Anabilim Dalımız kurulduğu 1979 yılından itibaren Doğu Anadolu Bölgesindeki en önemli Beyin ve Sinir Cerrahisi merkezi olma özelliğini korumaktadır. Hızla gelişen sinir sistemi cerrahisi bilimine her dönemde ayak uydurabilmeyi başarmış merkezimizde eğitim ve klinik hizmetleri güncel bilimin eşliğinde başarı ile uygulanmaktadır. Klinik eğitim programının misyonu  nöroşirürjikal eğitimi ve hasta bakımını mükemmelleştirmektir. Bu amaçla anabilim dalımızda Türk Nöroşirürji Derneği Yeterlilik Kurulunun nöroşirürji çekirdek müfredatı uygulanmaktadır.

        Modern nöroşirürjikal uygulamalar her biri kendi alanında deneyimli öğretim üyeleri tarafından dünya standartları ölçüsünde yapılmaktadır.

      Her türlü modern teknik donanıma sahip olan bölümümüzde nörovasküler, nöroonkoloji, nörotravmatoloji, pediatrik nöroşirürji, fonksiyonel nöroşirürji, spinal cerrahi ve nöroendoskopi alt çalışma grupları mevcuttur.

          9 öğretim üyesi, 7 araştırma görevlisi, 15 hemşire ve 17 personel ile yıllık yaklaşık 2500 hastaya yataklı, 20000 hastaya ayaktan tedavi hizmeti verilmektedir.

     Öğretim Üyesi

  1. Prof.Dr.Hakan Hadi KADIOĞLU (Anabilim Dalı Başkanı)
  2. Prof.Dr. Mehmet Dumlu AYDIN
  3. Prof.Dr. Gökşin ŞENGÜL
  4. Doç.Dr.Mürteza ÇAKIR
  5. Dr.Öğr.Üyesi Mete ZEYNAL
  6. Dr.Öğr.Üyesi Mehmet Kürşat KARADAĞ
  7. Dr.Öğr.Üyesi Mehmet Hakan ŞAHİN

 

     Asistan Doktorlar

Arş. Gör. Dr. Caner Fahrettin KARA

Arş. Gör. Dr. Furkan İlteber DAYI

Arş. Gör. Dr. Temirlan CHYNDOLOTOV

Arş. Gör. Dr. Muhammet ELVEREN

Arş. Gör. Dr. Ufuk TEMTEK

Arş. Gör. Dr. Tohid VAHEDKHAJEHPASHA

Arş. Gör. Dr. Elshan OJAGOV

Arş. Gör. Dr. Şahabeddin Canımoğlu KAPLAN

 

       Kliniğimizde beyin damarlar hastalıklarına yönelik mikrocerrahi ve endovasküler tedavi yöntemleri, nöroonkolojik hastalıklarda nöronavigasyon ve nöromonitörizasyon eşliğinde mikrocerrahisi, travma hastalarına yönelik güncel tüm tedavi yöntemleri, çocukluk çağı nöroşirürjikal hastalıklarına(hidrosefali, doğumsal anomaliler, tümörler, beyin damar hastalıkları gibi) yönelik cerrahi tedaviler, Parkinson hastalığı gibi hareket bozukluğuna sebep olan hastalıkların cerrahi tedavisi, omurgalara ait disk hernisinin mikrocerahi tedavisi, skolyoz ve diğer dejeneratif omurga hastalıklarının cerrahi tedavisi, omurga tümörlerinin cerrahi tedavisi ve spinal enjeksiyon ile ağrı tedavisi, ayrıca nöroendoskopi yolu ile hipofiz adenomları başta olmak üzere beyin dokusundaki çeşitli tümörler, kistler ve benzeri hastalıkların tedavisi rutin bir şekilde uygulanmaktadır.

Bel Ağrısı

       Belimiz 5 adet omurgadan ve omurga aralarında disk denilen yastıklardan oluşan bir yapıya sahiptir. Gövdemizden gelen yükü kalçaya bacaklara aktarma ve postürümüzü (duruşumuzu) sağlama görevleri vardır. Gövdemize destek olarak dik durmamızı sağlarken, aynı zamanda her yöne eğilme hareketleri yapmamıza izin verir. Omurlar birbirine disk yastıkları ve faset eklemi denilen eklemler ile bağlıdır. Bu ana bağlantıların yanı sıra omurların çevresinde destek bağ ve kas dokusu sayesinde omurlar birbirine sıkıca bağlı halde durur. Tüm bu yapılar uyum içerisinde gövdenin yükünü taşıyıp, dik pozisyonda durmamızı sağlarken belirli hareketlerimize izin verir. Tüm yapıları sağlıklı bir bel, ağrıya yol açmaz

       Bel ağrısı erişkinlerde çok yaygın görülen bir hastalıktır. Tüm erişkinlerin yaklaşık %80’i yaşamları boyunca en az bir kez bel ağrısı atağı geçirirler. Yaşamın belirli bir kesitinde tüm erişkinler aynı anda sorgulanabilse %15’in bel ağrısı olduğu görülür. Bel ağrısı travma, ağırlık kaldırma veya yapılan ters bir harekete bağlı oluşabilirken, bilinen bir neden olmadan da meydana gelebilir. Ağrı aniden veya şiddeti giderek artan bir şekilde başlayabilir. Bel ağrısı derinden gelen bir sızı, yanma şeklinde olabilir. Bel ağrısına tek tarafl ı veya çift tarafl ı kalçaya veya uyluğa yansıyan ağrı eşlik edebilir.

 

Bel Ağrısının Nedeni Nedir?

       Bel ağrısının gerçek kaynağını bulmak zordur. Diskin kendisi, çevredeki bağ ve kas dokusu, faset eklemleri ve ligamentleri, kıkırdak yapılar ağrı kaynağı olabilir.

Bel ve bacak ağrısı nedenleri:

  • Omurilik kökenli

                               ❍  Multibl skleroz

                               ❍   Omurilik tümörleri (epandimom, astrositom)

  • Sinir kökü basısı kökenli

                               ❍  Disk hernisi, lomber stenoz, spondilolistezis

                               ❍  Spondiloartropati

                               ❍  Metabolik (osteoporoz, Paget hast)

                               ❍  Omurga tümörleri (metastaz, primer)

                               ❍  Omurga dışı tümörler (nörofi brom, meningiom,

                                epandimom)

                               ❍  İnfeksiyonlar (brusella, osteomyelit, diskit, tüberküloz)

                               ❍  Travma

                               ❍  Konjenital (perinöral kist, gergin omurilik send)

  • Alt karın içi kökenli

                               ❍ Abdominal tümör

                               ❍  Retroperitoneal hematom / infeksiyon

                               ❍  Pelviste kırık

  • Bacağa giden sinir kökenli

                               ❍  Diabetus mellitus

                               ❍  Travma

                               ❍  Tuzak nöropatileri

                               ❍  Tümör

       En sık bel ağrısı nedeni disk kökenli ağrılardır. Yaşlanma ile beraber diskin içeriğinde su oranı azalır. Yapı değişikliğine bağlı çevreye yansıttığı yüklerin dağılımı değişir.

       Sonuç olarak küçük travmalar ile zayıfl ayan anulus fi brosus tabakasında yırtık oluşur. Tüm bu değişikler disk kaynaklı ağrıya yol açar. Diskin yapısındaki bozukluk bir bütün yapı olan omurga segmentinin diğer yapılarında da bozulmaya yol açabilir. Bu durumda diğer yapılardan kaynaklı ağrıda gelişebilir. Bu süreç diskin kendini onarması ile sonuçlanabileceği gibi, iç tabakanın sinirlere doğru taşması şeklinde tanımlanabilecek disk hernisine ya da kemik yapının kuvvet dağılımındaki bozulmaya bağlı olarak yapı değişikliği göstermesinden dolayı lomber dar kanal veya bel kayması olarak tanımlanan hastalıklara yol açabilir.

 

Bel Ağrısı Ne Kadar Sürer?

       Bel ağrısı atağı, ağrı kaynağı neresi olursa olsun, belli bir süre sonra, dokunun kendisini onarmasına bağlı olarak kendiliğinden geçer. Bel ağrılarının yaklaşık %50’si 2 hafta, %80’i 6 hafta içerinde azalarak geçer. Bir kez bel ağrısı atağı geçiren kişilerin %30’unda bel ağrısı tekrarlayabilir ve kronikleşebilir. Altı hafta geçmesine rağmen geçmeyen bel ağrısı kronikleşmiş sayılır.

 

Ne Yapmalı?

       Nadir de olsa bel ağrısı başka bir hastalık belirtisi olarak başlayabileceği için, bel ağrısı atağı geçiren kişinin bir hekime başvurmasında yarar vardır. Ağrıyla beraber seyreden ateş, terleme, kilo kaybı gibi belirtilerin olup olmadığı hekim tarafından değerlendirilir.

       Bel ağrısının doğal seyri kendiliğinden iyileşmektir. Fakat bu ağrılı dönemin daha rahat geçirilmesi için hekim bazı önerilerde bulunabilir. Kısa süreli (4 gün) yatak istirahatı, ağrı kesici ve adale gevşetici ilaçlar bu önerilerden bazılarıdır. Bu süreçte hekimin saptadığı başka hastalık belirtisi yoksa direk grafi, manyetik rezonans görüntüleme gibi radyolojik incelemelere gerek yoktur. Altı hafta geçmesine rağmen bel ağrısı devam ederse radyolojik inceleme yapılır.

       Akut ağrı atağında kısa süreli yatak istirahatı, belin üzerine binen yükü azaltacağı için yararlıdır. Ancak yatak istirahatı 4 günü geçerse, omurganın etrafında bulunan destek kasları zayıfl ayacağından, yaradan çok zarar verebilir. Sanılanın aksine sert bir zeminde yatak istirahatı uygun değildir. Önemli olan yatağın konduğu zeminin sert olmasıdır.

Bel Fıtığı Cerrahisinde Açık Diskektomi Ve Mikrodiskektomi

Açık Diskektomive Mikrodiskektomi Nedir?

       Diskektomi, bel fıtıklarında kullanılan en yaygın cerrahi tedavidir. Omurlar arası diskler, omurganın kemikleri arasında bulunan ve omurları birleştiren, omurlara sıkıca yapışık maddelerdir. Diskin ‘anulus fibrosus’ denilen dış yüzeyi yaşa ve zedelenmelere bağlı olarak güçsüzleştiğinde yırtılmalar meydana gelir. Diskin içteki yumuşak, esnekliği sağlayan ve’nükleus pulposus’olarak adlandırılan parçasında bozulmalar olur, yerinden oynar ve dış tabakadaki yırtıklardan dışarıya doğru taşar. Diskin kayması, sarkması ve bombeleşmesine fıtıklaşma denir. Tıp literatüründe ise disk fıtıklaşması, disk hernisi olarak adlandırılır. İçteki disk materyalinin arka dış yüzey sınırını aşmasıyla, çok hassas sinir dokusuna baskı yapabilir. Taşmış disk sinir kökünü sıkıştırabilir ya da zedeleyebilir ve sonuçta tek veya her iki bacağa yansıyan ağrıya, etkilediği sinir kökü veya sinir köklerine bağlı olarak güç kaybı ve uyuşukluğa neden olabilir. Diskektomi, fıtıklaşmış disk parçalarını ve bozulan kısımlarını çıkarmak, böylece sinir kökündeki baskıyı hafifletmek ve ağrıyı dindirmek için yapılır.

       Disk cerrahisi, omurganın üst kısmındaki deride küçük kesiyi, bazı ligament ve kemik materyallerinin alınmasını ve disk parçalarının ortadan kaldırılmasını içerir.

       Açık diskektomi son 60 yıldır uygulanmaktadır. Hekimler gelişmiş teşhis kolaylaştırıcı yöntemler’manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) ile daha iyi ameliyat planları yaparak bu cerrahi yaklaşımı geliştirmiştir.

       Mikrodiskektomide ise daha küçük cilt keşişi (1.5-2 cm) yapılır. Kas dokusu çok az sıyrılır, daha az kemik alınır. Mikrodisketomi mikroskop ve mikrocerrahi aletler kullanılarak yapıldığı için, sinir zedelenme ihtimali oldukça düşüktür. Cerrahi sonrası hasta daha çabuk işe döner.

       Şekil: Sinir köküne bası yapan disk hernisi görünümü

 

Diskektomiye Kimler İhtiyaç Duyar?

