TARİHÇE

    Göğüs-Kalp ve Damar Cerrahisi adı altında 1969 yılında kurulmuş, 1978 yılında kalp ameliyatları yapılmaya başlanmıştır. 2547 sayılı Kanun gereği Göğüs-Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı, 1987 yılından sonra Kalp ve Damar Cerrahisi ayrı, Göğüs Cerrahisi ayrı ana bilim dalları olarak hizmet vermeye devam etmiştir.

 

     YER VE KAPASİTE

      Erişkin ve pediatrik olmak üzere poliklinik ve klinik hizmetleri verilmektedir. Anabilim dalımız, klinikte 41 adet ve yoğun bakımda 11 adet olmak üzere toplam 52 yatak kapasitesi ile hizmet vermektedir. Anabilim dalımızda 3 ameliyathane bulunmakta olup, birisi hibrid oda olarak kullanılmaktadır.

 

    ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ EĞİTİM SÜRECİ

    Araştırma görevlisi anabilim dalı kadrosuna TUS ile alınmakta olup, kadrolar Nisan ve Eylül dönemlerinde açılmaktadır. Eğitim süresi 5 yıldır. Eğitim süresince Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Genel Cerrahi, Ortopedi ve Travmatoloji, Göğüs Cerrahisi, Kardiyoloji ve Radyoloji rotasyonları yapılmaktadır.

     Öğretim Üyeleri

  1. Prof.Dr. Yahya ÜNLÜ
  2. Prof.Dr. Münacettin CEVİZ
  3. Prof.Dr. Bilgehan ERKUT (Anabilim Dalı Başkanı)
  4. Doç.Dr. Abdurrahim ÇOLAK
  5. Doç.Dr. Uğur KAYA
  6. Doç.Dr. Ümit ARSLAN
  7. Doç.Dr. Eyüp Serhat ÇALIK

 

     Asistan Doktorlar

Uzman Dr. Yasin KILIÇ
Arş. Gör. Dr. Hakan USTA
Arş. Gör. Dr. Izatullah JALALZAI
Arş. Gör. Dr. Ebubekir SÖNMEZ
Arş. Gör. Dr. İbrahim PİR
Arş. Gör. Dr. Alperen YILDIZ

 

      Anabilim Dalının çalışma alanları içinde koroner arter, erişkin ve konjenital kapak, aort cerrahisi, pediatrik kalp cerrahisi, minimal invaziv kalp cerrahisi, periferik damar hastalıklarının cerrahi tedavisi, endovasküler işlemler ve bu konularla ilgili klinik ve deneysel araştırmalar yapılmaktadır.

     Koroner By-Pass cerrahisinde arteriyel revaskülarizasyon ön planda tutularak internal mammariyan arter ve radiyal arter kullanılmaktadır. Endovasküler greft çıkarma işlemlerine de başlamış bulunuyoruz. Ayrıca atan kalpte by-pass cerrahisi de yapılmaktadır.

     Kapak cerrahisinde; kapak tamirleri, mekanik, biyoprotez ve homogreft kapak replasmanları, criyo ablasyon işlemi yapılmaktadır.

     Aort diseksiyonu ve anevrizması dahil pek çok aort hastalıklarına müdahale yapılabilmektedir.

     Uygun olgularda minimal invaziv kalp cerrahisi yapılmaktadır.

     Periferik damar hastalıklarından; karotis cerrahisi ve diğer periferik arter hastalıklarının medikal tedavisi yanında, cerrahisi stent ve endovasküler işlemler (EVAR, TEVAR) vb. yapılmaktadır. Venöz hastalıklardan varis cerrahisi ve diğer kateterizasyon işlemleri ile derin ven trombozunda kateter ile mekanik-tromboliz işlemleri yapılmaktadır.

Kalp ve damar hastalıkları arasında en sık görünen hastalık koroner arter hastalığı dediğimiz kalp damarlarının daralması veya tam olarak tıkanmasıdır.

Erişkin Kalp Damar Cerrahisi ile tüm modern tıbbi tedavi yöntemleri endovasküler girişimler ve cerrahi prosedürler hastanemizde güvenle uygulanmaktadır.

Koroner By-Pass Cerrahisi

       Kalbin beslenmesini sağlayan atar damarlara koroner arterler denilir. Kalp çevresinde yer alan bu damarlardaki ciddi darlıklar ve tıkanıklıklar sonucu kalp krizi ( miyokard enfarktüsü) ve kalp yetmezliği gelişmektedir. Ailesinde koroner arter hastalığı olan kişilerde yüksek kolesterol düzeyleri ve yoğun sigara kullanımı sebebiyle gelişen koroner arter hastalığı ile hastanın yaşam kalitesi bozulur. Özellikle yüksek kan basıncı (hipertansiyon), damar sertliği (aterosklerozu) ve şeker hastalığı (diabetes mellitus) olan kişilerde kalp damar tıkanıklık riski yüksektir. Kalbin beslenme bozukluğunu ortadan kaldırmak ve hastanın göğüs ağrısı olmadan normal yaşamına dönmesini sağlamak amacıyla uygulanan cerrahi işleme koroner by-pass ameliyatı denilir.

       Kalp ameliyatlarının çok büyük bir kısmının oluşturan koroner cerrahisinde amaç damarın tıkalı bölümünü baypas ederek (köprüleme yaparak) kalbin beslenmeyen bölülerine yeniden kan akışını sağlamakdır. Yeniden beslenmeye başlayan kalpte iskemiye bağlı ver olan göğüs ağrıları geçer, kalp krizi riski azalır ve kalbin kasılma fonksiyonundaki bozulma önlenir.

