekme gibi, genel olarak hayatla başa çıkmakta zorlanma diyebileceğimiz durumlar görülebilir.

       Nedenleri Nelerdir?

Hastalığa yol açan tek bir neden yoktur. Hastalığın farklı tiplerinde farklı nedenlerin ağırlıklı rol oynadığı söylenebilir. Biyolojik, çevresel, nörogelişimsel, psikolojik sebeplerin bu rahatsızlığın gelişiminde iç içe geçtiği söylenebilir.

        Şizofreni Tedavi Edilebilir Mi?

     Şizofreni tedavi edilebilir bir hastalıktır. Şizofreni hastaların tedavisi farmakolojik tedavileri ve psikososyal tedavileri içermektedir. Farmakolojik tedavilerden antipsikotik ilaçlar şizofreni tedavisinin temelini oluştursa da araştırmalar psikososyal yaklaşımların klinik düzelmeyi hızlandırdığını bildirmiştir. Psikososyal yaklaşımlar desteklenmelidir ve ilaç tedavisi ile bütünleştirilmelidir. Çoğu şizofreni hastası antipsikotik ve psikososyal tedavinin birlikte kullanıldığı yaklaşımlardan yararlanmaktadır. Şizofreni hastası tedavi ekibiyle ilişkisini kesmez, ilaçlarını aksatmazsa durumuna uygun bir işte çalışması, çevresiyle ilişkilerini geliştirmesi mümkün olabilecektir.

        Obsesif Kompulsif Bozukluk

     Obsesif Kompulsif Bozukluk, obsesyon ve kompulsiyonların görüldüğü, genellikle süreğen, kimi zaman dönemsel alevlenmelerle giden, kişinin günlük işlevlerini belirgin olarak etkileyen bir bozukluktur. Obsesyon irade dışı gelen, bireyi tedirgin eden, benliğe yabancı, bilinçli çaba ile kovulamayan, inatçı biçimde yineleyen düşünce, imge ya da dürtülerdir. Bunlar kişinin mantığına, görüşlerine, ahlak anlayışına, inançlarına ters düşer ve kabul edilemez. Kişi bunların kendi zihninin ürünü olduğunun farkındadır. Kompulsiyon ise çoğu kez saplantılı düşünceleri kovmak için yapılan istenç dışı tekrarlanan hareketlerdir. Önce, saplantının doğurduğu rahatsızlığı azaltmak için başlar, ancak durum denetlenemez düzeye ulaşır ve bu yinelenen eylemin kendisi sıkıntı yaratır. Kompulsiyonlar bazen dışarıdan görülebilen bir davranış, bazen de zihinsel bir eylem şeklinde olabilir.

       Takıntılı düşüncelerin günlük yaşamı etkileyecek, kişinin günlük aktivitelerini kısıtlayacak düzeye gelmesi durumunda OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) düşünülmelidir.

      Sıklık: OKB önceleri nadir olarak görülen bir hastalık olarak kabul edilmesine karşın son yıllarda yapılan araştırmalarda hiç de nadir olmadığı belirlenmiştir. Büyük toplum kesimlerinde yapılan araştırmalarda OKB’nin her 100 kişiden 2-3’ünde görüldüğü saptanmıştır.

      Genellikle ergenlik döneminde ve 20-30’lu yaşlarda başlamasına karşın, okul öncesi çağdaki çocuklar dahil herhangi bir yaşta görülebilir.

      Nedenleri: Herhangi bir kesinlik kazanmamasına karşın OKB’nin nedeni olarak bazı genetik, biyolojik ve çevresel etkenler üzerinde durulmaktadır.

     Tedavi: OKB günlük yaşam etkinliklerini ciddi olarak kısıtlayabilen, aile, meslek ve sosyal yaşamda önemli işlev kayıplarına yol açan, yaşam kalitesini düşüren bir hastalıktır. İlaç tedavisi ve psikoterapiler bu rahatsızlığın tedavisinde kullanılmaktadır.