       Disk hernili tüm hastalar açık diskektomi işlemine aday değildir. Çoğu insanda dinlenme, fizik tedavi, analjezik- antiinflamatuvar kullanımı ve epidural enjeksiyonlar gibi konservatif tedavilerle ağrı hafiflemesi görülebilir. Fakat, bazen ağrılar bu tür tedavilere yanıt vermez ve cerrahi müdahaleler gerekebilir.

       Bel ya da bacak ağrıları konservatif tedavilere cevap vermez ve 4-6 hafta veya daha uzun sürerse hekimler, ağrının kaynağını tespit etmek için tanı koyucu testler; düz grafi, MRG ya da BT gibi, görüntüleme yöntemleri isteyebilirler. Disk hernisi tanısı doğrulanırsa açık diskektomi veya mikrodiskektomi tavsiye edilebilir.

       Bazı disk hernileri endoskopik olarak, daha küçük bir insizyondan, özel aletler kullanılarak lokal anestezi altında çıkarılabilir. Fakat açık diskektomi veya mikrodiskektomi, diskin taşmasının belirginleşmesi veya diskin kopması sonucu çok fazla ağrı ve güçsüzlüğe neden olabileceğinden disk hernisinin cerrahi tedavisi için hâlâ “altın standart” olarak kabul edilmektedir.

       Açık diskektomi cerrahın, cerrahi bölgeyi en iyi şekilde görebilmesine ve keşfetmesine olanak sağlar.

 

Açık Diskektomi Ve Mikrodiskektomi Nasıl Gerçekleştirilir?

       Açık diskektomi genellikle genel anestezi (hasta şuuru kapalı uyur durumda) altında gerçekleştirilir ve tipik olarak bir gün hastanede yatışı gerektirir. Hasta yüzüstü yatarken veya diz – dirsek dayalı çömelmiş pozisyondayken gerçekleştirilir. Uygulama, omurganın etkilenmiş bölgesinin üstündeki deride açılmış yaklaşık 2-4 cm’lik bir insizyondan yapılır. Kas dokusu, etkilenmiş diskin altındaki ve üstündeki kemiklerden sıyrılır, ekartör kas ve deriyi cerrahi bölgeden uzaklaştırır ve böylece cerrah, omurga ve diski daha rahat görebilir. Bazı durumlarda daha iyi bir bakış açısına sahip olabilmek için kemik ve ligamentler ortadan kaldırılabilir, böylece sinir kökünü zedelemeden bombeleşmiş, bozulmuş diske erişim sağlanmış olur. Bu işlem, kemiğin alınma miktarına bağlı olarak laminektomi ya da laminotomi olarak adlandırılır.Cerrah omuru, diski ve diğer çevreleyen yapıları bu şekilde görebilir. Bu ilemleri takiben disk duvarından çıkıntı yapan disk parçaları ve diskten çıkarılabilecek disk parçaları ortadan kaldırılır.

       Mikrodiskektomide bu işlem sıklıkla büyütme altında cerrahi mikroskopla yapılır. Daha küçük keşi yapılır, kas dokusu daha az sıyrılır ve daha iyi görüş sağlanır. Ortadan kaldırılan disk dokusunun yerine hiçbir madde kullanılmaz. İnsizyon daha sonra dikişle kapatılır ve hasta iyileşme odasına alınır.

 

Cerrahiden Sonra Ne Olur?

       Cerrahiden sonra insizyon bölgesinde ağrı hissedebilirsiniz ve cerrahiden hemen sonra ağrı tamamıyla yok olmayabilir. Doktorunuz ameliyat sonrası sürecinizi kolaylaştırmak için ağrı tedavisi düzenleyebilir. Derin nefes alma tekniklerini öğreneceksiniz ve genel anestezi sebebiyle oluşabilecek sekresyonları akciğerlerinizden atmak için öksürmeniz istenecek. Anesteziden kurtulur kurtulmaz yürümeye başlamanız (genellikle 6 saat sonra) ve iyileşmenize yardım etmesi için refakatçi bulundurmanız önerilir.

       Hastaneden ayrılmadan önce, merdiven çıkma, oturma ve araba ya da yataktan çıkma gibi aktiviteleriniz sırasında kendinizi rahat hissetmeniz için nelere dikkat etmeniz gerektiği anlatılır. Hastaneden çıkarıldığınızda, doktorunuz kondüsyonunuza uygun fiziksel terapi ayarlayabilir.

       Cerrahiden sonraki ilk 4 hafta içinde uzun süre oturmamak, 5 kilogramdan ağır nesneleri kaldırmamak, aşırı eğilmemek ve gerilmemek gibi bazı kısıtlamalar getirilebilir. Ayrıca doktorunuz izin verene kadar otomobil kullanmayı denememelisiniz.

 

Cerrahiden Sonra Hangi Aktiviteleri Yapabilirim?

       Yürüyüş deneyeceğiniz ilk fiziksel aktivitedir. Yürüyüş, ameliyat bölgesindeki doku yaraları riskini azaltacağı gibi omurganın hareket yeteneğini de sürdürmesine olanak sağlayacaktır. Birkaç hafta içinde bisiklet kullanmanıza ve yüzmenize de izin verilebilir. Düzgün fiziksel terapi, iyileşmenizi en üst düzeye çıkarabilir.

       Fiziksel uğraş gerektirmeyen meslekte çalışanlar 2-4 haftada veya daha az bir zamanda işlerine dönebilirler. Ağır kaldırma veya kuvvetli titreşimli makineleri kontrol etmekle ilgili mesleklerle uğraşanlar geri dönebilmek için cerrahiden sonraki 6-8 hafta beklemek zorunda kalabilirler. Fizik tedavinin iyileşmenizde rolü olabilir.

 

Komplikasyonlar Mümkün Müdür?

       Açık diskektomiden kaynaklanabilecek muhtemel komplikasyonlar kanama, enfeksiyon, beyin omurilik sıvı sızıntısı, omurgaya yakın atardamarlarda ve toplar damarlarda yaralanma, sinir kökünde veya çevreleyen koruyucu tabakada (dura mater) meydana gelen hasarları içerir.

Ayrıca aynı diskte cerrahiden sonra tekrar (nüks) disk hernisi oluşabilir. Tekrarlayan disk hernisi, açık diskektomi sonrası % 5-10 oranında görülen bir durumdur.

       Tüm cerrahi yöntemler komplikasyon riski taşır ve tüm riskler hakkında cerrahi girişim öncesi cerrahınızla konuşulmalıdır. Aşırı kanama, kızarıklık, ameliyat bölgesinden sızıntı, ateş, güçsüzlük, bacaklarda uyuşukluk veya idrarla ilgili problemler belli uyarı işaretleridir. Endişe verici bir belirtiyle karşılaşırsanız doktorunuza bunu belirtin.

 

Diskektomi Nasıl Başarılı Olur?

       Tıbbi çalışmalar, açık diskektomi tedavisini gerektiren durumlarda %80-90 başarı olduğunu göstermiştir. Mikrodiskektomide bu oran biraz daha yüksektir. Çalışmalara göre, radiküler ağrıları (bu bacaklara yayılan ağrıdır) olanlar, bel ağrıları şikayetiyle açık diskektomi olanlardan daha fazla yarar görürler.

       Etkinliği yükseltmek için, açık diskektomi ısrarlı, şiddetli kalça ve bacak ağrıları veya güçsüzlükleri yaşayan insanlar için uygundur. Bel veya bacak ağrılarınız bu seviyede değilse açık diskektomi sizin için tavsiye edilebilir bir yöntem olmayabilir, o zaman konservatif tedavilerle veya daha az invaziv terapilerle iyi labilirsiniz.

       Bel veya bacak ağrılarınız varsa herhangi bir yöntem uygulanmadan önce ağrılarınızla ilgili doktorunuzla konuşup mümkün olan tüm tedavi olasılıklarını değerlendirmelisiniz.

Omurilik Yaralanmaları

   Omurilik yaralanmaları, omurganın içinde bulunan sinir dokusunun, travma ya da başka nedenlerle oluşan yaralanmaların genel adıdır. Boyun ve göğüs bölgelerinde omurganın içindeki kanal içerisinden geçen sinir dokusuna omurilik, bunların aşağısında kalan kısımlarına ise sinir liflerinin at kuyruğu şeklinde toplanması nedeniyle latince kauda equina denir.

   Sağlıklı bir insanda omurilik ve sinirler; kollar, bacaklar ve beyin arasında sinir iletimini sağlar ve bunun sayesinde hareket edilebilir ve hissedilebiliriz. Eğer sinir dokusu yaralanırsa (örneğin omurga kırıklarında) bu durum duyu kayıplarına, tam ya da kısmi hareket kayıplarına yani felçlere neden olabilir.

   Bazı kırıklarda sinirler hasar görmeyebilir. Bazı kırıklarda ise sinirlerde geçici veya kalıcı hasarlar oluşabilir. Bu tür yaralanmaların tanısı röntgen, bilgisayarlı tomografi ve bazen de MR ile görülerek konur.

   Kırıkların tedavisi; korse ile desteklenerek, cerrahi yöntemlerle müdahale edilerek ya da her ikisi ile birlikte mümkündür.

Omurilik Yaralanmalarının Etkileri Nelerdir?

   Omurilik yaralanmaları hem hastaların kendilerini hem de ailelerini ilgilendiren bir hastalıktır. Bu tür yaralanmalar toplum sağlığı açısından da oldukça önemlidir.

   Son 50 yılda yapılan çalışmalar, omurilik yaralanmaları açısından bakış açımızı oldukça değiştirmiştir. En önemli gelişmeler, kazadan sonra hastanın bir an önce sabitlenmesi ve kıpırdatılmaması ile toplumun kaza sırasında değerlendirmenin nasıl yapılacağı hakkında bilgilendirilmesi olmuştur. Ek olarak, yeni teknoloji ve ilaç tedavisinin gelişmesiyle başarı oranı günden güne artmaktadır.

   Ne yazık ki, bazı hareket kayıplarının günümüzde de tamamen tedavi şansı yoktur.

   Omurilik yaralanması olan hastalar, hayatlarının ileriki dönemlerinde başka problemlere de eğilimli olacaklardır. Bu problemlere: siringomyeli yani omurga içerisinde zararlı ve olmaması gereken sıvı birikimi, omurgada ilerleyici şekil değişikliği ve kronik uzun süre devam eden ağrı gelişimi örnek verilebilir. Bu tür beklenmeyen hastalıkların cerrahi yöntemlerle iyileştirilmesi mümkündür.

Konu Hakkındaki Araştırmalar Ne Durumda?

   Omurilik yaralanmaları hakkındaki bilimsel çalışmalar dünyanın her yerinde devam etmektedir. Konuyla ilgili çalışmalar 2 ana kategoriye ayrılmaktadır; ilaç tedavisi ve organ nakli ile omurilik tamiri.

   İlaç araştırmaları, yaralanmanın olabildiğince erken döneminde işe yarayan ve ikincil olarak gelişebilecek hasarları önlemeye yönelik bir ilaç üzerinedir.

   Organ nakli çalışmaları ise; önemli süreğen yani kalıcı yaralanmaları hücresel anlamda tedavi etmeye yöneliktir. Bu hücreler ise schavvann ve glia hücreleri ile ceninden alınan omurilik ve kök hücreleridir.

   Eğer bu ilaç tedavisi ve organ nakli teknolojileri geliştirilebilirse, en başarılı tedavi yöntemi olacaktır.

Mümkün Olan Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

   Omurilik yaralanması olan hastalar için ilk tedavi yaklaşımı, hastanın sinir zedelenmesinin engellenmesi ve daha sonra da tamamen iyileştirilmesidir. Yaralanmanın tipine bağlı olarak tedavi seçeneğimiz sadece bir boyunluk takılması, Halo çeket denilen özel bir ortez yerleştirilmesi olabilir. Birçok olguda cerrahi müdahale gerekli olabilir. Cerrahi müdahale kararı hastanın omurilik dışı yaralanmalarının varlığına ve türüne göre verilir.

   Cerrahi genellikle omurilik üzerinde uzmanlaşmış bir beyin cerrahı uzmanı tarafından yapılır. Ameliyat yaralanmış omurgayı titanyum vida, çubuk ve benzeri materyallerle sabitleme amaçlı yapılır. Bozulan omurga dizilimi düzeltilir, omurilik üzerindeki bası kaldırılır. Cerrahi müdahalenin bir parçası olarak kemik tamamen çıkarılabilir veya bir kısmı alınabilir.