       Çoğunlukla göğüs iç duvarında yerleşmiş olan meme atardamarları ( LIMA –RIMA ), kol atar damarı ( radial arter) ve bacaktan çıkarılan toplardamarlar (safen ven) kullanılarak greftleme yapılır. LIMA ( internal mamaryen arter) ile yapılan by-pass cerrahisi sonrası damarın açık kalma oranları 10 yıldan sonra bile % 90’ üzerindedir. Ameliyatlar sırasında kalp akciğer pompası (kardiyopulmoner bypass) kullanılabilir ya da uygun vakalarda çalışan kalpte (beating heart) by-pass yapılabilir. Günümüz modern kalp cerrahisinin ana hedefi olan hızlı hasta iyileşmesini sağlamak amacıyla fast –track anestezi yöntemleri ve minimal invaziv kalp cerrahisi prosedürleri uygulanır. Bypass greftlerini hazırlarken, koldan ve bacaktan alınacak damarlar endoskopik yöntemlerle çıkarılabilir ve bu sayede hastaların birçoğunda cerrahiye bağlı kesiler 1-2cm ile sınırlı kalır. Hastaların çoğunluğunda 4-5 gün içerisinde taburcu edilebilir seviyede iyileşme sağlanır. Hastalar kısa süre içerisinde normal hayatlarına dönerler ve daha kaliteli bir yaşam kalitesine ulaşırlar.

Kalp Kapak Ameliyatları

Kalpteki karıncıklar ile kulakçıklar arasında ve karıncıklar ile kalpten çıkan ana damarlar arasında kalp kapakları bulunur. Mitral, aort, triküspit ve pulmoner kapaklar kalbin normal çalışabilmesi için önemli fonksiyonlara sahiptir. Kalpte bulunan bu kapakların ileri derecede darlıklarında veya yetmezliklerinde hastalıklı kalp kapağının tamir edilmesi veya tamire uygun olmayan durumlarda değiştirilmesi gerekmektedir.

Kliniğimizde öncelikli olarak mevcut kalp kapağını korumaya yönelik tamir yöntemleri uygulanmaktadır. Kalp kapak ameliyatlarının birçoğu torakotomi veya koltuk altından yapılan küçük bir kesi ile yapılabilmektedir. Uygun görülen vakalarda minimal invaziv cerrahi teknikler uygulanmaktadır. Bu işlem sonucunda hastalar çok hızla iyileşme sürecini tamamlayıp normal hayata dönmektedir.

ASD Kapatılması

       ASD ( Atrial Septal Defekt) kalpteki kulakçıklar (atriumlar) arasındaki zarda (septumda) doğuştan kalan (konjenital) bir delik olması demektir. Bu delik küçük olduğu zaman sadece dikiş ile onarılabilir. Geniş bir delik varlığında ise kalbin etrafındaki tabaka olan perikarddan bir parça alarak hazırlanan yama ile kapatılabilmektedir. Bu ameliyatlar kliniğimizde çoğunlukla minimal invaziv yöntemlerle (mini-torakotomi, mini-sternotomi kesileri ile) yapılmaktadır. Hastalar çok kısa süre içerinde ve çok küçük insizyonlarla taburcu edilmekte ve normal hayatlarına kısa süre içerisinde dönebilmektedir.

Kalp Tümörü ( Mikzoma) Ameliyatları

       İyi huylu kalp tümörlerin yarısından fazlasını miksomalar oluşturur. Kardiyak miksoma sıklıkla sol atriumda yerleşir. Daha az sıklıkla sağ atrial (kulakçık) yerleşimli olurlar. Tümör kalp kapakları ve ya kalp ileti sistemi ile ilişkili olabilir. Tromboemboli (pıhtı) riski nedeniyle tanı konulur konulmaz cerrahi uygulanmalıdır. Cerrahi ile tümörün kalp kapakları ve ileti sistemi korunarak kalpten çıkarılması amaçlanır. Bu cerrahi işlem için de çok küçük insizyonlar ile minimal invaziv teknikler uygulanmaktadır.

Kol ve Bacak Atar Damarlarının Ameliyatları (Periferik Damar Cerrahisi)

       Periferik vasküler cerrahi bir ekstremiteye (uzuva) kan taşıyan atardamarlara cerrahi işlem yapılması anlamına gelmektedir.

       Periferik vasküler cerrahi genellikle damar tıkanıklıklarında, damar yaralanmalarında ve damar genişlemelerinde (anevrizmalarında) yapılmaktadır. Küçük kesilerle hastanın kendisinden alınan veya suni damarlar kullanılarak yapılmaktadır. Damara yapılan cerrahi sonucu, damarın beslediği bölgeye daha çok kan akımı sağlanır. Daha çok kanlanan dokuda ağrı var ise azalır, yaralar daha çabuk iyileşir ve bunun sonucunda ciddi infeksiyon ve uzuv kaybı riski azalır. Genişlemiş damar için yapıldığında damarın yırtılma riski ve çevre dokuya verdiği zararlar engellenmiş olur. Damar yaralanması durumunda ise normal kan akımının tekrar sağlanması amaçlanır.

Şah Damarı Ameliyatları (Karotis Arter Cerrahisi)

Şah damarı tıkanıklıklarının çok ciddi sonuçları olup bunlar felç (SVO) denilen  tablonun oluşmasında ki en büyük nedendir. Karotis arterlerinde oluşan daralma ve aterosklerotik plakta oluşan yırtılma sonucunda kopan parçalar (serebral emboli), saatler içinde ilerleyebilen hafif inmeye, geçici görme
kusurlarına ve diğer belirtilere yol açabilir. Darlığın tedavi edilmemesi durumunda ağır önemli inme (felç) tehlikesi bulunmaktadır. Bu tıkanıklıkların giderilmesi küçük kesiler yardımıyla hasta tamamen uyutularak ya da lokal anestezi dediğimiz hastanın uyumadığı şekilde yapılabilmektedir. Operasyon sırasında boyun bölgesine bir kesi yapılarak darlığa yol açan aterom (kireçli ve damarı daraltan doku) temizlenmekte ve damar tamiri yapılmaktadır.

Aort Anevrizması (Balonlaşma Cerrahisi)

         Sentetik bir damar grefti kullanılarak, genişlemiş abdominal, torakal veya torakoabdominal aortanın genişlemiş kısımları cerrahi olarak değiştirilir.