   Yaralanma veya cerrahi sonrası hastanede kalmanın amacı, ikincil olarak gelişebilecek problemleri önlemek ve tedavi etmektir. Bu muhtemel sorunlar; kalp hızında dalgalanmalar, kan basıncı (tansiyon) değişiklikleri, solunum sıkıntısı, ciltte basınca aşırı duyarlılık ve bacaklarda meydana gelebilecek kan pıhtıları gibi sorunlardır.

   Hasta tıbbi anlamda toparlanır toparlanmaz fiziksel ve davranışsal tedaviye geçilir. Bu dönemi bazı merkezler rehabilitasyon ünitesi adı verilen bölümlerde yapmaktadır. Fiziksel ve davranışsal tedavi, kas güçlendirme, hastaların günlük hayatta kullanacakları fiziksel kapasiteyi nasıl artıracaklarının öğretilmesi ve bağırsak, idrar torbası ve cinsel yaşamlarının daha iyi bir hale gelmesi için strateji belirleme gibi konuları içerir.

   Spastisite (kontrol edilemeyen kas kasılmaları) ve kronik (süreğen) sinir ağrıları, omurilikyaralanmalarında sık görülen sorunlardır.

Omurilik Yaralanmaları Nasıl Önlenebilir?

   Hepsinde olmasa da riskli ya da tehlikeli aktivitelerin çoğunda omurilik yaralanması riski vardır. Önleme konusundaki ilk basamak, omurilik yaralanmalarının nasıl oluştuğu ve nedenleri hakkında eğitimdir.

   Omurilik yaralanmalarını önlemek amacıyla çocuklar ve genç yetişkinler eğitilmeli ve bilinçlendirilmelidir.

   Güvenli ve alkol alınmadan araç kullanımının önemi de unutulmamalıdır. Tüm sürücülerin omurilik zedelenmesi ve bunun sonuçları yönünden bilgilendirilmesi gerekir. Toplumun bu konuda bilgilendirilmesi, omurilik zedelenmesi sıklığını azaltacaktır.

Beklentim Ne Olmalı?

   Bazı durumlarda, hastalığın durumunu ve fiziksel hareketlerin durumunu değerlendirmek için cesur olunmalıdır. Beyin cerrahı, hastanın nörolojik muayenesini, yaşını, radyolojik bulgularını (röntgen, bilgisayarlı tomografi ve MR) ve diğer klinik bilgisini hastaya ve yakınlarına yardımcı olmak amacıyla göz önünde bulundurmalıdır.

 Omurilik hasarının derecesi, hastalığın seyrini etkiler. Omurilik zedelenmeleri, yaralanma sonrası nörolojik duruma göre oluşturulmuş kriterlere dayanılarak tanı alırlar. Tam omurilik yaralanması, hiç hareket edememe ve tam his kaybı anlamına gelmektedir. Kısmi omurilik yaralanması ise bazı bölgelerde his duyusunun kaybolmadığı anlamına gelmektedir.

 Kısmi omurilikyaralanması olan hastaların çoğunda tam iyileşme olabilirken, tam keşi omurilik yaralanması olan hastalarda bu umut zayıftır.

   Günümüzde omurilik keşişi olan hastaların yaşamını kolaylaştırmak ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla birçok endüstriyel gelişmeler vardır. Tekerlekli sandalyelerin geliştirilmesi, çocuk sahibi olabilmelerinin sağlanabilmesi yönünde umut verici çalışmalar yapılmaktadır.

Omurilik Zedelenmesinin Nedenleri Nelerdir?

   Omurilik zedelenmesine neden olan kaza tipleri yıllardan beri değişiklik göstermektedir.

     Sanayileşmiş toplumlarda motorlu araç kazaları, omurga travmalarının en önemli nedeni olmaktadır. Şiddet nedenli, silah ve bıçak yaralanmalarıyla meydana gelen omurga zedelenmelerinin de sıklığı artmaktadır. Spor nedenli yaralanmalar da medyada oldukça sık gözlemlediğimiz omurga zedelenmeleridir.

Lomber Spinal Stenoz (Belde Kanal Darlığı)

Lomber Spinal Stenoz Nedir?

       Omurlar, omurilik ve sinir lifleri adı verilen yapılarının korunmasını sağlayan kemik yapılardır. Omurilik ve sinir lifleri omurların ortasındaki kanal boyunca başın alt kısmından başlayarak aşağıya doğru inerler. Omurlar arasında omurların birbirine bağlanmasını sağlayan, disk adı verilen yapılar vardır.

       Bu diskler yaş ilerledikçe sıvı miktarlarını kaybederler.

       Bu durum diskin yük taşıma yeteneğinin azalmasına ve sertleşerek bulunduğu yerden spinal kanala doğru yer değiştirerek kanal çapının daralmasına neden olabilir.

       Spinal stenozun diğer bir nedeni, omurların arkasındaki faset eklemlerinin büyümesidir.

Belirtiler Nelerdir?

       Spinal stenoz her zaman belirti vermeyebilir. Çalışmalar hiçbir belirtisi olmayan fakat ciddi spinal stenozu olan birçok insan olduğunu ortaya koymuştur. Eğer varsa belirtiler; sırt ya da bacaklarda ağrı, uyuşukluk ve kramptır. Bacaklarda kuvvetsizlik meydana gelebilir. Nadiren mesane ve/veya bağırsak problemlerine neden olabilir.

       Yakınmalar uzun süre ayakta kalma ve yürümeyle artabilir. Belirtiler devamlı ya da nöbetler biçiminde gelip geçen şekilde olabilir. Sınırlı bir süre yürüdükten sonra bacaklarda güçsüzlük ve uyuşma nedeniyle durma ve çömelme gereği duyulabilir. Yürüme mesafesi giderek azalabilir. Eğilme veya oturmayla ağrı hafifleyebilir veya tamamen geçebilir.

Tanısı Nasıl Konur?

       Doktorunuz sizden bir öykü alacak ve sizi muayene edecektir. Direkt grafîler (röntgen) daralmış disklerin veya zayıflamış disklerin varlığını ortaya koyabilir. Manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile omurgadaki darlıkların miktarı detaylı bir şekilde saptanabilir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) de detaylı araştırma için kullanılabilir.

Tüm bu çalışmalar spinal kanalının darlığını, sinir kökü basısını, darlığın yerinin saptanmasını sağlar.

Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

       Doktorunuz sizde ağrıya sebep olan bir darlığı saptayacak olursa, öncelikle cerrahi olmayan yöntemleri deneyecektir. Bu tedavi seçenekleri ise antiinflamatuar tedavi (oral ya da enjeksiyon) ve ağrının kontrol altına alınması için ağrı kesicilerdir.

       Somut tedaviye karar verilirken doktorunuz, sizin dayanıklılığınızı ve yakınmalarınızın yaşam kalitenizi düşürüp, düşürmediğini göz önünde bulundurur.

       Spinal enjeksiyonlar (kortizonun epidural enjeksiyonu gibi) yapılabilir.

İlaç tedavisi ve ağrının kontrolü

       Doktorunuz tedavinizi planlarken tek bir ilaç ya da çoklu ilaç tedavisini seçebilir. Ağrının kontrolü için kullanılan ilaçlara analjezik denir.

       Çoğu ağrı aspirin, ibuprofen, diklofenak, naproksen ya da asetaminofen gibi basit ağrı kesicilerle kontrol altına alınabilir. Bazı analjezikler (ağrı kesiciler) NSAİİ olarak adlandırılırlar. Bu tür ilaçlar ağrıyı kesmeleri yanında meydana gelebilecek bir inflamasyonu da ortadan kaldırmak amacıyla kullanılırlar. Bu ilaç grubu içinde, aspirin, ibuprofen, diklofenak, naproksen ve diğerleri vardır. Eğer doktorunuz size böyle ağrı kesiciler önermiş ve kullanıyorsanız, mide problemleri gibi yan etkilerle karşılaşabilirsiniz. Bu tür ağrı kesicilerin uzun süre kullanımında olabilecek problemler bakımından doktor gözetiminde olmalısınız.

       Eğer yukarıda bahsedilen türden ağrı kesiciler ile geçmeyen inatçı bir ağrınız varsa; doktorunuz size narkotik ağrı kesici (kodein-morfin gibi) adı verilen ilaçlar önerebilir. Bu tür ağrı kesicileri, doktorunuz önermedikçe kullanmayınız. Bu tür ilaçlarda yüksek doz, daha fazla ve daha hızlı etki demek değildir. Bu ilaçların kusma, kabızlık, baş dönmesi, uyuşukluk gibi yan etkileri vardır ve bu ilaçlar bağımlılık yapabilirler. Tüm ilaçlar ancak doktorunuz önerirse alınmalıdır. Doktorunuzun verdiği ilaçları nasıl ve ne kadar alacağınızı doğru anladığınızdan emin olunuz ve ilacınızın işe yaramadığını düşünüyorsanız doktorunuza danışınız.

       Antiinflamatuar etki gösteren başka ilaçlar da vardır. Kortikosteroidler güçlü antiinflamatuar etkilerinden dolayı oral ya da enjeksiyon biçiminde kullanılabilir. NSAİİ gibi kortikosteroidlerin de yan etkileri vardır. Sizin için risklerini ve yararlarını doktorunuzla görüşünüz.

       Spinal enjeksiyonlar veya bloklar ağrının ortadan kaldırılmasında kullanılabilir. Bu tür işlemler epidural aralığa (sinirleri saran zarlar arası aralık) ya da eklem aralığına kortikosteroid verilmesi şeklinde yapılır. Bu işlemi uzman hekim yapar. İlk işlemin başarı durumu göz önüne alınarak ileri dönemde işlem tekrarlanabilir. Bu yöntem; tedavi programında sıkça kullanılan bir yöntemdir.

İlaç tedavisi dışındaki konservatif (Cerrahi olmayan) tedavi seçenekleri

       Spinal stenozun belirtileri, hastalarda genellikle hareketten kaçınmaya neden olur. Bu durum eğilebilmede, dayanıklılıkta azalma yaratır. Fizik tedavi ya da egzersiz programı, kasları güçlendirme ve eğilebilmeyi yeniden sağlama açısından önemlidir. Aerobik, bisiklete binme, yürüyüş önerilmektedir. Çünkü bu tür eylemler sinirlere gelen kan miktarını arttırmakta ve böylece daralmanın belirtilerini azaltmaktadır.

       Ayrıca size sırt, karın ve bacak adalelerini kuvvetlendiren egzersizler de önerilebilir. Doktorunuz size en uygun egzersiz programını önerecektir.

       Birçok birey için, ev içi güvenliğe dikkat edilmesi çok önemlidir. Örneğin çamaşır makinesi ve bulaşık makinesi daha yüksek bir yere konabilir. Daha uygun bir yatak kullanılabilir. Gerekli ise banyoda da değişiklik yapılabilir. Yürüyüşün en kolay hale getirilebilmesi, gerekirse yürüteç veya baston edinilmesi uygundur.

       Önemli ve ilerleyici bir bacak zayıflığı gelişmedikçe ve idrar torbası veya bağırsak sorunları bulunmadıkça spinal stenoz, yetişkinlerde tehlikeli bir durum oluşturmamaktadır. Böyle durumlarda tedavinin amacı, hastanın yaşam kalitesini korumak ve ağrı varsa ağrının kontrolünü sağlamaktır.

       Cerrahi olmayan yöntemler, tek başına spinal kanaldaki darlığı düzeltmemekte ve ağrıyı uzun süre sonlandıramamaktadır.

       Cerrahi yöntemler, cerrahi olmayan yöntemlerle ağrısı kontrol altına alınamayan az sayıda hastada uygulanır. Cerrahi girişim ayrıca; ilerleyici bacak güçsüzlüğü, idrar torbası ve bağırsak problemi olanlarda tercih edilen bir tedavi yöntemidir.

       Yapılacak cerrahi girişimin amacı, basıyı kaldırıp kanal çapını genişletmektir. Bu işlemin adı lomber dekompresyondur. Laminektomi seçilebilecek cerrahi yöntemlerden biridir. Bu yöntemde arkadaki kemikler alınarak daralan kemik kanalı genişletilir. Hemilaminektomi bilateral flavektomi tekniğinde, arkadaki kemikler bir taraftan alınarak kanal genişletilir.

       Doğru endikasyonla yapılan cerrahi müdahale ile bacak ağrısı ve bacağın fonksiyon kaybı düzelir. Günümüzde hastalar operasyondan birkaç hafta sonrasında normal hayatlarına dönebilmektedir.