       Son yıllarda bu işlemler çoğunlukla kasıktan anjiyografi yardımıyla (endovasküler yolla) ve açık ameliyata gerek olmadan tamir edilmektedir. Bu yönteme uygun olmayan hastalar ise cerrahi müdahale edilerek anevrizma tamirleri yapılmaktadır. Hastalıklı damar segmentinin yapay damar ile değiştirilmesi ile damarın yırtılması sonucu gelişebilecek ölümcül komplikasyonların engellenmesi amaçlanır.

Endovasküler Aort Cerrahisi (Evar-Tevar) ve Perkütan Endovasküler Tedaviler

       Periferik endovasküler girşimler bir uzuva ya da organa kan taşıyan ana atar damardaki tıkanıklığa veya yaralanmaya perkutan (deri yoluyla) kateter aracılığı ile ve endovasküler (damar içinden) müdahale edilmesi anlamına gelmektedir.

        Damar tıkanıklıklarının birçoğunda ameliyata gerek olmadan kasıktan anjiyografi yöntemiyle balon ya da stent uygulayarak tıkanıklık ortadan kaldırılmaktadır. Endovasküler tedaviler genel ya da bölgesel anestezi altında yapılır. Kasıktaki veya koldaki arter yoluyla girilerek, büyük bir kesi yapmadan güçlü bir veya birkaç sentetik tüp veya pantolon şeklinde suni damar grefti ile anevrizmatik/balonlaşmış damar bölgesinin düzeltilmesi veya kullanılan özel balonlar ve stentlerle damardaki daralmanın açılması anlamına gelir. Damara yapılan girişim sonucu, damarın beslediği bölgeye daha çok kan akımı sağlanır. Daha çok kanlanan dokuda yaralar daha çabuk iyileşir ve bunun sonucunda ciddi enfeksiyon ve uzuv kaybı riski azalır. Beslenmesi bozuk olan organın işlev kaybının engellenmesi amaçlanır. Anevrizmalar için yapılan endovasküler cerrahilerde (EVAR-TEVAR) çoğunlukla kasıktan yapılan küçük kesilerlerle arter açılır ve daha önceden yapılmış ölçümlere göre hazırlanmış greft damar içerisinde yerleştirilir. Endovasküler cerrahiler ile normal yapısı bozulmuş ve işlevselliğini kaybetmiş damar bölümleri, açık cerrahilere göre daha küçük kesiler ile ve daha kısa sürelerde normal hayata dönmeyi kolaylaştıracak şekilde tedavi edilmeye çalışılır. Açık cerrahinin çok riskli olduğu ve daha zor olduğu durumlar için alternatif olarak kullanılır.

Balon Anjioplasti ve Stentleme

       Aterosklerotik plak damarın içine doğru büyüyerek damar içinde kan akımına engel olur ve böylece yeterli miktarda kan dokulara ulaşamaz. Açık ameliyat yapılmadan anjiografi ortamında damarların içinden balon ya da stentler başta olmak üzere kateterler kullanılarak çeşitli yollarla tedavi edilmesi endovasküler tedavi olarak isimlendirilmektedir. Balon anjioplasti sırasında röntgen altında damarın içine yerleştirilen ince bir balon şişirilerek dar olan bölgede damarın genişlemesi ve böylece dokulara daha fazla kan akımının gitmesi sağlanır. Çok değişik çap ve uzunlukta balonlar vardır. Bazı balonlar özel şekil ve kesici özellikler sahiptir. Ayrıca damarların daralmasını engelleyecek ilaçlarla kaplı özel balonlar vardır. Stentler ise silindir şeklinde metal bir materyalden dokunmuş ağ şeklinde yapılar olup, ya kendiliğinden damarın içinde açılan kurulu bir mekanizmaya sahiptirler ya da içlerindeki bir balonun şişirilmesi ile dar olan damarın içine yerleştirilerek damarın açık kalmasına yardımcı olurlar. Stentler değişik şekil, uzunluk, çap ve yapıda olabilirler. Ayrıca damarların daralmasını engelleyecek ilaçlarla kaplı özel sentlerde vardır.

       Aterektomi damarda darlık ya da tıkanıklık oluşturan kolesterol bulunduran aterosklerotik plağın (damar sertliği) mekanik olarak kazınarak çıkartılmasıdır. Aterektomi balon anjioplasti ya da stentleme sonrası daralmış ya da tıkanmış damarları açmakta da kullanılabilir. Aterektomi aynı anjioda olduğu damar içine yerleştirilen özel bir kateter ile damar içindeki darlık kazınarak çıkartılmasıdır. Aterektomi genelde atardamarlardaki darlık ya da tıkanıklıklarda uygulanır. Tedavi planlanırken sorunun yeri, şekli, derecesi, içeriği ve pıhtı bulunup bulunmadığı büyük önem taşır. Aterektomi genelde balon anjioplasti ya da stentleme yapılarak tamamlanır.

       Aterektomi, Stentleme veya İlaç Kaplı Balonlama yapılan dokunun kanlanması düzeltilerek yürüyüş mesafesini azaltan veya kol/bacak kullanımı kısıtlayan ağrıyı geçirmek, var olan yaraların iyileşmesine olanak vermek, yaraların açılması engellemek ve uzuv kaybı risklerini azaltmak amaçlanır.

Periferik Atardamar (Akut Emboli) ve Toplardamar (DVT) Hastalıkları İçin Kateter Aracılı Selektif Pıhtı Eritici (Trombolitik) Tedavi

        Kateter aracılı selektif trombolitik tedaviler damarı tıkayan pıhtının eritilmesi amacı ile perkutan yolla uygulanan tedavilerdir. İşlem floroskopi ve doppler ultrason rehberliğinde yapılır. Kasıktan veya bilekten lokal anestezi eşliğinde perkutan girişim ile uygun damar kanüle edilir. Takiben uygun kılavuz teller ve kateterler yardımı ile damardaki pıhtı bulunan bölgeye ulaşılarak ultrasonik-trombolitik kateter yerleştirilir. Mekanik veya ultrasonik yöntemle damar içindeki pıhtı parçalanarak aspire edilir. Mekanik tedaviye ek olarak eş zamanlı trombolitik ilaç verilir ya da pıhtı eritici ilaçlar kullanılır. Gerekli görülür ise perkutan anjioplasti işlemleri de tedaviye eklenebilir. Özellikler ilk 15 gün içerisinde müdahale edildiğinde, toplardamar içerisinde pıhtının uzun süre kalması sebebiyle gelişebilecek olan kalıcı postflebitik sendrom engellenmiş olur. Erken dönem atardamar tıkanıklıklarında ise damarın beslediği alandaki beslenme bozukluğu düzeltilerek doku kaybı oluşmasını önlenir.

Varis Hastalıklarının Tedavisi

       Kanı kalbimize geri taşıyan damarlara toplardamar (ven) adı verilir. Bu damarların içerisinde kan akışının kalbe doğru tek yönlü olmasını sağlayan ve kanın geri kaçışını engelleyen kapakçıklar vardır. Çoğunlukla genetik bir yatkınlık sonucu venlerde oluşan yapısal bozukluklar, tıkanıklıklar ve aşırı basınç artışı bu kapakçıkların düzgün kapanmasını engeller. Kapakların fonksiyon bozukluğu sonucu damar içerisinde geriye doğru kaçak (venöz yetmezlik) gelişir. Sonuçta bacaklardaki yüzeysel toplardamarlar genişler, uzar ve büklümlü bir görüntü oluşur. Yapısı bozulmuş bu damarlara VARİS adı verilir.

       Venöz yetmezlikli hastalarda bacaklarda gece krampları, kaşıntı, şişkinlik ve ağrı sıkça görülen şikayetlerdir. Bu şikayetler varislerin büyüklüğünden veya sayısından bağımsızdır. Varis kozmetik açıdan, ağrı, kramp, şişlik gibi şikayetleri olması bakımından ve psikolojik açıdan insanı etkileyen bir rahatsızlıktır. Kişinin yaşamını olumsuz biçimde etkilemeye başladığı zaman tedavi olanaklarını araştırmak gerekir. Örümcek ağı, ağaç dalı ya da kedi tırmığı görünümündeki varisli damarların içine, çok ince bir iğneyle sklerozan (damar duvarlarını birbirine yapıştırma özelliği bulunan) özel bir ilaç formu enjekte edilmesi işlemine “skleroterapi” adı verilir. Bu yöntem sadece işlemi yapacak cerrahın uygun gördüğü damarlara (retiküler- ince trunkal varisler) uygulanır. Çok küçük kırmızı damarlara (telenjiektazi) transkutan lazer veya radyofrekans tedavisi önerilebilir. Bacak derisinden kabarık daha büyük damarlara (kalın trunkal varisler) uygulamak çok yerinde değildir, bu damarlar için cerrahi veya peruktan ablasyon yöntemleri önerilebilir. Varis hastalıklarının tedavisinde lazer veya RF ablasyon yöntemi kullanılarak aynı gün taburcu olacak şekilde yapılmaktadır.

       Köpük tedavisi ise ciltaltındaki toplardamarların içine ince bir iğne ile girilerek, sklerozan maddenin köpük haline getirilmiş formu verilerek yapılan tedavi işlemidir. Lazer tedavisinde iğne ile girilemeyen kılcal varislere belli dalga boylarında ışık yollanarak hasta damarda hasar oluşturulur ve kurutulan damar daha sonra vücut tarafından eritilerek yok edilir. Bu hastalıklarda kullanılan lazer ışığı kana rengini veren “oksihemoglobin” i hedef almaktadır. Varislerin daha derine yerleşmesi ve kalın olması lazerin ulaşabileceği alanı sınırlandırmaktadır. Uygulanacak hastalığa göre hedef alınan bu maddenin yoğunluğu değişmektedir. Uygulanan doz ve uygulama seans sayıları kişiden kişiye farklılık göstermektedir.

       Radyofrekans (ses dalgası) ile kapatma yönteminde, yüksek frekanslı ses dalgaları ince bir iğne aracılığıyla hedef doku olan kılcal damar duvarına yönlendirilirler. Skleroterapinin uygulanamayacağı kadar ince damarlarda oldukça etkili bir tedavidir. Ses dalgası enerjisi, kılcal damar duvarına ulaştığında mevcut enerjisini ısı enerjisine dönüştürerek, ince kılcal damarın protein yapısının kısa sürede değişmesine ve büzüşmesine neden olur. Büzüşen kılcal damar içerisinde bulunan kan pıhtılaşır ve damar tamamen kapanır. Termo-koagülasyon, kontrollü şekilde doğrudan hedef dokuya iletilirse, sadece hedef dokuyu ortadan kaldırdığı ve çevre dokulara ciddi bir zarar vermediği için ideal bir yöntemdir. Yanık, ciltte nekroz veya yara, ciltte renk değişimi gibi beklenmeyen ve
istenmeyen yan etkilerin gözlenme oranı diğer yöntemlere göre çok daha düşüktür.

       Radyofrekans (ses dalgası) skleroterapi veya dermal lazer tedavilerine göre yazın daha güvenli bir şekilde kullanılmaktadır. Tedavinin etkisi hemen gözlenmekte olup, iyileşme süresi yaklaşık 3-4 hafta arasında değişmektedir. Yöntem nerede ise tamamen ağrısız bir yöntemdir.