       Spinal stenozda bazen, zayıf olan omurlar arasında kayma olur ve buna spondiloliztezis denir. Ve böyle bir durumda omurlar arasındaki sabitlik kaybolur. Böyle olgularda spinal füzyon (omur birleştirme) cerrahisi, omurları sabitlemek amacıyla dekompresyon işlemi ile beraber yapılabilir.

       Birleştirme işlemi, birleştirilecek iki omur arasında kemik doku ya da teknik birtakım aletler ile yapılır. Birleştirme önden ya da arkadan ya da her iki yönden yapılabilir. Birleştirme cerrahisinde başarı oranı % 65’ten fazladır.

       Cerrahi sonrası hastanede kalış süresi sadece birkaç gündür. Çoğu hasta 6-9 haftada tüm aktivitelerine geri dönebilmektedir.

Servikal Disk Hernisi (Boyun Fıtığı)

Disk Hernisi Nedir?

       Omurga, omur denilen birbirine bağlı kemikler serisinden oluşur. Omurlar birbirine, bir disk ve”faset” eklemleri denilen iki küçük eklemle bağlıdır. Bir omuru diğerine bağlayan sağlam bağlantılı dokulardan oluşan disk, vertebraların arasındaki bir yastık ya da amortisör gibi görev yapar. Disk ve faset eklemleri, hareketlerinize, eğilmenize, boynunuzu ve sırtınızı döndürebilmenize olanak sağlar.

       Disk, “anulus fibrosus”adı verilen sert dış tabakada zedelenme ve”nükleus pulposus”adı verilen jel kıvamında merkez yapıdan oluşur. Yaşlanmayla beraber diskin merkez yapısı su içeriğini kaybetmeye başlayabilir ve diskin fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir. Disk merkez tabakasında bozulmalar olabileceği gibi, dış tabaka da zedelenme ve yırtılmalar meydana gelebilir. Bu durumda, diskin merkez yapısı dış tabakadaki yırtıktan, sinirler ve omuriliğin geçtiği kanala doğru taşmasına neden olabilir. Bu duruma disk hernisi (fıtık) adı verilir. Bu olay boyunda meydana geldiği zaman servikal disk hernisi (boyun fıtığı) adı verilir. Servikal disk hernisi sinirlere baskı yapabilir ve kollara doğru yansıyan ağrıya, sızlamaya, his kaybına veya kuvvet kaybına yol açabilir. Nadiren servikal disk hernisi omurilik üzerinde baskıya neden olabilir ve bu durumda bacaklarda problemlere neden olabilir.

Tanı Nasıl Konur?

       Doktorunuz öncelikle ağrının başlangıç zamanını, karakterini ve yayılma yerlerini sorgulayacaktır. Kollarda kas kuvvetlerini, duyu ve refleks değişiklerini değerlendirmek için yapacağı muayene ile disk hernisinin şiddeti ve yeri hakkında fikir sahibi olabilir.

Hangi Tedaviler Mümkündür?

       Doktorunuzun tanısı, direkt grafi, bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanımı ile doğrulanabilir.

       Servikal disk hernileri çoğunlukla cerrahi tedaviye gerek kalmadan düzelebilir. Bu yüzden servikal disk hernisinden kaynaklanan ağrıyı azaltmak için cerrahi dışı seçenekler öncelikle uygulanır.

       Doktorunuz kısa periyotlarla dinlenme, boyun hareketlerini kısıtlama, ödemi azaltan antiinflamatuvar ve ağrıyı kontrol eden analjezik ilaçlar, fizik tedavi, egzersiz veya epidural steroid enjeksiyonu tedavisi içeren cerrahi olmayan tedavileri uygulamanızı önerebilir. Cerrahi olmayan tedavilerde amaç, disk hernisi materyalinin yarattığı sinirlerdeki irritasyonu azaltmak, ağrıyı hafifletmek ve hastalığın fiziksel sonuçlarını iyileştirmektir. Bu, disk hernisi hastalarına uygulanan sıklıkla bir seri tedavi metodundan oluşan organize bakım programı ile başarılı olabilir.

Cerrahi Olmayan Tedaviler

       Servikal disk hernisine bağlı ağrının başlamasından sonra, kısa bir süre (1-2 gün) fiziksel aktiviteyi azaltmak için dinlenmek faydalı olabilir. Bu kısa süreli dinlenme periyodundan sonra tekrar hareket etmeye başlanması, eklemlerin hareketsizleşmesini ve kasların güçsüzleşmesini önlemek açısından önemlidir. Ayrıca doktorunuz bir hemşire ya da fizyoterapist yardımıyla boynunuzu güçlendirici özel egzersizler üzerine eğitime ve antrenmana başlayabilir. Bu tip egzersizler evde gerçekleştirilebilir. Kontrollü egzersiz yapabilmek için özel bir program istiyorsanız bir fizyoterapisti ziyaret edebilirsiniz. Egzersizleri doktorunuzun veya fizyoterapistin tarif ettiği gibi yapmanız önemlidir.

       Doktorunuz veya fizyoterapistiniz ayrıca inflamasyonu, ağrınızı ve kas spazmınızı azaltmak için traksiyon, elektrik stimülasyonu, sıcak sargı, soğuk sargı veya manuel terapi kullanabilir.

İlaçlar Ve Ağrı Yönetimi

       İlaçlar, analjezikler denilen ağrı kesicileri içerir. Bazen doktorunuz kas gevşeticiler önerecektir. Çok fazla ısrarlı ağrılarınız varsa doktorunuz kısa bir süre için daha etkili uyuşturucu ilaçlar önerebilir. İlaçların sadece önerilen dozda kullanılması önemlidir. İlaçların fazla dozda kullanılması daha hızlı iyileşmenize yardımcı olmayacağı gibi, istemeyen yan etkilere yol açabilir (kabızlık, uykusuzluk, mide kanaması, böbrek sorunları gibi).

       Daha önce ne tür tedaviler uygulandığını doktorunuza anlattığınızdan emin olun ve ağrı kesici önerirse size nasıl etki ettiğini bilmesine izin verin. Ayrıca uygulanmış olan ilaçların alerjik etkileri olup olmadığını doktorunuzun fark ettiğine emin olun.

       Nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlar (NSAIİ) analjeziktir ve disk hernisinin sonuçları olarak ortaya çıkan ödem ve inflamasyonu azaltmak için kullanılır. Doktorunuz size inflamatuar ilaç verdiyse mide bulantısı ve mide kanaması gibi yan etkilerini takip etmelisiniz. Reçetenin sürekli kullanımının veya uzun süreli ilaç kullanımının herhangi bir problem yaratıp yaratmayacağı doktorunuz tarafından belirtilmelidir.

       Epidural enjeksiyonlar veya çeşitli blok enjeksiyonları, yoğun kol ağrılarınız varsa önerilebilir. Doktorunuz tarafından, epidural (omurilik zarı dışına) veya sinir kökleri çevresine özel bir müdahale ile kortikosteroid ve lokal anestezik madde uygulanması sonucu gerçekleştirilir. Başlangıç enjeksiyonunundan sonra bir veya iki enjeksiyon daha ileri bir tarihte yapılabilir. Bu kapsamlı bir rehabilitasyon ve tedavi programının bir parçası olarak yapılmalıdır. Enjeksiyonun amacı sinir ve diskteki inflamasyonu azaltmaktır.

       Tetik nokta enjeksiyonları, omurga boyunca ağrılı yumuşak dokulara ve kaslara direkt uygulanan lokal anestezik madde (bazen kortikosteroidlerle birlikte) enjeksiyonlarıdır. Ara sıra ağrı kontrolü için kullanılsalar da tetik nokta enjeksiyonları, bir servikal disk hernisinin iyileşmesine yardımcı olmazlar.

Cerrahi Tedaviler

       Cerrahi tedavi, ağrısı tıbbi tedavi yöntemleri ile geçmeyen, belirgin güç kaybı olan, belirgin omurilik basısı olan hastalar için gerekli olabilir. Cerrahinin amacı diskin omuriliğe ve sinire baskı yapan kısmının ortadan kaldırılmasıdır. Bu diskektomi denen yöntemle yapılır. Disk hernisinin yerine bağlı olarak cerrah, omurgaya ulaşmak için boynun önünde ve arkasında açılan insizyondan ameliyatı yapar. Ameliyatın, boynun ön tarafından (anterior yaklaşım) veya boynun arka tarafından (posterior yaklaşım) gerçekleştirileceğinin teknik kararı, disk hernisinin tam yeri, cerrahın tecrübesi ve seçeneklerini içeren bir çok faktörden etkilenir. Her iki yaklaşımda da disk materyalinin sinir yapılara baskısı ortadan kaldırılır. Sonuçlar, genellikle iyidir.

       Ön taraftan yaklaşımda, genellikle omurlar arasından boşaltılan disk materyeli yerine, füzyon sağlamak için kemik materyal veya hareketi koruyucu protezler konulabilir. Bunun nedenleri ve sonuçları konusunda size doktorunuz bilgi verecektir.

Cerrahiden Sonra Neler Bekleyebilirim?

       Birçok hasta kısa bir dönem içinde (bazen cerrahiden sonraki 24 saatten daha kısa sürede) evine gidebilir. Cerrahiden sonra, doktor normal günlük aktivitelerinize ne zaman devam edebileceğiniz hakkında önerilerde bulunacaktır.

       Mükemmel bir ameliyat sonrasında bile uygulanacak rehabilitasyon programları günlük yaşamdaki aktivitelerinize hızla geri dönebilmeniz için yardımcı olabilir. Bu amaçla ameliyat sonrası egzersiz programından veya fizik tedaviden yararlanılır. Doktorunuza iyileşmenize yardımcı olacak egzersizler hakkında danışmalısınız.

       Cerrahi tedavi, servikal disk hernilerinden kaynaklanan radiküler (kola yansıyan sinir kökü ağrısı) ağrılarını azaltmakta etkilidir. Fakat bazı boyun ağrıları devam edebilir.

       Çoğu hasta diskektomiye iyi yanıt verir. Fakat her cerrahi girişimde olduğu gibi servikal disk hernisine yönelik girişimler bazı riskler içerir. Bu riskler kanama, enfeksiyon, sinir ya da omurilik hasarını içerir. Önden yapılan cerrahi yaklaşımda ses kısıklığı, yutma güçlüğü gibi komplikasyonlar gelişebilir. Bu tip komplikasyonlar genellikle geçicidir. Gelişebilecek en önemli komplikasyon, büyük damar veya yemek borusu yaralanmasıdır. Ancak bu tip komplikasyonların görülme oranı çok düşüktür. Ayrıca ağrının cerrahiden sonra düzelmemesi ve belirtilerin tekrarlaması mümkündür. %3-5 civarında hastada disk hernisi tekrarlayabilir ve sonraki bir zamanda belirtilere neden olabilir.

Beyin Anevrizmaları

Beyin Anevrizması Nedir?

       Anevrizma, beyindeki atardamar duvarının zayıflaması sonucu ortaya çıkan bir balonlaşma olup sıklıkla damarların çatallanma bölgelerinde görülür. Bu balonlaşan yapı normal damara göre daha dayanaksızdır ve bazı koşullar altında yırtılıp beyin içine kanamaya yol açarak yaşamı tehlikeye sokabilir. Anevrizmalar doğuştan damarın gelişme bozukluğuna bağlı olabileceği gibi yüksek tansiyon, damar sertliği (ateroskleroz), enfeksiyonlar (damarın iltihaplanması) veya kafa travması sonrası da gelişebilir. Anevrizmalar çoğunlukla beynin tabanında yerleşir ve buradaki beyin-omurilik sıvısı içinde kanamaya neden olurlar. Anevrizmaların yıllık kanama riski yaklaşık %1’dir.

Anevrizma Tipleri:

       Sakküler (kese biçimli) anevrizmalar : En sık görülen anevrizma tipi olup beynin tabanında büyük damarların çatallanma bölgelerinde oluşur. Bu çatallanma noktalarında damar duvarı daha fazla basınca maruz kalmaktadır. Bu sabit basınç zamanla damar duvarında oluşturduğu hasar sonucu balonlaşmaya neden olabilir. Sakküler anevrizmalar yıllar içerisinde gelişir ve bundan dolayı anevrizmanın yırtılma riski yaşla birlikte artar. Anevrizmanın bu şekildeki gelişmesini eskiden araçlarda kullanılan tekerlek iç lastiklerinde görülen balonlaşmaya benzetebiliriz. İleri yaşlarda damar yapısının bozulması sonucu damar duvarının esnekliğini kaybetmesi de anevrizma oluşmasında diğer önemli bir nedendir.