Hemodiyaliz Amaçlı Oluşturulan A-V (Arteriovenöz) Fistül Açılması/Onarımı Ameliyatları

       Kronik böbrek hastalarında hemodiyalize girebilmek için uygun genişlikte ve kalitede bir damar erişim yolu (vasküler akses) sağlamak amacıyla atardamar ile toplardamarım arasında operasyonla bir bağlantı kurulması gerekmektedir. Bu işleme A-V (arteriovenöz) fistül açılması denilmektedir. A-V Fistül açılması çoğunlukla önkoldaki veya koldaki ya da çok nadiren bacaktaki atardamarlar ile o damara yakın yüzeyel toplardamarlar arasında bir bağlantı kurulması anlamına gelmektedir. Bu cerrahi bağlantı, atardamarla toplardamar arasında direkt olarak yapılabileceği gibi, araya özel sentetik greftler yerleştirilerek de yapılabilir. Daha önce oluşturulmuş A-V fistüllerde ya da A-V fistül greftlerinde yeterli bir fonksiyon olmadığı durumlarda ise onarım ameliyatları yapılabilir. Açılan A-V fistül ile hemodiyaliz için gerekli damar erişimine uygun toplardamarların gelişmesi amaçlanır. Kiniğimizde tüm damar erişim ameliyatları başarı ile yapılabilmektedir.

Koroner kalp hastalığını oluşturan risk faktörleri nelerdir? Nasıl korunabiliriz?

       Koroner kalp hastalığında değiştirilebilen ve değiştirilemeyen risk faktörleri vardır. Ailede erken yaşta kalp krizi geçiren bireylerin bulunması, erkek cinsiyet ve ileri yaş değiştirilemeyen risk faktörleridir. Değiştirilebilen önemli risk faktörleri ise sigara kullanımı, şeker hastalığı, hipertansiyon ile kan kolesterolü ve trigliseridlerin yüksekliğidir. Sigaranın bırakılması, kan yağlarının düşürülmesi, şeker hastalığının ve hipertansiyonun erken yaşlarda tanısının konularak etkin biçimde tedavi edilmesi koroner kalp hastalığını önler (birincil koruma). Her erişkin kan basınçlarını (Tansiyon) ölçtürmeli, normal ise en az 2,5 yılda bir tekrarlanmalıdır. Ailesinde hipertansiyon öyküsü olanlar, şeker hastaları, şişmanlar ve kan yağlarında yükseklik bulunanlar ölçümleri daha sık yaptırmalıdır. Hipertansiyon tek başına kalp hastalığı riskini 2-3 kat artırır. Bu nedenle hipertansiyon zamanında ve etkin şekilde tedavi edilmelidir. 20 yaş üzerindeki kişiler en az 5 yılda bir açlık kan yağları düzeylerini (toplam kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol, trigliserid) ölçtürmelidir. Kolesterol düzeylerindeki her yüzde 1’lik düşüşün koroner kalp hastalığı riskini yüzde 2 oranında azalttığı belirlenmiştir. 45 yaş üzerindeki her erişkin kan şekerini ölçtürmeli, değerler normal ise her 3 senede bir ölçümler tekrarlanmalıdır. Şişman olanlar, birinci derece yakınlarında şeker hastalığı olanlar, doğum ağırlığı yüksek bulunanlar, hipertansiyonu olanlar, HDL kolesterol 40 mg / dl nin altında ve trigliserid düzeyleri 250 mg / dl nin üzerinde olanlar ve daha önce kan şekeri ölçümleri yüksek bulunanlar kan şekeri ölçümlerini daha erken yaşlarda ve daha sık yaptırmalıdır. Kan şekeri yüksekliği tespit edildiğinde diyet ve ilaçla tedavi edilmeli, hastada diğer risk faktörleri de aranarak daha sıkı takip ve tedavi edilmelidir. Haftada 3-4 kez 30 dakika süre ile orta derecede dinamik egzersiz (tempolu yürüyüş gibi) yapılmalı, gün içerisindeki fizik aktivite artırılmalıdır. Birinci derecede akrabalarında koroner arter hastalığı olanlar risk faktörlerinin değerlendirilmesi için doktora başvurmalı. Hipertansiyon, şeker hastalığı, kan yağlarında yükseklik ve şişmanlık gibi risk faktörleri olanlar hekim kontrollerini aksatmamalıdırlar.

Enfarktüs ne demektir?

       Miyokard enfarktüsü, kalbi besleyen koroner damarların (Çok defa bir pıhtı) ile tıkanması sonucu oluşur. Böyle bir durumda tıkanmış olan koroner damarların beslediği kalp kası oksijensiz kaldığı için kalbin o bölgesinde bir harabiyet meydana gelir. Halk arasında kalp krizi olarak adlandırılan bu olay sırasında hastalardan üçte biri ani ölümle hayatını kaybetmektedir. Tıkanmış olan koroner damarın 2–4 saat içinde yapılacak girişimlerle yeniden açılması halinde kalp krizleri, enfarktüs oluşamadan atlatılabilir. Bunun için ileri teknoloji ile donatılmış, uzmanlaşmış doktor, hemşire ve teknisyen kadrolarının 24 saat çalıştığı kalp krizi merkezlerine ihtiyaç vardır. Bu merkezlerde kalp krizi geçirmekte olan hastalar derhal anjio laboratuvarına alınır, tıkalı olan kalp damarı katater yolu ile yerleştirilen bir stent ile açılarak enfarktüs önlenebilir. Kateter ile açılması mümkün değilse, hasta hemen koroner by pass ameliyatına alınarak miyokart enfarktüsü oluşmadan hayata döndürülebilir.

Koroner kalp hastalığının belirtileri nelerdir?

       Koroner kalp hastalığında kalbe kan götüren ve kalp kasının beslenmesini sağlayan atardamarların daralması ve kalbe yeteri kadar kan taşıyamaması söz konusudur. Atardamarlar damar sertliği plakları ile yavaş yavaş daraldığında, dinlenmede kalp adalesi yeteri kadar kanlanabilir ancak egzersiz sırasında kalp kasının oksijen ihtiyacı arttığı için daralmış koroner damarlardan kalp adalesine giden kan yeterli olmaz. Bu koşullarda hasta egzersiz sırasında göğüs ağrısı hisseder ve ağrı istirahatle veya damar genişletici ilaçlarla geçer. Ağrı her iki kola ve çeneye yayılabilir. Bazen mide ağrıları ile karışabilir. Egzersiz sırasında bayılma, egzersiz sırasında nefes darlığının olması yine koroner hastalığının belirtisi olabilir. Bu belirtilerin herhangi birinin bulunması durumunda doktora danışılmalı ve tetkikler yapılarak belirtilerin kalp hastalığına bağlı olup olmadığı ayırt edilmelidir. Özellikle yaşlılarda ve şeker hastalarında koroner arter hastalığı olduğu halde göğüs ağrısı olmayabilir. Bazen de damarda belirgin darlık yapmayan ancak kolesterolden zengin ve yumuşak plaklarda ani çatlama olur, plak içeriği kan ile temas eder ve vücut bunu bir damar yaralanması olarak algılayarak çatlamış olan plak üzerine pıhtı yığılır. Damar hızla ileri derecede daralarak dinlenmede şiddetli göğüs ağrısı olur. Damar tam olarak veya tama yakın tıkanırsa kalp krizi meydana gelir. Kalp krizinde bulantı, kusma, fenalık hissi, şiddetli göğüs ağrısı olur. Bu koşullarda zaman kaybetmeden hasta ambulansla en yakın hastaneye nakledilmelidir. Tedavinin başarısında zaman çok önemlidir.

Bir kimse hiçbir şikayeti olmadan kalp hastası olabilir mi?

       Damarlardaki daralma ancak yaklaşık yüzde 60-70 gibi ileri bir seviyeye geldikten sonra ancak şikayete yol açmaktadır, ki bu da oldukça ileri bir aşama demektir. Hastaların yaklaşık yüzde 30’unda ise kalp damarları tamamen tıkalı olmasına rağmen hiçbir şikayet ve bulgu vermemektedir. Hastalar bunu günün birinde kardiyoloji kontrolünde sürpriz olarak öğrenmektedirler. Bu oran diyabetik yani şeker hastalarında çok daha yüksektir. Şeker sinir uçlarını zayıflattığından, hasta herhangi bir şikâyet hissetmemektedir. Koşarken, yüzerken, spor yaparken vs. herhangi bir şikâyeti olmaması asla kalp damarlarının normal olduğu anlamına gelmemektedir.

Kalp-Damar hastalığının risk faktörleri nelerdir?

-Sigara

-Kolesterol yüksekliği

-Diyabet

-Hipertansiyon

-İleri yaş

-Erkek cinsiyet ve menopoz sonrası bayan cinsiyet

-Ailede kalp damar hastalığı hikayesi olması

-Göbek çevresinden alınan kilolar

-Fiziksel aktivitenin az olması

-Homosistein yüksekliği

-Hs-CRP yüksekliği

-Psikososyal stresler

Damar sertliği (ateroskleroz) nedir?

       Yaygın bir hastalık olan ve tüm damar sistemini etkileyen damar sertliğinin gelişimi çocukluk yaşlarından itibaren başlamaktadır. Hastalığın belirtilerinin ileri yaşlarda görülmesi nedeni ile erken yaşlarda tanısı zordur. Günümüz bilgilerine göre damar sertliği , belirli bir genetik altyapı ve riske sahip kişilerde, çevresel risk faktörlerinin etkisi ile ortaya çıkan bir durumdur. Damar sertliği oluşumunda yüksek kolesterolün yanında diyabet, hipertansiyon, sigara içimi ve genetik geçişin rolü kanıtlanmıştır. Yapılan çalışmalarda yüksek kolesterol düzeylerinin düşürülmesiyle, damar sertliği riskinin azaldığını gösteren oldukça fazla bulgu tedaviye yansımıştır.

Daralmış koroner damarlar neden göğüs ağrısına yol açar?

       Vücudun her yerinde o bölgeye kan, dolayısı ile de dokunun kullanacağı gıda maddeleri ve oksijeni taşıyan damar sistemleri vardır. Koroner damarlar da kalbin kendisini besler. Kalbi besleyen atardamarlarda daralma veya tıkanıklık olduğunda kalp gerekli gıda ve oksijeni alamaz. Kalp gereğinden daha az besin ve oksijenle çalışmak zorunda kalır. Fiziksel yorgunluk, stres ve ağır yemeklerden sonra kalbin daha fazla çalışması gerektiğinden oksijen ihtiyacı artar. Daralmış olan damar yatağı oksijen ihtiyacını karşılayamaz ve bu göğüs ağrısına neden olur. Kalp damarlarının hepsi açıksa sorun yoktur. Bir veya birkaçının iç hacmi daralmış ise göğüs ağrısı (anjina) oluşur. Eğer damar tamamen tıkanır ve kan akımı durursa, kalp krizi gelişir.

Kalbi durdurmadan kalp ameliyatları yapılabiliyor mu?

       Kalbi durdurmadan “atan kalpte” kalp ameliyatlarını uzun yıllardır yapmaktayız. Özellikle kalbin koroner damarlarının tıkalı olduğu hastalarda yaptığımız “koroner bypass” ameliyatlarının neredeyse 1/3’ünü kalbi durudurmadan yapmak mümkün. Bu duurumda bazı özel aletler ile kalbin o damarı sabitlenerek hareketsiz kılınmakta, kalp atmaya devam ederken yeni damar bağlantısı dakikalar içinde gerçekleştirilmektedir. Bu teknikle Hastalarda daha az kan kullanımı, yoğun bakımdan saatler içinde çıkma ve birkaç gün içinde evine gidebilme imkanı olmaktadır. Özellikle bu teknik; kalbi durdurmanın ve vücudu makinaya bağlamanın risk yaratacağı hastalarda daha tercih ettiğimiz bir uygulamadır.

Koroner bypass ameliyatı mı yoksa stent mi daha iyi ?