       Fuziform (iğ biçimli) anevrizmalar: Bu anevrizma damarın uzunca bir bölümünü içeren iğ şeklinde bir genişleme olarak görülür . Bu tip anevrizmalar da yırtılarak kanayabilir, ileri derecede genişleyip çevresindeki beyin dokusunda baskıya yol açarak veya içinde pıhtılaşma gelişip buradan ayrılabilen kalıntıların normal beyin damarlarında tıkanmaya (emboli) neden olması ile inme benzeri yakınmalar oluşturabilir.

       Mikotik (iltihap sonucu gelişen) anevrizmalar: Nadir olup damarın mikrobik hastalığı sonucu gelişir. Genellikle kese biçimlidirler. İltihap damar duvarında hasara neden olur böylece duvar zayıflaması sonucu anevrizma oluşumu ve bunun yırtılma riski artar. Sıklıkla subakut bakteriyel endokarditin (toplumumuzda ‘kalp romatizması’ olarak bilinir) bir komplikasyonudur.

       Travmatik (kaza sonucu gelişen) anevrizmalar: Beyin kan damarlarında kaza sonrasında gelişen anevrizma türüdür. Travma bölgesinde hasar gören damar duvarı zayıflar ve sonrasında yırtılabilir.

Toplumdaki Yaygınlığı ve Sıklığı

       Beyin anevrizmasına bağlı gelişen beyin kanaması sıklığı bir yılda 100.000 kişide 10-15 civarındadır. Ülkemizde her yıl ortalama 10.000 kişinin anevrizmaya bağlı beyin kanaması riski taşıdığı kabul edilebilir. Bu hastaların yaklaşık 1/3’ü herhangi bir sağlık kuruluşuna başvuramadan kaybedilmektedir. Bir sağlık kuruluşuna başvurabilen kanamış hastalarda da ölüm oranı %25-40 arasındadır. Dolayısıyla anevrizması kanamış hastaların yarıya yakını kaybedilmektedir. Burada önemli bir nokta henüz kanamamış olan ancak hastayı yine de risk altında bırakan beyin anevrizmalarının erken teşhis edilmesi ve tedaviye yönlendirilmesidir.

       Anevrizma her yaş grubunda görülebilir ancak 25 ve yukarı yaşlarda sıklık giderek artmaktadır. Yaygınlığı en sık olarak 50-60 yaş arasındadır ve kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülmektedir. Ailede anevrizma hikâyesi olması diğer aile bireylerinde anevrizma bulunma riskini arttırmaktadır. Bir kişide aynı anda birden çok sayıda anevrizma bulunması  bu riski daha da artırmaktadır.

       Anevrizmanın oluş nedeni tam olarak bilinmese de birçok faktörün gelişiminde rolü olduğu bilinmektedir: 1) Hipertansiyon (yüksek kan basıncı); 2) Sigara içilmesi/nikotin kullanımı; 3) Şeker hastalığı; 4) Aşırı alkol tüketimi; 5) Doğuştan gelen (genetik) yatkınlık; 6) Kan damarlarına hasar (özellikle damar sertliği) veya travma ve 7) Bazı enfeksiyonlar.

Belirtiler/Uyarıcı İşaretler

Anevrizma yırtılması/kanaması olan hastalarda bazı uyarıcı işaretler görülebilir:

  1. Herhangi bir bölgede ısrar eden baş ağrısı
  2. Bulantı ve kusma
  3. Ensede sertlik (kişi başını kolay eğemez)
  4. Bulanık veya çift görme
  5. Işığa karşı hassasiyet (fotofobi)
  6. His kusurları

Kanamamış anevrizması olan kişilerin çoğunda hiçbir belirti görülmeyebilir. Az bir hasta grubunda aşağıdaki belirtilerin bazıları veya tümü görülebilir:

  1. Göz sinirlerinde felçler (göz kapağının düşmesi, gözü rahatça hareket ettirememe gibi)
  2. Tek taraflı genişlemiş göz bebeği
  3. Çift görme, gözün arkası veya üstünde ağrı
  4. Bir bölgede ısrar eden baş ağrısı
  5. İlerleyen halsizlik ve uyuşukluk

Riskler ve Komplikasyonlar

       Anevrizmalar yırtıldığında sıklıkla subaraknoid (beyin ve beyin ince zarı arasına) kanama (SAK) gelişir. Damardan subaraknoid mesafeye yüksek basınç ile geçen kan burada birikerek beyne bası oluşturabilir, kanama beynin içine de olabilir; kan elemanları aynı zamanda daha düşük basınca sahip omurilik çevresine de ulaşabilir. Anevrizmadan olan kanama bazen sızma şeklinde de olabilir; bu durumda sızma noktasında küçük bir pıhtı oluşup kanamayı durdurabilir ve hasta yaşayabilir. Ancak pıhtının yol açtığı bu süreç tekrar kanama riskini önlemez; her ek kanamada yaşam daha fazla tehlikeye girer ve hayatta kalma ihtimali azalır. Kendiliğinden (spontane) gelişen SAK’ların çoğunun nedeni anevrizmalardır.

       Anevrizmanın yerinin, büyüklüğünün ve konfigürasyonunun tam olarak saptanması tedavisi  ve dolayısı ile yeniden kanamanın önlenmesinde kritik bir noktadır. Bir kanama sonrası tekrar kanama ihtimali ilk 14 gün için %20 civarındadır. Yukarıda bahsedildiği gibi anevrizma kanaması %50’lere varan oranlarda ölümcül seyreder. Ayrıca yaşayan hastalarda ise %25 oranında kalıcı nörolojik bozukluklara neden olur. Aklî fonksiyonlar yanında tüm vücut fonksiyonlarında da bozulma (örneğin kısmi felç) ortaya çıkabilir. Daha ciddi durumlarda ise kanama beyin hücrelerinde ağır hasara yol açabilir ve hastayı komaya sokabilir.

       Anevrizma büyük ise kanamadan da çevre beyin dokusunda baskıya yol açarak zarar verebilir. Ayrıca büyük anevrizmalar içinde pıhtı gelişebilir ve içinden kopan parçalar çok sayıda inmeye sebebiyet verebilir.

       Beyin çevresine sızan kan damarlarda daralmaya (vazospazm) yol açabilir. Bu durum beyin dokusuna gelen kan akımında azalmaya ve dolayısıyla inmeye neden olabilir. Vazospazm genelde kanamadan 5-8 gün sonra gelişir. Tedavisi oldukça zordur, hastanın yaşamını tehlikeye sokabilir.

       Kanamış bir anevrizmadan sızan kan beyin-omurilik sıvısı (BOS) dolaşımını engelleyerek hidrosefali (beyinde aşırı sıvı birikmesi) dediğimiz tabloya neden olabilir. Bu durumda beyinde ventrikül dediğimiz boşluklarda aşırı sıvı birikerek kafa içi basıncının artmasına neden olabilir. Bu sıvı artışını engellemek için bu boşluklara dren yerleştirilerek biriken sıvı ve sızan kan dışarı alınmalıdır.

       Anevrizma kanaması beyin ödemi veya şişmesine de neden olabilir. Bu durum beyin fonksiyonlarını etkileyerek çok ciddi problemlere yol açar. Beyin dokusunun şişmesi ve basıncının artması beyin dokusuna zarar verir. Beyin ödemi kan damarlarında bası oluşturarak beyne kan gitmesini yavaşlatabilir.

Tanı Yöntemleri

       Ülkemizdeki yürürlükte olan tıbbi yönetmeliklere göre beyin anevrizmalı hastalar ancak beyin ve sinir cerrahlarının (nöroşirürjiyenlerin) kontrolünde hastanelere yatabilmektedirler. Kanamış beyin anevrizmalı hastanın tanısı muayene ile doğrulukla saptanabilir, ancak tanının kesinleşmesi için ek testlere gereksinim vardır. Bu konuda hekime hastalık öyküsü iyi anlatılmalıdır (geçmişteki tüm ilgili rahatsızlıklar bildirilmelidir). Böyle bir hastada ilave başka anevrizmaların da bulunma ihtimali olduğundan doğru tanısal testler kullanılması yaşamsal bir konudur. Hekim tanıya ulaşmak amacıyla doğru test için doğru bilgiye ihtiyaç duyar.

       Beyin Anjiyografisi: Bu test anevrizmaların tespitinde en geçerli yöntemdir. Testin yapılması için hastanın kan tablosunun bilinmesi gereklidir; kanamaya eğilimi olan hastada bu test yapılamaz. Anjiyografi genelde radyoloji bölümünce uygulanır, ancak yeni yönetmelikle nöroloji ve beyin-sinir cerrahisi bölümleri de bu uygulamayı yapmaya başlamışlardır. İşlem sırasında bazen ilaçla hafif bir sakinleştirmeye ihtiyaç duyulsa da genelde hasta uyanık halde iken yapılabilir.

       Hasta tetkik masasında yatarken anjiyografiyi çekecek kişi kasıktan ince bir iğne ile atar damara girer. Sonrasında küçük bir plastik tüp (kateter) damar içerisine yerleştirilir. Röntgen ışınları altında kateterin geçişi görüntülenir ve dört ana beyin damarının bulunduğu baş-boyun bölgesine kadar ilerlenir. Bu işlem sırasında ağrı olmaz. Her bir beyin atar damarına görüntülenebilen damar içi boya ayrı olarak verilir ve bu sırada röntgen görüntüleri alınır. Bu uygulama damarların net olarak görülmesini sağlar. Anjiyografi görüntüleri alındıktan sonra kateter çıkartılır ve çıkarılan bölgeye kan sızıntısı olmaması için baskılı pansuman uygulanır. Bir müddet gözlem sonrasında hasta yatağına gönderilir.  Hasta işlem sırasında kateterin geçişini hissetmez ancak kullanılan boya maddesinin verilmesi sırasında başın bir tarafında belli belirsiz bir his oluşabilir veya geçici yıldız uçuşması veya boyun kramplarına neden olabilir. Anjiyografi işlemi, kişinin yaşamını riske sokabilen beyin anevrizmalarının tespitinde duyarlı ve spesifik olmasına karşın sonuçta hasta için müdahaleci (invazif) bir girişim olup düşük oranlarda da olsa damar duvarına hasar, inme ve kullanılan boyaya karşı alerjik reaksiyon riski vardır.

       Bilgisayarlı Tomografi-Anjiyografi (BTA): Daha yeni bir teknoloji olup hastanın kolundaki bir toplardamardan boya maddesinin verilmesi ile konvansiyonel anjiyografiye benzer görüntüler alınır. İşleme ait risk konvansiyonel anjiyografide de anlatılan boyar maddenin yol açabileceği alerji ve böbreklerde oluşturabileceği potansiyel hasardır. Bu yöntemde önemli bir avantaj hastayı anjiyografi ünitesine nakletmeye gerek duyul-

maması ve ek personele ihtiyaç olmamasıdır. Sadece bir dakikadan daha az bir sürede çekim işlemi tamamlanır ve inme riski taşımaz.

       Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG): Manyetik alan ve bilgisayar teknolojisi kullanarak vücuda ait organların üç boyutlu görüntülerini sağlayan bir tanısal testtir. Beyin anatomisinin net görüntülerini sağlar. Beyin MRG’si önceden var olan küçük inmelere ait bulguları da gösterebilir. Hastaya zararı olmayan bir testtir ancak cihazın içi dar olduğundan bazı kişiler kapalı yerde bulunma korkusu (klostrofobi) yaşayabilir. Ayrıca manyetik alana girmesi sakıncalı olanlar kişilerde (koroner stendi veya vücudunda manyetik protezi olanlar gibi) problemlerle karşılaşılabilmektedir.

       Manyetik Rezonans Anjiyografi (MRA): MR görüntüleme cihazı ile yapılabilen ve hastaya zararı olmayan bir testtir. Manyetik görüntüler bir bilgisayar tarafından analiz edilerek baş ve boyun bölgesinin damarları görüntülenir. MRA gerçek kan damarlarını gösterir ve tıkanmış, dar olan damarlar ve anevrizmalar hakkında net bir bilgi sağlayabilir.