       Kalbi besleyen koroner damarlardaki tıkanıklıkların açılmasında ilk tercih çoğunlukla balon/stent uygulamalarıdır. Ancak bu işlemlerin tam ve eksiksiz yapılamadığı, kalp kasında zafiyetlerin oluştuğu ve stent tıkanmalarına bağlı hayati riskin olduğu durumlarda koroner bypass ameliyatı tedavi seçeneği olmaktadır. Bazı durumlarda da koroner bypass ameliyatı öncelikle tercih edilebilir. Milimetrik kalp damarları içine konulan ister  kaplamalı ister kaplamasız olsun sonuçta metal bazlı olan stentlerin açıklık oranları kullanılan bazı kan sulandırıcılarla uzun yıllara varsa da   koroner bypass ameliyatı ile kalbe bağlanacak ve özellikle de kalbin en önemli koroner damarı olan LAD’ye bağlanacak göğüs içi atardamarının (IMA) kalp damarlarının eşsiz uyumuna üstünlükten uzaktır. Bypass ameliyatıylakalbe bağlanan bu yeni damarların  on yıllarca (10 yıl %90 açık, 20 yıl %70 açık kalmaktadır) kalbi beslemesi mümkün olmaktadır. Bu damarın ince elastik yapısal özellikleri, ateroskleroza olan avantajları ve kalbe olan anatomik yakınlığı nedenleriyle “kalbin yedek damarı” demek yanlış olmaz. Kalp damarları tıkalı, kalp krizi geçirmiş yada geçirmemiş bir hastanın tedavi ve takibinin mutlaka kalp ameliyatları yapılan bir merkezde olmasını kardiyolog-kalp cerrahı birlikteliğinin olduğu merkezleri tercih etmesini öneririm. Çünkü ömür boyu sürecek bir hastalığın (ateroskleroz) neden olduğu bu duruma en uzun ve en etkili tedavi ne sadece stent nede cerrahi ile olacağını düşünmemek lazımdır. İki tedavi metodununda yeri geldiğince ardışık olarak kullanılması ile mükemmel neticelere ulaşılabilir. O nedenle iki sağlık profesyoneli arasındaki uyum çok önemlidir. Ne hasta erkenden kalp ameliyatına verilmeli nede hastanın bypass ameliyat şansı aşırı stent takılmalarıyla ortandan kaldırılmalıdır. Stent ve Koroner bypass ameliyatları birbirinin alternatifi olarak değil de birbirinin tamamlayıcısı olarak görülmelidir.

Göğüs kemiğini kesmeden kalp ameliyatları mümkün mü ?

       Tabii ki mümkün. Bazı koroner bypass, kalp kapak ve kalp deliği ameliyatlarında göğüs kemiğini kesmeden sağ veya sol kaburgalar arasındaki bölümlerden ameliyatları gerçekleştirmek mümkün olmaktadır. Buna karar verirken hastamızın isteği yanında yapılacak ameliyatın özelliklerinde bu girişime uygun olması gerekir. Sonuçta önemli olan hastamızın kalp ameliyatının en iyi, en doğru ve en güvenli bir şekilde yapılmasıdır.

Kalp ameliyatlarında risk nedir ?

       Her cerrahi operasyonda olduğu gibi kalp ameliyatlarında da bir miktar risk vardır. Son yıllarda biyomedikal ve teknolojik gelişmeler, kalp cerrahi yöntemlerindeki rafinerizasyonlar sayesinde kalp ameliyatlarında hastanın hayatını kaybetme riski genel olarak %1-2’ye gelmiştir. Ameliyat öncesi hastanın sağlığıyla ilgili bazı kriterlerin skorlanması ile risk oranını tespit etmek ve bunu hastamızla paylaşmak mümkündür. Temel etik ilke gereği ameliyat öncesi karar görüşmelerinde cerrahın bu ameliyattaki deneyimi yanında hastaya özel hesaplanmış bu riskte söylenmelidir. Hastanın ve yakınlarının bunu bilmesi en doğal haklarıdır. Bazı özellikli ameliyatlarda risk oranları haliyle daha yüksek olabilir, ancak bunlara rağmen bir cerrah hastasına kalp ameliyatını öneriyorsa; düşünülmesi gereken; hastanın ameliyat edilmediğinde hayatını kaybetme riskinin, cerrahın söylediği riskin kat ve kat üstünde olduğunun bilinmesidir.

Kalp ameliyatında hastanede kaç gün yatılmaktadır? Normal hayata geçiş ne kadar zamanda olur ?

       Genellikle kalp ameliyatı olacak hastamızı ameliyattan bir gün önce yatırmakta ve hazırlıklarını başlatmaktayız. Gün boyu yapılan incelemelerde ameliyata engel bir tıbbi durum yoksa ertesi sabah operasyon gerçekleşmektedir. Genellikle 4-5 saatlik bir operasyon yapılmaktadır. Ameliyatlarda kalbe müdahale genellikle bu sürenin 30-90 dakikalık bölümünü oluşturur. Geri kalan süre anestezi hazırlığı, göğÜsün açılması, kalbin ve dolaşımın Kalp&Akciğer makinasına bağlanması, işlem sonrası kanama kontrolleri, makinadan çıkış, kanüllerin çıkarılması ve göğüsün kapatılması gibi süreçlere aittir. Yoğun bakıma uyuyarak getirilen hasta bu süreçte ağzındaki bir tüp sayesinde solunum makinasına bağlıdır. Birkaç saat sonra kendine geldiğinde bu tü çıkarılarak makinadan ayrılması gerçekleştirilir. Geceyi yoğun bakımda geçiren hastamız ertesi sabah ayağa kaldırılarak mobilize edilir ve son kontrolleri yapılarak klinikteki odasına alınır. Genellikle 3-4 günlük klinik kalış süresince bol bol yürüyüş, solunum egzersizleri ve tıbbi bilgilendirmeler yapılır. Sonuçta kalp ameliyatlarının çoğunluğunda 1 gecesi yoğun bakımda olmak üzere 5-6 günlük bir süreç yaşanmaktadır. Hastanın normal hayata geçişi, genellikle kişisel özelliklere ve geçirdiği ameliyata bağlı olmakla beraber eve gittikten 1 hafta sonra dışarıda gezmesi, 1-1.5 ay sonra yan yatmaya başlaması, ağırlık kaldırabilmesi ve normal sosyal yaşantısına dönebilmesi mümkün olmaktadır.