Tedavi Seçenekleri

       Günümüzde anevrizma tanısı almış hastalar için üç önemli tedavi seçeneği mevcuttur:

-Gözlem ve/veya cerrahi olmayan tedavi (yalnızca takip)

-Cerrahi tedavi ve anevrizmanın kapatılması (kliplenmesi)

-Damar içi (endovasküler) tedavi ile stentleme ve/veya tıkama

       Tüm hastalıklarda olduğu gibi bir anevrizmanın tedavisine hasta ve hekim birlikte karar vermelidir. Eğer durum acilse veya hastanın şuuru anevrizma kanaması sonucu kapanmış ise, bu karar hastanın en yakını olan akrabası(ları) ile birlikte verilmelidir. Tedavi eden hekim her bir seçeneğin risk ve yararlarını hasta (veya yakınları) ile tartışmalıdır. Hastanın durumuna göre hekim tarafından bu seçeneklerden en uygunu hastaya önerilmelidir.

       Karmaşık ve uygunsuz yapıdaki anevrizmalarda cerrahi ve damar içi tedavinin her ikisinin birlikte uygulanması gerekebilir. Nöroşirürjiyen ve damar içi tedavi uzmanları ile hasta veya yakınları en iyi tedavi seçeneğini tartışıp belirleyebilir.

       Günümüzde anevrizma tedavisindeki en iyi yöntem halen tartışılmalı bir konudur ancak tedavinin en kısa zamanda gerçekleştirilmesinin gerektiği de unutulmamalıdır. Cerrahi riskler anevrizmanın kanamış olup olmadığıyla da ilişkilidir. Anevrizmanın büyüklüğü, yerleşim yeri ve hastanın yaşı ile genel durumunun da tedavinin başarısında diğer önemli faktörlerdir.

Gözlem ve/veya Cerrahi Olmayan Tedavi

       Anevrizma küçük ve bulunduğu yer açısından daha az büyüme ve kanama riski taşıyorsa yalnızca takip iyi bir seçenek olabilir. Bu hastaların izleminde tanısal testlerin tekrarlanması gerekmektedir. Bu kişilerde yıllık kanama riski az da olsa devam eder.

       Kanamamış anevrizmalı hastalara ilave olarak ilaç tedavisi verilebilir. Takipte olan hastalar sigara kullanımını bırakmalı ve kan basıncını kontrol altına almalıdır. Bu faktörler anevrizma oluşumunda, büyümesinde ve/veya kanamasında önemlidir. Yüksek kan basıncı önemli bir yakınma ise antihipertansif tedavi ve/veya diyet, egzersiz programı kan basıncını azaltabilir. Düzenli aralıklarla radyolojik inceleme (beyin anjiyografisi, MRA veya BTA) anevrizma boyutundaki değişiklikleri ve büyümesini gösterir. Kanamamış anevrizmalı kişilerde aşağıdaki faktörlerin iyice irdelenip sorgulanması sonrası takip planlanmalıdır:

-Boyut ve yerleşim yeri

-Yaş ve hastanın sağlık durumu

-Aile hikâyesi

-Tedavi riskleri

Cerrahi Tedavi ve Klipleme (Mandalla Kapatma)

       Açık cerrahi tedavi anevrizmalı hastalara uzun bir zamandan beri uygulanan ve halen altın standart olan bir girişimdir. Bu ameliyat anevrizmayı kapatmak için gerçekleştirilen bir ameliyat olup genel anestezi altında kafatasında küçük bir pencere açılarak ile yapılır. Kemik ameliyat bitiminde tekrar yerine yerleştirilir. Anevrizma çevre beyin dokusundan ve damarlardan sıyrılır ve genelde titanyumdan yapılan küçük metal bir klip (bir tür küçük metal mandal) ile boynu kapatılır. Anevrizmanın köken aldığı damarda normal kan akımının devam etmesi sağlanır. Ameliyat sırasında çeşitli tekniklerle mandalın anevrizma boynunu tam olarak kapattığı ve diğer kan damarlarında akımın normal olarak devam ettiği kontrol edilebilir. Klipler kalıcıdır, yerinde bırakılır ve bu durum vücuda herhangi bir zarar vermez. Bu ameliyatı geçiren kişilere MR çekilebilir. Normal koşullarda anevrizma cerrahisinden sonra hasta hastanede 3 ile 5 gün süreyle yatar ve sonrasında 3-4 hafta ev istirahatı uygundur. Kanamış anevrizmalar için hastanede kalma süresi 7 veya daha fazla gün olmaktadır. Anevrizma cerrahi olarak kapatıldıktan sonra takip anjiyografisi cerrahiden 5 yıl sonra gerekebilir.

Cerrahi Tedavi ve Kliplemenin Avantaj ve Dezavantajları

       Kliplemenin avantajları; tedavi sıklıkla kalıcıdır aynı anevrizmaya tekrar ameliyat gerektirmez, anevrizma doğrudan görülür (karmaşık yapıda olan anevrizmalar için bu durum önemlidir), klip uygulaması sonrası anevrizma söndürülebilir ve anevrizmanın beyin dokusuna yaptığı bası cerrahi olarak kaldırılabilir ve cerrahi sırasında başka anevrizma(lar) varsa doğrudan görülüp tedavi edilebilir. Kanamış olanlarda cerrahi sırasında anevrizma çevresi ve beyin dokusundaki kan elemanları, pıhtılar temizlenebilir; bu temizleme bazı hastaların çabuk iyileşmesinde önem taşır. Ek olarak cerrahi sırasında kraniektomi (kafatasından bir miktar kemik çıkarma işlemi) ile kafatasının bir kısmı alınabilir ve hastaların kötüleşmesine yol açabilen kafa içi basınç artışı (beyin ödemi gibi) önlenebilir.

       Cerrahinin dezavantajları; invazif (müdahaleci) bir girişimdir, kafatasının açılması gerekir ve buna bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Klip uygulaması sırasında çevredeki yapılar ve önemli damarlara hasar verilebilir.

Damar İçi Tedavi -Tıkama

       Damar içi tedavi son 15 yılda geliştirilmiş bir yöntemdir; kardiyologların kalp veya vücudun büyük damarlarındaki tıkalı damarları açma işlemlerine benzerlik göstermektedir. Özellikle son 5 yılda cerrahi klip uygulamasına kabul edilebilir bir alternatif olarak gündeme gelmiştir. Yüksek cerrahi riske sahip olan ve kötü nörolojik tablodaki hastalarda veya baziler arter (beyin sapını ve derin beyin bölgelerini besleyen büyük beyin atar damarı) gibi zor yerleşimli bazı anevrizmalarda damar içi tedavi uygun bir seçenek olabilir.

       Yakın zamanda yapılan bir çalışmada klip uygulaması ve damar içi tedavinin her ikisine de uygun olan kanamış anevrizmalarda eğer damar içi tıkama uygulanırsa en azından erken dönemde daha iyi sonuçlar elde edildiği saptanmıştır (ölüm veya sekelli kalma oranı 1 yılda tıkama yapılanlarda %23.5, cerrahi klipleme yapılanlarda % 30 olarak bulunmuştur).

       Damar içi tıkama yöntemi genel anestezi veya sedasyon altında yapılabilir. Atar damar sistemine kasıktaki büyük bir damardan ulaşılır (uyluktaki femoral arter). Artere bir iğne yerleştirilir. Küçük bir kateter ile ilerlenerek röntgen ışınlarının kılavuzluğunda beyini besleyen dört ana damara ulaşılır. Bunun içerisinden daha küçük bir kateter (mikrokateter) ile anevrizmaya ulaşılır. Anevrizma içerisinde katetere pozisyon verilerek ince bir tel veya diğer adıyla koil anevrizma içerisine yerleştirilir .Bükülebilir platinden yapılan bu koil bulunduğu anevrizmanın şeklini alır. Ek koiller gönderilerek anevrizma iç kesiminden doldurulur ve kan akımının anevrizma içerisine geçişi engellenir. Anevrizma içerisinde pıhtı oluşur ve uzun dönemde ise yeni gelişen dokuların anevrizma tabanında koillerin tabanını doldurması ve tam bir iyileşme beklenir. Balon yardımı ile koil yerleştirilmesi diğer bir yöntemdir; burada işlem sırasında bir diğer kateter yardımı ile bir balon damar içinde anevrizmanın boyun kısmında şişirilerek koillerin damara kaçması engellenir ve anevrizma içinde durması sağlanır. Benzer bir biçimde stent yardımı ile koil yerleştirilmesi sırasında ise küçük esnek bir silindirik kafes kullanılır ve bu koilleme için iskele vazifesi görür. Yukarıda tarif edilen stent veya balon yönteminin her ikisi de geniş tabanlı karmaşık anevrizmalarda tedavi seçeneği olarak kullanılabilir.

Damar İçi Tedavi-Koillemenin Avantaj ve Dezavantajları   

       Damar içi tedavinin avantajları; öncelikle minimal invaziftir (müdahaleye bağlı yan etkisi azdır), kafatasını açmayı gerektirmez ve işlem sonrası erken dönem komplikasyonu daha azdır. Kanamamış anevrizmalı hastalar bir iki gün içerisinde evlerine gönderilebilir ve bir iki hafta içerisinde işlerine dönebilirler.

       Koillemenin dezavantajları; anevrizmanın erken dönemde kapanma ihtimalinin daha düşüktür ve daha yüksek ihtimalle nüks görülür. Bu nedenle ek bir girişim daha gerekebilir ve tam tedavi için daha uzun süre takip gerekebilir.

İyileşme ve Takip

       İyileşme hastadan hastaya değişmekle birlikte anevrizma tipi, yerleşim yeri, kanama olup olmadığı, tedavi tipi ve hastanın genel durumu önemli faktörler arasında yer almaktadır. Beyin kanaması geçirmiş olanlarda nörolojik kayıplar daha çok ve belirgin olup bu hastalar daha uzun iyileşme süresi gerektirmektedir. Her hastada kendine özel bulgular görülse de cerrahi sonrası görülebilecek bazı yan etkiler aşağıda sıralanmıştır:

-Baş ağrıları

-Uyuşukluk ve yorgunluk

-Operasyon yerinde ağrı

-Çene ağrısı

-Başından saat tıklaması şeklinde ses gelmesi

-Görsel bozukluklar

-Kısmi veya tam körlük

-Görme alanı kayıpları

-İnce motor hareket bozuklukları

-Duygusal problemler

-Depresyon

-Kavramsal güçlükler

-Konuşma problemleri

-Algısal problemler

-Davranış değişiklikleri

-Denge ve koordinasyon bozuklukları

-Konsantrasyon güçlükleri

-Kısa dönemli hafıza problemleri

       İnme hastalarında olduğu gibi anevrizma tedavisinde de iyileşme ve rehabilitasyon dönemi önemli bir yer tutar. Bazı olgularda anevrizma kanadığında veya tedavi edildiği sırada kaybolan fonksiyonlar hasar görmeyen beyin alanları tarafından üstlenilebilmektedir. Rehabilitasyonda fizik tedavi, konuşma terapisi ve mesleksel eğitim gibi alanlarda uygulamalar yapılabilir.

Tarama Testleri

       Bir kişide anevrizma tespit edildiğinde diğer aile bireyleri için tarama yapılmasının gerekip gerekmediği henüz kanıtlanmamıştır. Ancak birden fazla kardeşte anevrizma tespiti halinde veya ailenin bir bireyinde çok sayıda anevrizma tespit edildiğinde, ailenin diğer bireylerine tarama önerilebilir.

Anevrizma Tedavisinde Nöroşirürjiyenin Rolü

       Nöroşirürjiyenler anevrizma, inme, karotid arter stenozu (şah damarı daralması) ve vasküler malformasyonları (beyinde yer alan damar yumakları ve benzeri bozukluklar) da içeren beyin damar hastalıklarından yakınan hastalara yardımcı olmak için eğitim almış uzmanlar olarak tanımlanabilir. Beyin anevrizması kliplemesi özellikle beyin damar patolojileri eğitimi olan nöroşirürjiyenler tarafından yapılmalıdır. Damar içinden yapılan koilleme işlemleri ise bu eğitimi ayrıca almış nöroşirürjiyen veya girişimsel radyolog tarafından yapılabilir. Nöroşirürjiyenler bu anlamda merkezi sinir sistemini etkileyen pek çok nörolojik bozuklukta hem ameliyat hem de ameliyat dışı tedaviyi (önleme, tanı, değerlendirme, kritik bakım ve rehabilitasyon) sağlar.

Nöroşirürjiyenin Nitelikleri

       Nöroşirürjiyenler Tıp Fakültesi eğitimini takiben 6 yıl uzmanlık eğitimi alırlar. Bu anlamda nöroşirürji neredeyse eğitimi en uzun dal olarak bilinmektedir. Bunun önemli nedenleri merkezi sinir sisteminin karmaşık yapısı ve cerrahisinde gelişmiş teknikler kullanılmasıyla da ilişkilidir. Başarılı bir ihtisas süresi, yazılı ve sözlü sınavların verilmesinin ardından ayrıca yeterlik sınavını geçen kişiler bu alanda yeterli bir cerrah olabilmektedir.

       Ülkemizde nöroşirürjiyenler tüm bu aşamaları tamamlayarak görevlerine başlamaktadırlar.

Beyin Damar Hastalıklarında Sık Kullanılan Bazı Terimler

Anevrizma: Atardamarın balon şeklinde anormal genişlemesine verilen ad

Anjiyografi: Röntgen ışınları altında görülebilen bir boya kullanılarak vücut damarlarının görüntülenmesi işlemi

Antihipertansif: Tansiyon düşürücü ilaçlara verilen genel isim

Araknoid: Beyin ve omuriliği kaplayan 3 zardan ortada yer alana verilen ad

Arteriovenöz: Arterleri ve venleri ilgilendiren

Arter: Kalpten vücuttaki organlara giden kanı taşıyan damarlar; atardamar

Beyin embolisi: Vücudun bir tarafından kan pıhtısının kan akımı yolu ile beyine taşınması ve arterin kapanması

Beyin kanaması: Kanayan damar, anevrizma veya travma bölgesinden beyin dokusu içine kanama olması

Beyin enfarktı: Beyine giden kan akımının kesilmesi sonrası gelişen inme

Beyin trombozu: Beyin dokusunu besleyen bir arterde pıhtı oluşumu

Beyin-omurilik sıvısı (BOS): Beyin ve omuriliği çevreleyen berrak sıvı. Bu sıvı sayesinde beyin bir kaza sırasında sarsıntıdan korunur ve beyin dokusuna gerekli besin elemanları taşınır. Aynı zamanda beyine zararlı olan maddeler bu sıvı ile temizlenir ve kafa içi basıncın düzenlenmesinde de önemli rol oynar.

Serebrovasküler: Beyin ve onu besleyen kan damarlarına ait

Serebrovasküler oklüzyon: Beyinde bir damarın bloke edilmesi veya kapanması

Kraniektomi: Kafatasının bir kısmının çıkartılması

Kraniotomi: Kafatasının bir kısmının çıkarılarak kafa içi yapılara ulaşılması

Ödem: Dokuda su birikimi sonrası şişme

Endovasküler: Kateter ve minyatür enstrümanlar kullanılarak ciltten kan damarlarına girilmesi ve vasküler hastalığa ait tedavi gerçekleştirilmesi; damar içi

Hematom: Damar duvarında hasar sonucu kandan oluşan lokalize şişme; yerel kan birikimi

Hidrosefali: Ventrikül dediğimiz beyin boşluklarında aşırı sıvı birikimi ve muhtemel kafa içi

basınç artışı

İskemi: Beyine giden arterlerin akımının azalması sonrası yetersiz kan akımı

İskemik inme: Beyine giden kan akımının bloke edilmesi sonrası gelişen inme

Subaraknoid kanama (SAK): Araknoid membran altına kan sızması. Genelde travma veya anevrizma yırtılması sonrası görülür

Trombus: Kan pıhtısı

Vazospazm: Kan damarlarının çapının daralması

Beyin-Omurilik Arteriovenöz Malformasyonları Ve Merkezi Sinir Sisteminin Diğer Damarsal Bozuklukları

Arteriovenöz Malformasyon Nedir?

       Arteriovenöz malformasyon (AVM) daha çok bebek anne karnında gelişimini tamamlarken veya doğumdan sonra da ortaya çıkabilen kan dolaşım sistemi yapısındaki yerel bir bozukluktur (yani tüm beden etkilenmez). Normal bir damar düzeninde atardamar ile toplardamar aralarındaki çok ince kılcal damarlar aracılığı ile bağlantı kurar. Kılcal damarlar bedenimizdeki bütün dokulara ve hücrelere kanı ulaştıran gerçek besleyici damarlardır. AVM’de bu kılcal damarlar bir bölgede geli­şemez ve atardamar ile toplardamar doğrudan bir ilişki içinde olup bir yumak oluşturur. Bu yapı birbiri içerisine geçmiş atardamar ve toplardamardan oluşmaktadır ve kan bu yumağın içinde çok hızlı yol alır.

       Atardamar oksijenden zengin kanı kalpten vücut hücrelerine taşır, toplardamar ise oksijenden fakirleşmiş kanı vücuttan tekrar kalbe ve akciğerlere taşır. Bir AVM’nin gelişmesi bu hayati döngü­yü bozar. Bedenimizde pek çok farklı yerlerde görülebilmesine karşın merkezi sinir sisteminin iki ana parçasını oluşturan beyin ve omurilikte ortaya çıkan bir AVM kişinin sağlığı için kötü sonuçlara yol açabilir.

       Genellikle AVM’ler kişinin yaşamı boyunca büyüme eğilimindedir. Hastalığın nedeni tam olarak bi­linmemektedir; doğuştan olabileceği gibi erişkin yaşam sırasında da ortaya çıkabilir, kalıtsal değildir. Dünya istatistikleri göz önüne alındığında ülkemizde yaklaşık olarak 40.000 kişinin beyin ve omurilik yerleşimli AVM’lerden etkilendiği söylenebilir. Hastalık her ırk ve cinste eşit oranda görülmektedir.

Hastalığın Belirtileri Nelerdir?

       Sinir sisteminde AVM’si olan kişilerin çoğunluğunda hastalığa ait bir belirti ya yoktur ya da çok az­dır. AVM genellikle kişi bir başka hastalık nedeniyle araştırılırken tesadüfen saptanır. Sinir sistemi AVM’sini bedeninde barındıran kişilerin yaklaşık %10’unda (ülkemizde 4000 kişi) değişen şiddette belirtiler olur. Bu grup içerisindeki hastaların küçük bir kısmında bahsedilen belirtiler hastalık eğer tedavi edilmezse ciddi derecede sekel veya yaşamı tehdit eden bir durumla sonuçlanabilir. Her yıl bu AVM hastalarının %1’i doğrudan AVM’nin yol açtığı sorunlar nedeniyle kaybedilmektedir. Beyinde yerleşen AVM’lerin en sık belirtisi süreğen baş ağrısı ve sara nöbetleridir, ancak AVM’ye öz-gü tipik bir baş ağrısı veya nöbet tipi yoktur. Baş ağrısı şiddet, süre ve sıklık açısından değişiklik gösterebilir ve migren ağrısı kadar şiddetli olabilir. Bazen başın tek tarafında görülen ağrı bölgesi ile AVM’nin bulunduğu yer ilişkili olabilir. Ancak ağrı-nın ortaya çıktığı bölge ile yerleşim yeri arasında genellikle bir ilişki yoktur ve ağrı bazen tüm kafa-ya yayılabilir. Sara nöbeti bayılma ile birlikte veya bu olmadan yalnızca kol ve bacak kasılması şeklinde de olabilir.

       Bir AVM beyinde yerleştiği yere bağlı olarak kişiden kişiye değişen sinir sistemi belirtilerine neden olabilir: vücutta tek taraflı güçsüzlük veya hissizlik, karıncalanma ve ağrı gibi anormal hisler, den-ge bozukluğu, hassas el becerilerinde azalma, konuşma bozukluğu, hafıza kayıpları, küçük çocuk-larda zekâ geriliği ve ileri yaşlarda erken bunama gibi. Bu konuda çalışan araştırmacılar sinir siste-mi AVM’lerinin bazı insanlarda asıl belirtilerin ortaya çıkmasından çok önce çocukluk ve genç eriş-kin dönemlerinde algılama, kavrama ve davranışsal sorunlara neden olabileceğini saptamışlardır.

       Okul başarısızlığı olan çocukların bu nedenlerle konuyla ilgili bir hekime danışılması önemlidir.

       Bazı hastalar kafalarının içinde üfürüm, vızıldama, uğultu ve çınlama gibi sesler duyabilirler. Bu durum kanın AVM içinde çok hızlı dolaşması sonucu ortaya çıkar. Bu belirti uzun süreli devam ederse işitme kaybına, uyku bozukluklarına ve ruhsal sorunlara neden olabilir.

       AVM’ler bazı yaş gruplarına özgü belirtilere neden olabilir. Yeni doğan çocuklarda görülen bir be-yin AVM tipi olan Galen veni anevrizması bu çocuklarda beyinde su toplanması (hidrosefali) ve kalp yetmezliği gibi ağır belirtilere neden olabilir.

       Omurilikte yerleşen AVM’ler sırt ve bel ağrısı, yürüme güçlüğü, bacaklarda his azalması ve idrar kaçırma gibi belirtilere neden olabilir. Aniden kanama ya da AVM içinde ani pıhtı gelişmesi bacak-larda felce yol açabilir.

       Eğer bir AVM kırklı yaşların sonu veya ellili yaşların başına kadar belirti vermemişse bu yaşlardan sonra da nadiren belirti verir. Ancak kadınlarda özellikle hamilelik döneminde artan kan hacmi ve kan basıncı gibi değişiklikler nedeniyle belirtiler aniden ortaya çıkabilir. Hamilelerde kanama riski biraz daha fazladır.

AVM Beyin ve Omuriliğe Nasıl Hasar Verir?

       AVM’ler beyin ve omuriliğe üç temel mekanizma ile zarar vermektedir: hücrelere oksijen taşınma-sının azalması, kanamaya neden olması ve normal dokuya baskı yapması.

       Daha önce bahsedildiği gibi AVM içinde kılcal damar bulunmadığı için kan hücreleri normal sinir dokusunu besleyemeden doğru­dan kalbe geri döner ve bu bölge­deki beslenemeyen sinir dokusu hasar görmeye başlar.

       Kanama bir AVM’li hastada en bü­yük sorundur. AVM’deki damarla-rın çeperi çok zayıftır ve içinden geçen kan hacmi fazla olduğundan bu damarlar bazen yırtılıp beyin veya omurilik içine kanarlar. Bazı kanamalar hasta farkında olmadan çok küçük miktarda olur ba­zıları ise hastanın yaşamını tehlikeye sokacak kadar büyük olabilir. AVM’lere bağlı beyin kanaması toplumdaki bütün kanama sonucu ortaya çıkan inmelerin %2’sini oluşturur.

       AVM’lerin –bir diğer etki mekanizması bir tümör gibi davranıp çevresindeki normal beyin ve omu-rilik dokusuna baskı yapmasıdır. Bu durum bazen AVM içindeki toplardamarlara gelen aşırı yük nedeniyle bu damarların bir varis şeklinde şişmesi so-nucu da ortaya çıkabilir.

AVM’ler Hangi Beyin ve Omurilik Bölgelerinde Görülür?

       AVM’ler atardamar ve toplardamar olan her bölge de gelişebilir; dolayısı ile beyin ve omuriliğin hemen her yerinde AVM ortaya çıkma olasılığı vardır. Ayrı ca beyin ve omuriliğin koruyucu kılıflarında da AVM’lere benzer fistüller gelişebilir.

AVM’ler Ne Tip Sağlık Sorunlarına Neden Olur?

       AVM’lerin en büyük potansiyel hasarı kanamadır. Araştırmacılar her yıl tüm AVM’lerin %2 ile % 4’ünün kanadığını göstermişlerdir. Bu kanamaların çoğu fark edilmemektedir çünkü bunlar ciddi sinir hasarı geliştirecek kadar büyük değildir. Ancak büyük ve öldürücü kanamalar da ortaya çıka­bilir. Bu konuyla uğraşan bilim insanları bir AVM’nin kanayıp kanamayacağı veya ne zaman kana­yacağı hakkında bir bilgi verememektedirler. Bir AVM hiç kanamadan ve büyümeden durağan ka­labileceği gibi ani büyüme de gösterebilir. Veya küçük bir AVM çok büyük bir kanamaya yol açabi-lir. Az sayıda hastada ise lezyonda gerileme (yani AVM’nin küçülmesi hatta kaybolması) görülebi-lir. Bir önemli nokta bir kere kanamış olan AVM’nin takip eden ilk yılda hiç kanamamış olana göre 9 kat daha fazla kanama riskine sahip olduğudur.

Başka Hangi Tip Damar Bozuklukları Merkezi Sinir Sistemini Etkiler?