Kalp ameliyatı olan hasta halk arasındaki söylendiği gibi “yarım insan” mı olmaktadır ?

       Aslında bu söylenti ve inanışın tam tersi geçerlidir. Hemen hemen her hastama dediğim gibi, aslında hastalarımız ameliyat öncesi “yarım insan”dırlar. Çünkü kalp ameliyatı gerekli olan kalpler, her an hastanın hayatını kaybettirecek hasta kalplerdir. Halbuki, ameliyat ile düzeltilen bir kalp sayesinde hasta “tam ve sağlam” bir insana dönüşmektedir.

Kalp kapaklarında oluşan ciddi darlık veya yetersizlik durumlarında ameliyat mı olmalı yoksa kateter kapaklar mı tercih edilmeli ?

       Kalp kapaklarında meydana gelen hastalıklar, kapak fonksiyonlarını bozarak kalpte büyüme ve çalışma bozuklukları yaptıkları gibi kalp içinde pıhtı oluşması ve beyine atması sonucu felç ve ölümcül durumlar yaratabilirler. Bu durumların olmaması ve hayatiyetin sürmesi için kalp kapaklarının tamiri yada protez bir kapakla (mekanik yada biyolojik doku kapakları-Sığır, at, v.b) değiştirilmesi gerekmektedir. Bu işlemler; normal klasik açık kalp ameliyatı şeklinde olabileceği gibi koltukaltı, kaburgalar arası yada göğüsten açılan deliklerinden (robotic) tamir şeklinde de yapılabilmektedir. Bu işlemlerde hastalıklı kalp kapağının bizzat görülerek hafif derece riskle (%3-5) ameliyat edilmesi söz konusudur. Bazı hastalarımızın genel durumlarının uygun olmaması yada başka sistem hastalıkları nedeniyle açık kalp ameliyatının yüksek riskli olduğu durumlar olabilir. Bu gibi durumlarda stent-kapak uygulamaları tercih edilmektedir. Yeni teknoloji ürünü bu sistemlerin içinde doku kapakları bulunmaktadır. O nedenle, ameliyat ile takılan mekanik kapaklara gibi on yıllarca kullanımları konusu henüz aydınlatılmış değildir. Özellikle ileri yaştaki (75 yaş ve üstü), aort darlıklı hastalarda (TAVI) uygulanabilmektedir. Bu işlemde de kalp cerrahı ve kardiyolog birlikte çalışmakta ve işlem kateter-anjio odasında gerçekleştirilmektedir. Kalbin Mitral kapağındaki yetersizlik durumlarında kapakların uçuna mandal takma (Mitroclip) işlemi de yapılabilmektedir. Tüm bu durumlarda hangi yöntemin tercih edileceği, kalp cerrahları ve kardiyologların oluşturduğu kalp ekibinin hastanın özelliklerine göre belirleneceği unutulmamalıdır.

Kalp ilaçları neden ömür boyu kullanılıyor?

       Kalp damarların daralma ile seyreden koroner arter hastalığı, kalp hastalıkları arasında en sık görülenidir. Bu hastalık müzmin bir hastalıktır. Bypass veya stent uygulansa bile kalp damarlarında daralma veya tıkanmaya neden esas hastalık süreci devam etmektedir. Bu süreci yavaşlatmak için ilaç tedavisi gerekir. Hastalık ömür boyu devam ettiği için tedavi de kullanılan ilaçları da ömür boyu kullanmak gerekir. Oldukça sık görülen bir başka kalp hastalığı kalp yetmezliğidir. Kalp yetmezliğinin bazı türleri hariç büyük çoğunluğu ömür boyu devam eder ve ömür boyu ilaç tedavisi gerektirir. Başlıca diğer kalp hastalıkları kalp kapak hastalıkları, doğumsal kalp hastalıkları ve ritim bozuklarıdır. Kapak hastalıklarının çoğu mekanik protez kapak değişimi ile tedavi edilir. Protez kapak taşıyan hastalar, mekanik protez kapağın pıhtıya neden olmaması için ömür boyu kan sulandırıcı ilaç almaları gerekir. Bazı doğumsal kalp hastalıkları ve bazı ritim bozukluklarının kesin tedavisi vardır. Kesin tedavi edilemeyenler ömür boyu ilaç tedavisi gerektirebilir. Kolesterol yüksekliği ve hipertansiyon kalp hastalıkları için en önemli risk faktörleridir. Kalp damarlarında tıkanıklık olan hastaların kolesterol düşürücü ilaç almaları gerekir. Kalp damarlarında tıkanma olmayan ancak koroner arter hastalığı riski yüksek olan kişilerin, kötü kolesterol düzeyi belli bir rakamın üzerinde ise bunların da kolesterol düşürücü ilaç almaları gerekir. Kandaki kolesterol çoğu (yaklaşık %80) vücutta üretilir. Yani dışarıdan hiç kolesterol almasak bile kan kolesterol düzeyini çok fazla düşmesi mümkün değildir. Kolesterol ilaçları vücutta kolesterol üretimini azaltarak kolesterolde düşme sağlar. Ancak ilacın etkisi kullanıldığı sürece vardır. Yani ilaç kesildiğinde kolesterol üretimi tekrar yükselir ve kolesterol yaklaşık bir ay içinde eski seviyesine geri gelir. Kolesterol düşürücü ilaçlar başlandıktan sonra kolesterol düşünce ilacın kesilmesi sık yapılan bir hatadır. Eğer doktorunuz kolesterol ilacına gerek görmüş ise bu tedavi ömür boyu sürmesi gereken bir tedavidir. Aynı nedenle hipertansiyon da ömür boyu tedavi gerektirir. Hipertansiyon ilaçları kullanıldığı sürece kan basıncı düşürür ve ilaç kesilirse kan basıncı tekrar yükselir.