       Beyin ve omurilikte terleşen AVM’lerin yanında üç değişik tip damar bozukluğu daha görülebilir: kavernöz malformasyonlar (kavernomalar), kapiller telenjektaziler ve venöz malformasyonlar.

       Bu bozukluklar merkezi sinir sisteminin herhangi bir yerinde gelişebilir. Bunlarda, AVM’lerden farklı olarak, atardamardan toplardamara doğru yüksek bir kan akımı söz konusu değildir; içinden ge-çen kanın düşük akım gösterdiği bozukluklardır. Bu lezyonlar AVM’lerle karşılaştırıldığında daha durağan olup kanama riski daha azdır ve daha az oranda nörolojik belirtilere neden olur. Bunlar AVM gibi agresif bir tedavi gerektirmez.

Kavernöz Malformasyonlar (Kavernomalar)

       AVM’lerden sonra en sık tedavi gerektiren damar bozukluğudur. Kavernom sıkı bir şekilde sarıl-mış, anormal ince damar duvarına sahip küçük damarsal yapılardan oluşur ve gelişen bu yapı be-yin ve omuriliğin normal dokusu üzerinde basıya neden olur. Bazı hastalarda birden fazla sayıda görülebilirler. AVM’ler kadar şiddetli kanamaya neden olmasalar da, bazen çevreleyen dokulara sızıntı görülebilir. Bazı kişilerde sara nöbetine neden olabilirler. Kalıtsal olabilir; bir kişide çok sayı-da kavernom varsa o kişinin birinci derecede akrabalarında tarama yapmak uygun olabilir. Nöbet, süreğen baş ağrısı, yaşamı riske sokan kanama gibi nedenlere yol açarsa tedavisi cerrahi olarak kavernomu çıkarmaktır.

Kapiller Telenjektaziler

       Bu lezyonlar anormal şekilde genişlemiş kılcal damarların oluşturduğu küçük lezyonlardır. Nadiren ciddi bir hasara neden olur. Telenjektazinin yırtılması sonucu oluşan kanamalar çok küçüktür. Bu nedenle bunlar iyi huylu kabul edilebilir. Ancak bazı kalıtsal bozukluklarda bu lezyonlardan çok sayıda görülebilir. Yaşamı riske sokan kanamaya yol açarsa cerrahi olarak çıkarmak gerekir. Bir çok hasta da ise herhangi bir tedaviye gerek kalmadan yalnızca izlem yapmak yeterlidir.

Venöz Malformasyonlar

       Bunlar anormal şekilde genişlemiş venlerden oluşur. Venöz malformasyonlar nadiren kanamaya neden olur. Telenjektazilerde olduğu gibi venöz malformasyonların çoğu bir yakınmaya neden ol­maz. Genellikle tedavi gerektirmezler.

Bu Tür Damar Bozukluklarının Nedeni Nedir?

       Merkezi sinir sisteminde ortaya çıkan bu damar bozukluklarının nedeni tam olarak anlaşılamamış­tır. Bebeğin anne karnındaki gelişimi sırasında ortaya çıkan bazı damar gelişim hataları bunlara neden olabilir. Bazı durumlarda bu hatalar genetik mutasyonlarla ilişkili olabilir. Bazı tip damar bo-zuklularının kalıtsal olduğu bilinmektedir ve genetik yatkınlığı vardır. Bazı yeni kanıtlar ise bu lez-yonların en azından bir kısmının hayatın geç bir döneminde kazanıldığını göstermektedir.

AVM ve Diğer Damar Bozuklukları Nasıl Tespit Edilir?

       Bir kişi beyin sorunu ile başvurduğunda öncelikle bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) çekilir, gerekirse ardından manyetik rezonans (MR) istenir. Omurilik belirtileri ile başvuran bir hastaya ise ön­celikle MR çektirmek daha uygundur. Bu tetkiklerde saptanan sonuçlara göre gere­kirse standart anjiyog-rafi ya da BT- anjiyografi/MR- anjiyografi gerekebilir. Damar bozukluklarının tanısında bu tetkikler yeterlidir.

AVM ve Diğer Benzer Damar Bozuklukları Nasıl Tedavi Edilirler?

       Merkezi sinir sistemi damar bozukluklarına bağlı baş ağrısı, sırt ağrısı ve sara nöbeti gibi belirtiler­de ilaç tedavisi verilebilir. Ancak bunlar hastalığı tedavi edici bir yöntem değildir, hastalığın yol açtığı belirtileri gidermeye yöneliktir. Venöz malformasyonlar ve kapiller telenjektaziler nadiren tedavi gerektirir. AVM’ler ve kavernomların bir kısmının tedavi edilmeleri gerekir. Kanayarak yaşa-mı tehlikeye sokan bir AVM’de acil cerrahi tedavi yapılmalıdır. AVM ve kavernomlarda bulundukları yer, büyüklükleri, neden oldukları hasar ve damarların yapıları tedavi planlamasında önemlidir.

       Günümüzde cerrahi, ışın tedavisi (Gamma Knife, Cyber Knife gibi) ve damar içi tıkayıcı tedaviler ayrı olarak veya bir arada kullanılarak bu hastalıklar tedavi edil­mektedirler. Beyin ve omurilik kavernomlarında bugün için yalnızca cerrahi tedavi yapılabilmektedir.

       Bazı merkezler kavernomlara ışın tedavisi de uygula­maktadır, ancak nadiren başarılı sonuç alınmaktadır. AVM’lerde ise küçük veya kanamış, beynin ve omurili­ğin nispeten tehlikesiz bölgesinde olanlara cerrahi te­davi ile tam çıkarma yapmak kesin bir tedavi şeklidir. Derin yerleşimli, büyük ve tehlikeli bölgelerde bulunan AVM’lerde damar içi tıkama, ışın tedavisi ve bazen cer­rahi tedavi birlikte uygulanabilmektedir. Ülkemizde bu tedavi yöntemleri en modern anlamda bir çok sağlık kuruluşunda uygulanmaktadır. Beyin ve omurilikte damar bozukluğu saptanan hastala­rın öncelikle bir Beyin ve Sinir Cerrahisi (Nöroşirürji) bölümü olan sağlık kurumuna başvurması uygundur. Damar içi tedaviler ve ışın tedavisi ülkemizde belli merkezlerde Radyoloji ve Radyote­rapi bölümlerinde yapılabilmektedir.

(Kaynak: www.spineturk.org)

Beyin Anevrizması Nedir?

Anevrizma, beyindeki atardamar duvarının zayıflaması sonucu ortaya çıkan bir balonlaşma olup sıklıkla damarların çatallanma bölgelerinde görülür. Bu balonlaşan yapı normal damara göre daha dayanaksızdır ve bazı koşullar altında yırtılıp beyin içine kanamaya yol açarak yaşamı tehlikeye sokabilir. Anevrizmalar doğuştan damarın gelişme bozukluğuna bağlı olabileceği gibi yüksek tansiyon, damar sertliği (ateroskleroz), enfeksiyonlar (damarın iltihaplanması) veya kafa travması sonrası da gelişebilir. Anevrizmalar çoğunlukla beynin tabanında yerleşir ve buradaki beyin-omurilik sıvısı içinde kanamaya neden olurlar. Anevrizmaların yıllık kanama riski yaklaşık %1’dir.

Travmatik (kaza sonucu) sonucu anevrizma oluşur mu?

Beyin kan damarlarında kaza sonrasında gelişen anevrizma türüdür. Travma bölgesinde hasar gören damar duvarı zayıflar ve sonrasında yırtılabilir.

Beyin anevrizmaları toplumda ne sıklıkta görülür?

       Beyin anevrizmasına bağlı gelişen beyin kanaması sıklığı bir yılda 100.000 kişide 10-15 civarındadır. Ülkemizde her yıl ortalama 10.000 kişinin anevrizmaya bağlı beyin kanaması riski taşıdığı kabul edilebilir. Bu hastaların yaklaşık 1/3’ü herhangi bir sağlık kuruluşuna başvuramadan kaybedilmektedir. Bir sağlık kuruluşuna başvurabilen kanamış hastalarda da ölüm oranı %25-40 arasındadır. Dolayısıyla anevrizması kanamış hastaların yarıya yakını kaybedilmektedir. Burada önemli bir nokta henüz kanamamış olan ancak hastayı yine de risk altında bırakan beyin anevrizmalarının erken teşhis edilmesi ve tedaviye yönlendirilmesidir.

       Anevrizma her yaş grubunda görülebilir ancak 25 ve yukarı yaşlarda sıklık giderek artmaktadır. Yaygınlığı en sık olarak 50-60 yaş arasındadır ve kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülmektedir. Ailede anevrizma hikâyesi olması diğer aile bireylerinde anevrizma bulunma riskini arttırmaktadır. Bir kişide aynı anda birden çok sayıda anevrizma bulunması  bu riski daha da artırmaktadır.

      Anevrizmanın oluş nedeni tam olarak bilinmese de birçok faktörün gelişiminde rolü olduğu bilinmektedir: 1) Hipertansiyon (yüksek kan basıncı); 2) Sigara içilmesi/nikotin kullanımı; 3) Şeker hastalığı; 4) Aşırı alkol tüketimi; 5) Doğuştan gelen (genetik) yatkınlık; 6) Kan damarlarına hasar (özellikle damar sertliği) veya travma ve 7) Bazı enfeksiyonlar.

Beyin anevrizmasını belirtiler/uyarıcı İşaretleri nelerdir?

-Anevrizma yırtılması/kanaması olan hastalarda bazı uyarıcı işaretler görülebilir:

-Herhangi bir bölgede ısrar eden baş ağrısı

-Bulantı ve kusma

-Ensede sertlik (kişi başını kolay eğemez)

-Bulanık veya çift görme

-Işığa karşı hassasiyet (fotofobi)

-His kusurları

       Kanamamış anevrizması olan kişilerin çoğunda hiçbir belirti görülmeyebilir. Az bir hasta grubunda aşağıdaki belirtilerin bazıları veya tümü görülebilir:

-Göz sinirlerinde felçler (göz kapağının düşmesi, gözü rahatça hareket ettirememe gibi)

-Tek taraflı genişlemiş göz bebeği

-Çift görme, gözün arkası veya üstünde ağrı

-Bir bölgede ısrar eden baş ağrısı

-İlerleyen halsizlik ve uyuşukluk

       Anevrizma kanaması beyin ödemi veya şişmesine de neden olabilir. Bu durum beyin fonksiyonlarını etkileyerek çok ciddi problemlere yol açar. Beyin dokusunun şişmesi ve basıncının artması beyin dokusuna zarar verir. Beyin ödemi kan damarlarında bası oluşturarak beyne kan gitmesini yavaşlatabilir.

Beyin anevrizmasında tedavi seçenekleri nelerdir?

Günümüzde anevrizma tanısı almış hastalar için üç önemli tedavi seçeneği mevcuttur:

Gözlem ve/veya cerrahi olmayan tedavi (yalnızca takip)

Cerrahi tedavi ve anevrizmanın kapatılması (kliplenmesi)

Damar içi (endovasküler) tedavi ile stentleme ve/veya tıkama

       Tüm hastalıklarda olduğu gibi bir anevrizmanın tedavisine hasta ve hekim birlikte karar vermelidir. Eğer durum acilse veya hastanın şuuru anevrizma kanaması sonucu kapanmış ise, bu karar hastanın en yakını olan akrabası(ları) ile birlikte verilmelidir. Tedavi eden hekim her bir seçeneğin risk ve yararlarını hasta (veya yakınları) ile tartışmalıdır. Hastanın durumuna göre hekim tarafından bu seçeneklerden en uygunu hastaya önerilmelidir.

       Karmaşık ve uygunsuz yapıdaki anevrizmalarda cerrahi ve damar içi tedavinin her ikisinin birlikte uygulanması gerekebilir. Nöroşirürjiyen ve damar içi tedavi uzmanları ile hasta veya yakınları en iyi tedavi seçeneğini tartışıp belirleyebilir.

     Günümüzde anevrizma tedavisindeki en iyi yöntem halen tartışılmalı bir konudur ancak tedavinin en kısa zamanda gerçekleştirilmesinin gerektiği de unutulmamalıdır. Cerrahi riskler anevrizmanın kanamış olup olmadığıyla da ilişkilidir. Anevrizmanın büyüklüğü, yerleşim yeri ve hastanın yaşı ile genel durumunun da tedavinin başarısında diğer önemli faktörlerdir.

(Kaynak: www.spineturk.org)